Back To Top
Bir asır önde giden şaheser

Bir asır önde giden şaheser

 - Son Güncelleme: 20.04.2018 Cuma 03:39
Bir asır önde giden şaheser
- A +

11 yıl önce yayımlanan ‘Kur’an ve Tarihsellik Yazıları’ nı okuyanlar rahatlıkla kendilerini bir asır ileride görecek. Ömer Özsoy, bu çalışmasında İslam âleminin kurtuluşu için elzem olan perspektifi sade, vazıh ama deprem etkisi yapan makalelerle dile getiriyor.

İSMAİL KÜÇÜKKILINÇ

Ömer Özsoy’un ‘Kur’an ve Tarihsellik Yazıları’ adlı eseri ilk baskısından 11 sene sonra ikinci baskısı yapılıncaya kadar PDF veya fotokopi yoluyla tahminlerin fevkinde bir dağıtım ve yaygınlığa mazhar oldu. Yazarının 90’ların başından itibaren değişik yerlerde yayımlanan makale ve tebliğlerinden teşekkül eden bu eser kanaatimizce eserden daha başka bir şeydir.

İlahiyat sahasına alaka duyan biri olarak 1988-90 tarihlerinde başladığımız okuma serüvenimizde bizi ilmî açıdan daha ziyade etkileyenler Mehmed Said Hatipoğlu, Fazlurrahman ve Hikmet Zeyveli gibi isimlerdi. Derken, bir gün Dücane Cündioğlu, tüm dikkatleri kendisine celbedecek bir çıkış yakaladı. İtiraf etmek gerekirse Hikmet Zeyveli’den sonra ilahiyatçı olmayan bir ismin bu denli yüksek bir performans sergilemesi ilahiyatçılar için ibretlik bir durumdu. Daha sonraki makas değişikliğiyle Cündioğlu sadece kendisine ve ülkemize değil, İslam âlemine de ciddî bir haksızlık yaptı. Şayet Cündioğlu, Türkiyeli ve bir Türk değil de Pakistanlı, Mısırlı filan olsaydı en azından Nasır Hamid Ebu Zeyd, Hasan Hanefi gibi isimlerden daha meşhur ve müessir hale gelirdi.

Ancak ilahiyat camiası öyle bir isim çıkardı ki tüm bu saydığımız isimleri de aşan bir toplayıcılığın, açıklayıcılığın, çarpıcılığın faili oldu. Kitapta yer alan ve bilhassa 2000’lere doğru etkisi artan makaleleri bu mevzulara aşina fakir gibilerde bile deprem etkisi yarattı. Ertuğrul Özalp’in deyimiyle, Ömer Özsoy, perspektif talebesi olduğu Fazlurrahman’ı da aşmıştı. Az yazıyor, öz yazıyor, can evinden vuruyor, tam isabet kaydediyordu.

Özsoy, İslam âleminin (acaba Müslümanların mı demeliydim?) kurtuluşu için yegâne çareyi, yolu, yani elzem olan perspektifi sade, vazıh ama deprem etkisi yapan makalelerle dile getirdiği, kaleme aldığı için belki yepyeni bir şey söylemiyordu ama öyle bir şekilde ve etkiyle söylüyordu ki artık hiç kimsenin, kendisine aynı ya da benzer seviyede cevap veremeyeceği, perspektifini cerh edemeyeceği bir ufuk çiziyordu. Kim ne derse dersin, bu çizgiyi belirleyen ya da daha ölçülü bir ifadeyle söylersek silinmeyecek şekilde netleştiren Ömer Özsoy’du. En azından ülkemiz açısından durum budur.

Tarihselcilik meselesi hayli netameli bir mesele… Bu perspektife sahip olduğunuzda sorgulanan sadece samimiyetiniz olmuyor maalesef. Müslümanlığınız, imanınız, inancınız her şeyiniz hedef tahtası haline getiriliyor. Ancak ne çare ki, İslam’ın ve Müslümanların belki ahireti değil ama yeryüzünde var oluşlarının ispatı, bir iddia sahibi oluşlarının delili sadedinde de bu perspektiften başka yol yok. Daha da garibi, yeni nesillerin, yeni dünyanın din ihtiyacı ya da doğru din ihtiyacı için bu perspektif tek alternatif gibi görünüyor. Her dertli Müslümanın İslam’ın ve Müslümanların modern dünyada karşılaştığı ve bir türlü üstesinden gelemediği mağlubiyet, eziklik, çaresizlik belası için çözüm arayışlarına girdiğini görüyoruz. Bilhassa ıslahçı perspektife sahip Afgani, Abduh, Reşit Rıza, Seyyid Kutup, Mevdudi ve bunlardan biraz daha farklı olan Muhammed İkbal, kabul etmek lazımdır ki çare için hayatlarını heder eden insanlardı. Eserlerinde kimisi sert, kimisi mutedil üslup ve muhteva ile karşımıza çıktı, hepsini rahmet ve minnetle yâd etmek lazım. Onların bizlere miras bıraktığı tecrübe, yeni ufuklara yelken açmamıza sebep oldu. Ancak rüzgârı sinesinde en fazla toplayan isim de Fazlurrahman oldu.

Modern dünyada İslam ve Müslümanlar varlık ve söz iddiasında bulunacaklarsa hiç kimse Fazlurrahman’ı yok sayamayacak. Asırların müktesebat ve tecrübesi bir perspektif değişikliğiyle yeniden ümit kaynağımız haline gelmişse bunu biraz da Fazlurrahman’a borçluyuz. İnkârla olgunun yok farz edilmesi, hakikatin değiştirilmesi mümkün olamasa gerek. Kendisini tahkir değil rahmetle anmalıyız. Fazlurrahman’dan el alan Özsoy’un Fazlurrahman’ı aşıp aşmadığını bilemem ancak böyle bir intiba bırakması yazılarının kuvvet ve kudretine işaret eder. Kendisinin siyasî-tarihî ve bazı sosyolojik değerlendirmelerinin sathî, hatta kimi yerde indî olduğunu söylemezsek samimiyetsizlik etmiş olurum ancak bunlar onun çizdiği çizginin bizler için sahil-i selamet olduğu gerçeğine asla ve kat’a zarar vermiyor.

Özsoy, artık bir kenarda kalıp kalan ömrünü sade bir vatandaş gibi geçirse de sebkat eden hizmet ve himmeti kendisinin uzun seneler hayırlar yâd edilmesine yeter de artar bile. Biz hükmümüzü esere göre veririz. Ancak bir-iki görüşmemizden edindiğim intibanın verdiği cesaretle de söylersek şayet kendisinin tevazu ve samimiyeti olmasaydı bu makaleleri yazılamazdı.

Kanaatimizce herkes bu kitabı mutlaka okumalı… Bu kitabı okuyanlar rahatlıkla kendilerini bir asır ileride göreceklerdir. “Bir asır ileride” ifadesi elbette tarihselci perspektife mugayir, ilerlemeci bir ifade değildir; kitabın kırat ve kalitesini ihsas için mecburen kullandığımız bir tabirdir.

18-04/18/ekran-resmi-2018-04-18-014657.png

Kur’an ve Tarihsellik Yazıları
Ömer Özsoy
OTTO Yayınevi
224 sayfa / 23 TL

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN