5 Temmuz 2020 Pazar
BIST 100
115748
%-0,99
DOLAR
6,8612
%0,1
EURO
7,7521
%0,32
ALTIN
392.135
%0,2
23°/31°
İSTANBUL
Güneşli
GÖRÜŞLER

Kâbe’nin anahtarı, liyakat veya alemde kırk kişiyiz!

Abdulbaki Değer
07.06.2020  01:42 - Son Güncelleme: 07.06.2020  13:47
+
-

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer “Eğitim sisteminde yönetici kadrosunun sendikal dağılım istatistikleri işleyişte hangi kriterin kullanıldığının apaçık göstergesi” diyor.

Kâbe’nin anahtarını gayrımüslime veren zihniyet kenar mahalledeki okul yöneticiliğini layıkına veremiyor.” Bu sözler Milli Eğitim Bakanı’mıza ait. Birkaç ay önce dile gelen bu sözlerde sayın bakan ehliyet, liyakat konusunda ilke ve değer dünyamız ile mevcut pratiğimiz arasındaki açığa vurgu yapıyor. Aynı tespiti yine bir süre önce katıldığı bir televizyon programında istihdam politikası veya belli görevlere kimlerin hangi nitelikleri ile getirildiği şeklindeki bir soruya cevap verirken dile getirmişti: “Kamudaki istihdam politikası ya da belli görevlere kimlerin getirildiği ile ilgili, şimdi Milli Eğitim Bakanına mı soruyorsunuz bu soruyu? Çok doğru değil gerçekten, onu kahve içerken konuşuruz.” Milli Eğitim Bakanı’nın mevzuya ilişkin açıklamasına benzer bir açıklama yetkili memur sendikasının genel başkanından geldi. Konuya ilişkin şu tespitlerde bulunuyor: “Bir sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için yönetici kadroların liyakat merkeze alınarak belirlenmesi hayati derecede önemlidir. Liyakat sisteminde bir pozisyon için seçilen kişinin yeterli bilgiye, eğitime ve tecrübeye sahip olması gerekir. Üzerinde durulan yalnızca o görevin gerektirdiği niteliklerdir. Özellikle bir ülkenin, toplumun geleceğinin şekillendiği eğitimde yönetim kadrolarının nepotizmden, kayırmacılıktan uzak bir şekilde belirlenmesi, tabiri caizse geleceğin de adil şahitlik çerçevesinde belirlenmesi anlamına gelir. Zira yönetimde hâkim olan ilkeler ve kurallar toplumsal yaşamın işleyişini belirler.”

***

Milli Eğitim Bakanı ve yetkili memur sendikasının genel başkanı belirli aralıklarda aynı konuya neredeyse aynı şekilde dile getirdiler. İkisi de eğitim alanında yönetici atamalarının nasıl olması gerektiğine ilişkin vurguda bulunurken aynı zamanda şu anda yönetici atamalarında belirli ilkeleri gözetmediğimizin tespitini de yapmış oluyorlar. Bu tespit ve bu talep çok önemli. Çok önemli bir gerçeğe, rahatsız edici bir soruna ve ilke ve değerler temelinde giderilmesi gereken bir ihtiyaca işaret ediliyor. Eğitimden sorumlu bakan ve yetkili sendikanın başkanı tarafından sorun kabul edildiğine göre yani bu alanla ilgili gerçekliğimizin nasıl olduğuna ilişkin bir ihtilaf olmadığına göre o zaman bazı şeyleri konuşmakta, onlara dikkat çekmekte fayda var. Neden fayda var, çünkü Türkiye’nin akıl sır erdirilmesi mümkün olmayan bir takım alışkanlıkları, iş görme tarzı, konuşma ve yapma şekli var. Çok doğru şeyler söyleyenlerin yanlış yaptıklarını hatta yanlış yapmak için doğruyu paravan olarak kullandıklarını görürsün. Onlarca kez denenmiş ve yanlışlığı onlarca kez test edilmiş iş ve işlemlerin bir kesin çözüm inancıyla tekrar hayata geçirildiğini görürsün. Yıllarca yapılan iş ve işlemin yanlış olduğunu belirten insanların şartlar oluşunca yanlış olarak nitelenen iş ve işlemleri yapmakta çok atak olduklarını görürsün. 

Bu açıklamalarda da olduğu gibi anlaşılması güç şekilde muhatabı olmayan, öznesi, faili belli olmayan bir dil kullanılıyor. Liyakat ile ilgili dikkatlerimiz çekildiğine göre yukarıda da belirttiğim gibi ortada bir problemin var olduğu kabul ediliyor. Öyle ya, problem yoksa sayın bakan meseleye niye dikkat çeksin, bu yönde bir sıkıntı söz konusu değilse yetkili sendikanın başkanı niye konuyu gündeme taşısın? O halde varlığında ittifak ettiğimiz problemi ortaya neyin çıkardığına bakmamız lazım. Liyakat problemi neden kaynaklanıyor? Kim MEB’de liyakat ekseninde bir yapılanmaya gidilmesini engelliyor? Ak Parti iktidarı bir kaç ay önce kurulmuş olsaydı Milli Eğitim Bakanı’nın bu yöndeki açıklamasını anlayabilirdik. Önceki hükümetler dönmeinde bu ilkeye riayet edilmemiş derdik. Neredeyse 20 yıldır Ak Parti hükümetleri iktdarda olduklarına göre ne diyeceğiz, meseleyi nasıl açıklayacağız? Aynı şey yetkili sendika başkanı için de geçerli. Liyakat mevzusunda problem nedir? Neden kaynaklanmaktadır? Kimler sistemi kabul etmediğimiz şekilde istismar ediyor? Bir liyakat problemi olduğuna göre liyakatsiz şekilde görevlendirilen insanların olması gerekiyor. Liyakatsiz insanları görevlendiren, işleri bu şekilde yürüten birilerinin olması gerekiyor doğal olarak. Adres kim, bu nasıl oluyor? Niye oluyor? Bakanlık niye bu şekilde?

***

Mesele itham etmek, polemik çıkarmak gibi algılanmasın. Bu tarzın, sorunları bu şekilde ele almanın, “mış gibi yaparak” mevcudu muhafaza etmenin önüne geçmezsek bir şeylerden şikayet etme hakkımız olmaz, olamaz. Öznesi, faili belli olmayan konuşmaların, talep ve beklentilerin karşılığı olmadığı gibi anlamı da olmaz. Bu dil, üslup ve içerik ülkemizin en büyük sorunlarından birisi ve açık konuşmak gerekirse meseleyi çözmek yerine mevcudu bu şekilde sürdürmek üzere dile geliyor. O yüzden tespit ve talepte bulunurken itirafta bulunan, faili meçhul muhatapları suçlarken kendisini töhmet altında bırakan bu söylemi, dili ve kamusal konuşma tarzını görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz. Zaten her kamusal söylem doğası gereği bir tür yargılama davetiyesi, “her türlü eleştiri ve sorgulamaya açığım” çağrısıdır. Dolayısıyla çağrıyı ciddiye almak ve ciddiyetle icabet etmek kendimizi ve içinde bulunduğumuz ilişki ağını ciddiye almanın zorunlu koşuludur.

***

Bu açıdan iki yetkili ağızdan karşımıza gelen bu söylem gerçekten bize ne söylüyor? Gerçekten konuşmak, sorunları dile getirmek ve dile getirilen sorunlara çözüm mü bulmak istiyorlar? Eğer niyet böyle ise bu şekilde konuşulabilir mi? Konuşan kişilerin bulundukları makam kendi başına böyle bir konuşmayı, bu şekilde bir konuşmayı tekzip etmez mi? Kâbe’nin anahtarını gayrımüslime veren zihniyet okul yöneticiliğini de aynı şekilde yürütmek için sayın bakandan başka kime ihtiyaç duyar? “Ülkenin, toplumun geleceğinin şekillendiği eğitimde yönetim kadrolarının nepotizmden, kayırmacılıktan uzak bir şekilde belirlenmesi, tabiri caizse geleceğin de adil şahitlik çerçevesinde belirlenmesi” için yetkili sendika ve başkanının azim ve kararlılıkla sürdürdüğü ahlaki ve ilkesel mücadele nerededir ve varsa buna kimler engel olmaktadır? Sorunları çözmeye mi çalışıyoruz yoksa sorumluluk mu savıyoruz? 

Liyakat temelli bir sistem oluşturmak zor değil. Alanın gerçekleri dikkate alındığında toplumun tüm kesimlerinin kabul edeceği bir takım standartlar, kriterler üzerinden yönetici atama işini bir günde hal yoluna koyacak bilgiye, birikime, tecrübeye sahibiz. Bu mevzu ile ilgili konuşurken sorunun bir türlü bulunamayan bir çözüm, ne şekilde çözüleceği bilinmeyen karmaşık, girift bir mevzu gibi algılanmasın. Bakan ve yetkili sendika başkanının çözülmesini istedikleri durum açık konuşacaksak bu şekilde yürütülmesi istendiği için bu haldedir. O yüzden Amerika’yı yeniden keşfedecekmişiz gibi davranmanın, o şekilde konuşmanın bir gereği yok. Eğitim kriteri, hizmet kriteri, hizmet içi eğitim kriteri vs. gibi somut, nesnel, herkesçe kabul edilebilir bir takım standartlar üzerinden hal yoluna koyulabilir bir sorun, malesef tabandan gelen ihtiraslı taleplerin ve tazyiklerin önünün açılması ve giderek bunun karşılıklı bir çıkar-sadakat ilişkisinin enstrumanına dönüştürülerek daha çetrefilli bir hale sokuldu. 

***

Ülkemizde bu tür makamların ne tür kayırmacılık anlayışıyla kullanıldığını, kimler tarafından kullanıldığı dün de bugün de biliyoruz. Şairin ifadesiyle ‘Her şey ben yaşarken oldu.” Netice-i kelam, bir şeyler söylüyormuş havasında dile gelen bu söylemi de vesile bilerek bu kanayan yaraya; ülkenin inanç-kültür-değer müktesebatına halel getirmeyen, toplumun maşeri vicdanını rahatsız etmeyen ve bu ülkenin etnik, dini, ideolojik-politik zenginliğini bir tür eleme-seçme kriterine çevirmeyen, hakka ve hukuka dayanan bir kriter eşliğinde çözüm getirmek hem çok kolay, hem de çok gerekli. Eğitim sisteminde mevcut yönetici kadrosunun sendikal dağılım istatistikleri -hakkıyla girenleri tenzih ediyoruz- işleyişte hangi kriterin kullanıldığının apaçık göstergesidir. Açık konuşmak ve sorunumuzu çözmek istiyorsak mevzu bu. Yok eğer yerleşik alışkanlıklar uyarınca bir takım gerçekleri dile getirip yapılan yanlışlara devam edilecek ve bu şekilde sorumluluktan kaçılacağı düşünülüyorsa şunu bilmekte fayda var: Alemde 40 Kişiyiz, Birbirimizi Biliriz!

BUNLARDA İLGİLİNİZİ ÇEKEBİLİR
İngiliz İşçi Partisi ‘merkezi’ inşa etmeye çalışıyor
KARAR.COM
Asya jeopolitiğinde sarsılan fay hattı
Siyaset içi siyasetin zor(unlu)lukları
YUKARI