Mankurt yapılamamış zihinlere başucu kitapları

Mankurt yapılamamış zihinlere başucu kitapları

Yazar Hayri Yıldırım’ın ‘Türkçü Devlet Adamı Mahmut Esat Bozkurt’, ‘Dinler, Yobazlar, Misyonerler, Yabancı Okullar’ ve ‘Sömürgeci Batı’nın Barbarlık Tarihi’ kitapları Hitabevi Yayınları’ndan ‘Bütün Eserleri’ etiketiyle çıktı. En çok ilgimi çeken ‘Barbarlık Tarihi’ araştırması oldu. Tıpkı Server Tanilli’nin ‘Uygarlık Tarihi’ gibi okuru daha fazla araştırmaya yönelten bir kitabı özellikle hukuk, siyasal ve iktisat öğrencilerine öneririm.

TANER AY

Bazı İslâmcı oluşumların dışındaki Türk Sağı’nın ve Türk Solu’nun ilk kadroları İttihat ve Terakki içinden çıkmışlardır. Bu da karanlık güçlerin kitlesel sol-sağ çatışması tahayyüllerini Soğuk Savaş dönemine kadar büyük ölçüde imkânsızlaştırmıştı. Soğuk Savaş dönemindeyse bloklar arasındaki gerginlik Türk Sağı’nın ve Türk Solu’nun ‘millî’ karakterlerinden saptırılması fırsatını yaratınca, her iki siyasal akımda yapısal değişiklikler gerçekleştirildi. Bu yapısal değişiklik bütünüyle çatışma esasına göre yapılmıştı. Büyük istihbarat servislerine çalışan mihrakların tasarısı olarak iki taraf arasındaki çatışma fiilen 4 Ocak 1968 günü başlatıldı ve 12 Eylül 1980 darbesine kadar da iki taraftan binlerce kişi öldürüldü. Aynı tabanca ile sabah bir solcunun, öğleden sonraysa bir sağcının vurulmasına sık sık tanık oluyorduk. Uğur Mumcu’nun o ‘kirli’ tabancalardan birkaçının seri numaralarını verdiğini anımsarsınız. Bütün cinayetler sonuçta aynı aklın işi olmasına karşın, solculara ‘Kahrolsun faşistler!’, sağcılaraysa ‘Kahrolsun komünistler!’ sloganları attırılması pek manidardı. Çünkü, politikleşmiş gibi görünen kitleler ya ‘Mankurtlaştırıldıkları’ için akılcı düşünemiyorlardı ya da ‘karanlık adamlar’ sağın ve solun kadrolarının büyük kısmını oluşturuyordu. Bu nedenlerle 12 Eylül günü sağ-sol çatışmasının ‘tasarlandığı gibi’ birden bitirildiğini ve yeni rejimin oyların yüzde 91.37’si ile kabul edildiği kanısındayım.

Bizim kuşak ‘bir tasarı olarak’ sağ-sol çatışmasını üniversitelerde ve mahallelerde yaşadı. Herkes bir taraftan olmak zorunda bırakılıyordu. Aralarından az sayıda ‘Mankurtlaşmamış’ solcu ve sağcı çıkması acı bir hakikat olmasına karşın, hepsinin dünden bugüne dogmalara hiç teslim olmadan dimdik yaşamalarınıysa pek değerli buluyorum. Onlardan biri Hayri Yıldırım’dır. Fakülteyi aynı dönemde okuduk. Ama, mâlûm nedenle öğrenciliğimiz sırasında bir arkadaşlığımız olmadı. Mezuniyetlerimizin ardındansa uzun yıllar boyunca aynı kurumda avukatlık yaptık, bir yaz da ailelerimizle birlikte tatil için Marmaris’te buluşmuştuk. 2009 yılına kadar adliyelerde ve Bankalar Birliği’nde karşılaşıyorduk, 2011 yılındaysa doğup büyüdüğü Tarsus’a dönünce irtibatımız bir müddet için koptu.

Üç haftadır Hayri Yıldırım’ın Hitabevi Yayınları’ndan çıkan ‘Bütün Eserleri’ dizisinin üç kitabına daldım. Önce ‘Dinler, Yobazlar, Misyonerler, Yabancı Okullar’ı okudum. Daha önce KARAR’da yazdığım gibi, bu araştırmasının ‘Giriş’ bölümünü önemli ve değerli buluyorum. Ancak, benim asıl ilgimi çeken onun ‘Sömürgeci Batı’nın Barbarlık Tarihi’ başlıklı araştırması oldu. İçindeki her bölümü dikkatle okudum. Herkese öneririm. Özellikle de hukuk, siyasal ve iktisat öğrencilerine. ‘Barbarlık Tarihi’ ayrıca beni ’76 yılına yuvarladı. Hukukta birinci sınıftayken çift numaralı arkadaşlarımızın Server Tanilli’nin ‘Uygarlık Tarihi’ teksirini okuduklarını anımsıyorum. Bizler de o teksiri merakımızdan Filiz Kitabevi’nden almıştık. Hayri’nin ‘Barbarlık Tarihi’ tıpkı Server Tanilli’nin ‘Uygarlık Tarihi’ gibi çok keyifli ve okuru daha fazla araştırmaya yönelten bir kitap. Ama, okuduktan sonra kitaplığınızdaki bir rafa yerleştirip bırakmayın, başucunuza alın ve uykunuz kaçtığında rastgele bir bölümü açıp yeniden okuyun.

‘Bütün Eserleri’ dizisinin ilk kitabı olan ‘Türkçü Devlet Adamı Mahmut Esat Bozkurt’a başladım ama, henüz bitiremedim. Bozkurt’a neden 2005 yılından itibaren sistematik bir biçimde saldırıldığını da kitabı bitirdiğimde anlamış olacağım. Hepimiz Bozkurt’a saldıranların arasında Osman Şirin, Vahap Coşkun, Aydın Engin, Hüseyin Çelik, Muhsin Kızılkaya ve Özcan Yeniçeri gibi isimlerin bulunduğunu biliyoruz. Çok farklı ve birbirlerine düşmanlık besleyen görüşlerdeki bu insanların Bozkurt’a saldırıda birlik olmaları size de hayli tuhaf gelmiyor mu?

27.jpg

NECİP FAZIL TÜRKÇÜ DEĞİL DEMİŞTİ

Hayri Yıldırım, yaşamı boyunca doğru bildiği Türkçülükten hiç sapmadı; hep Yusuf Akçura’nın, Ziya Gökalp’in, Nihal Atsız’ın ve Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçi çizgisini savundu. Bir defasında, ‘milliyetçi’ olarak telaffuz edilen partinin, Ahmet Arvasi’nin ve Necip Fazıl’ın ‘Türk-İslâm’sentezini temsil ettiği için Türkçü olmadığını belirttiğini anımsıyorum. 2012 olmalı, kalp krizinden hastahânede yatarken, kendisinin Türkçülük anlayışına da ışık tutacak mahiyette bir Nihal Atsız kitabı yazmak istediğini yakınlarına söylediğini duymuştum. Taburcu olur olmaz da dediğini yaptı. Togan Yayınları’ndan 2013 yılında çıkan ‘Son Türkçü Atsız’ kitabını bir arkadaştan alıp hemen okumuştum. Aslını ararsanız, Hayri, Tarsus’ta hayata âdeta ikinci defa doğmuştu; sürekli okuduğunu, gece gündüz araştırdığını ve kesintisiz yazdığını biliyor, haberlerini bir ara Beyhan’dan ve Talat’tan alıyordum. Onun Togan Yayınları’ndan ‘3 Mayıs Irkçılık Turancılık Davası’ ve Aygan Yayıncılık’tan ‘Nejdet Sançar’ kitapları hummalı Tarsus döneminin ürünleridir.

Öne Çıkanlar
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN