Korona sonrası Türkiye’yi nasıl vuracak?

Kriz günleri toplumlarda güven arayışını arttırır. Savaş dönemleri de salgın dönemleri de istisnalar haricinde böyledir. Doğaldır, zira kamu gücü sokaktaki insanın güvenebileceği yegane unsurdur.

İtalya’da, ABD’de hastane koridorlarında yatan hasta görüntülerine, tıbbi cihaz açığı ve umutsuz hastaların oksijenlerini kesme haberlerine rağmen, bu hala böyle.

Devlete yönelik güven yüksek seyrediyor.

Euro Elects’te yayınlanan Mart ayı lider reyting ölçümleri bu bakımdan dikkat çekiciydi:

(Almanya) Merkel: 79% (+11), (Danimarka) Frederiksen: 79% (+40), (Avusturya) Kurz: 77% (+33), (Macaristan) Orbán: 74%, (İtalya) Conte: 71% (+27), (İngiltere) Johnson: 61% , Erdoğan: 56% (+15), (İsveç) Löfven: 47% (+21), (Fransa) Macron: 40% (+7).

Pandeminin sosyo-ekonomik sonuçları görülmeye başlayınca, işsizlik, gelir bölüşümünde bozukluklar ortaya çıkınca bu ölçümler nasıl seyredecek henüz bilmiyoruz.

Türk ekonomisi nasıl etkilenecek bu durumdan?

Uzmanlar korkutucu kestirimlerde bulunuyor.

Fatih Özatay, yaptığı bir modelleme sonucu ekonominin yüzde 32’ye kadar varan bir küçülme yaratacak şok dalgasına uğrayabileceğini, Erol Taymaz, yıllık yüzde 3,2 ile yüzde 12 arasında bir küçülme yaşayabileceğini söylüyor.

İstidam üzerine çalışan Seyfettin Gürsel’in, Perspektif sitesine verdiği bir röportajdaki işsizliklikle öngörüsü şu: “3 milyon ilave işsizin daha yaklaşık 4 milyonluk mevcut işsiz sayısına ekleneceğini tahmin ediyorum. Tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 15 seviyesinden en az yüzde 23-24’e ulaşır...”

Krizin benzer sonuçları karşısında tüm ülkelerin güzergahı benzer: Devletin ekonomik alana inmesi, boşluk doldurması, teşvikler ve desteklerle talebi canlandırması, zora düşen şirket ve çalışanlara el uzatması.

Ancak Türkiye’nin işi diğerlerinden daha çok zor.

Zira teşvik ve el uzatma para ve araç gerektiriyor.

Nitekim devletler şu ana kadar şu ana kadar 8 trilyon dolarlık teşvik paketi açıkladılar, IMF’nin kriz için 1 trilyon dolar ayırdı. Türkiye’nin ayırabildiği para ise çok sınırlı, 15 milyar dolar. Bunun da sadece yüzde 25’i nakit, geri kalanı borç, vergi erteleme, vs gibi kalemlerden oluşuyor.

Türkiye’nin imkan ve araç azlığının temel nedeni ekonomi yönetiminin bir süredir kaynakları har vurup harman savurması.

Doların yükselmesini engellemek için kamu bankalarının iktidarın talimatıyla yıl başından bu yana sattıkları döviz 40 milyar dolar civarında uzmanlara göre. 40 milyarlık ihtiyat akçesi, yani zor durum parası da, bir süre önce günlük işlerde kullanılmak üzere Hazine’ye devredilmişti. Merkez Bankası rezervlerinin eksi 18 civarında olduğu biliniyor. Yani altın ve bankaların mevduat karşılıkları dışında kasada para yok.

Erdoğan IMF’den para istemez, istese de IMF, vereceği paranın nereye harcanacağını denetlemeden böyle yönetilen bir ekonomiye el uzatmaz.

Anlaşılan para basılıyor. Ancak bunun da döviz karşılığı olmadıkça, eldeki pimi çekilmiş bombayı andırdığı söyleniyor. Nitekim Babacan şöyle diyordu son röportajında: “Merkez Bankası şu anda Türk Lirası üretmeye başladı. Fakat bunun miktarı ne olacak, orta vadeli bir programla nasıl normale dönecek, bu acil olarak açıklanmazsa Merkez Bankası’nın bugünkü politikası size yüksek kur ve enflasyon olarak geri döner.”

Umarız salgın çabuk söner, ekonomik canlılığa geri dönüş hızlı olur.

Ancak dalgayı bedelsiz atlatmak mümkün görünmüyor.

Yüzde 30’lara varan bir işsizlik ve düşük gelirli kesimi iyice vuracak bölüşüm bozukluğu, Türkiye’ye siyasal ve sosyal olarak nasıl yansıyacak?

Bu masada duran bir sorudur.

YORUMLAR (41)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
41 Yorum