10.08.2020  10:50
SON GÜNCELLEME: 
10.08.2020  18:24
KAYNAK: 
KARAR

Mahfi Eğilmez: 40 milyar dolar ödünç parayla 2 trilyon dolara müdahale edemezsiniz

İktisatçı Mahfi Eğilmez, Merkez Bankası rezervlerinde yer alan 40 milyar doların, aslında başkalarına ait ödünç paralar olduğunu, bu 'ödünç rezervle' dünyada dolaşan yaklaşık 2 trilyon dolara müdahale etmenin mümkün olmadığını belirtti. Dolar ve euro karşısında değer kaybeden Türk Lirası'nı değerli kılmanın kısa vadedeki yolunun faizi yükseltmekle olacağını kaydeden Mahfi Eğilmez, Türkiye ekonomisinin en önemli sorununun faizi sanki ekonomi dışı bir unsurmuş gibi görmekten kurtulamamış olması olduğunun ise altını çizdi.

+
-

İktisatçı Mahfi Eğilmez, kendi blogunda yayımladığı "Geldik Yine Faize" başlıklı son yazısında, Merkez Bankası rezervlerinde 40 milyar dolar 'ödünç para' olduğunu ve Türkiye'nin bu ödünç para ile dünyada dolaşan 2 trilyon dolara düzen vermeye çalıştığını, bunun da mümkün olamayacağını ele aldı.

Değer kaybeden Türk Lirası'nın yeniden eski değerini kazanmasının kısa vadedeki tek yolunun ise faizi yükseltmenin olduğunu savunan Mahfi Eğilmez, "Faizi yükselttiğinizde insanlar faiz geliri elde etmek için dolar talebini bırakıp TL’ye dönerler, bu da TL’yi değerli hale getireceği için kuru düşürür" dedi.

Yazının tamamı şöyle:

"Dünyada yalnızca dolar olarak 2 trilyon dolara yakın nakit para var. Bu 2 trilyon dolara yakın para dünyanın her tarafına dağılmış durumda. Diğer ülkelerin merkez bankaları, bankaları, şirketleri, fonları, kişileri kendi ülkelerinin parasının yanında birikimlerini korumak amacıyla dolar tutuyor. ABD’nin GSYH’si kabaca 21 trilyon dolar olduğuna göre nakit olarak piyasaya çıkardığı para GSYH’sinin yüzde 9,5’ine denk geliyor. Bir karşılaştırma yapmak amacıyla Türkiye’nin durumuna bakalım. Türkiye’de dolaşımdaki para miktarı 231 milyar TL (33 milyar dolar.) Türkiye’nin GSYH’si 750 milyar dolar tahmin ediliyor. Buna göre dolaşımdaki TL miktarının GSYH’ye oranı yüzde 4,4 ediyor. TL’nin yalnızca Türkiye’de, doların ise bütün dünyada kullanıldığını düşünürsek bu oran normal, hatta TL/GSYH oranı fazla bile. Önceki yıllarda oran yüzde 3 dolayındaydı, pandemiden dolayı para basılınca böyle oldu.

'HESAPLARDA GÖRÜNEN DÖVİZ MİKTARLARI ÖDÜNÇ PARALAR'

Türkiye’nin resmi (TCMB nezdindeki) brüt döviz ve altın rezervi toplamı 90 milyar dolar. Kamu bankalarındaki rezervleri de buna eklersek kabaca 105 milyar dolar ediyor. Merkez Bankası brüt rezervlerinin net tutarı 26 milyar dolar. Buna kamu banklarının rezervlerini de eklersek yaklaşık 40 milyar dolar ediyor. Buradan ödünç alınmış olan döviz ve altın swaplarını ve kamu bankalarının açık pozisyonlarını düşersek aslında rezervlerimiz ciddi miktarda eksi çıkıyor. Dolayısıyla hesaplarda görünen döviz miktarları aslında başkalarına ait ödünç paralar. Bunları bir çeşit emanet olarak düşünebiliriz. Bize emanet edenler gelene kadar bunları kullanabiliriz ama emanet eden geldiğinde hemen bulup vermemiz lazım.

Buraya kadar anlattıklarımın özeti şudur: Dünyada dolaşan dolar miktarı kabaca 2 trilyon dolar, bizdeki rezerv miktarı kamu bankalarının rezervleri dahil kabaca 40 milyar dolar. Bunlar sahibi isteyene kadar kullanabileceğimiz emanet paralar.

Biz aylardır ne yapıyoruz bu emanet paralarla? Dolar kurunu düşürmeye ya da belirli bir limitte tutmaya çalışıyoruz. Nasıl yapıyoruz bunu? Merkez Bankası ve kamu banklarındaki rezervleri satarak kuru kontrol etmeye çabalıyoruz. Bunu başarabildik mi?

'KISA VADEDEKİ YOL FAİZİ YÜKSELTMEK'

Haziran – Temmuz aylarında kuru tutmayı başarmış gibi görünüyoruz. Ağustos’ta kontrolü yitirmişiz. Nasıl oldu da 2 ay başardığımız halde sonrasında başaramaz duruma geldik?  Bizim Merkez Bankası ve kamu bankalarının yapmaya çalıştığı şey aşağı yukarı budur: Ödünç 40 milyar dolarla 2 trilyon dolara düzen vermeye çabalamak. Bir başka deyişle başkasının bastığı parayı başkasından ödünç aldığın parayla dizginlemeye çalışmak. Oysa yapılması gereken şey kendi bastığın parayı yönlendirmekten ibarettir.

Sermaye hareketlerini serbest bırakmışsak ve ekonomiyi iyi yönetemediğimiz için insanlar Türk Lirası yerine dolar tutmaya yönelmişse yapılacak şey insanların tercih ettiği doları değersizleştirmeye çalışmak değil, Türk Lirasını değerli kılmaya çalışmaktır. 40 milyar dolarlık ödünç rezervle 2 trilyon dolara müdahale etmek mümkün değildir. Bunun kısa vadedeki yolu faizi yükseltmektir. Faizi yükselttiğinizde insanlar faiz geliri elde etmek için dolar talebini bırakıp TL’ye dönerler, bu da TL’yi değerli hale getireceği için kuru düşürür.

'DÖNÜP DOLAŞIP GELDİĞİMİZ YER YAPISAL REFORMLAR'

Ne var ki faizle oynamanın da bir sınırı var. Sürekli faizle oynarsak ya da faizi çok yüksek tutarsak yatırımlarda gerileme, talepte düşme gibi başka sorunlar ortaya çıkar. O nedenle dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yapısal reformlardır.

Bugün içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumda önce kanamayı durdurmamız, bunun için de faizi yükseltmemiz gerekiyor. Merkez Bankası bu eylemi el altından yürütüyor. Politika faizini aynı noktada tutuyor görünse de ortalama fonlama faizini artırmaya başladı. Gösterge faiz yüzde 13’e yükseldi, bankalar da yüzde 7’ye kadar düşürdükleri mevduat faizini artırmaya başladılar. Ne var ki bu adımlar iki nedenle yetersiz kalıyor: (1) Faizler (vergi sonrası bakıldığında) beklenen enflasyona göre hala düşük bulunuyor. (2) Merkez Bankası’nın politika faizini artırmak yerine dolaylı yoldan faiz artırımına gitmesi yeterince cesur önlemler alamadığı izlenimi verdiği için beklenen olumlu etkiyi yaratamıyor.

Türkiye ekonomisinin 1993 yılından bu yana en ciddi sorunu ekonominin dört temel unsurundan (ücret, kâr, rant ve faiz) birisi olan faizi sanki ekonomi dışı bir unsurmuş gibi görmekten kurtulamamış olmasıdır. Bu sorunu aşamadığımız için sürekli aynı noktaya geri geliyoruz."

DİĞER HABERLER
Kur'an'a sarılırsak birbirimize düşmeyiz
Füze pazarlığı yaptılar
Hatay'da ormanı yakan şüpheli tutuklandı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sırbistan Başbakanı Vucic'i ağırladı
Dernek ismi vermedi
İbrahim Toru koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti
Evlenmek istediği kızın annesini öldürdü