‘Şiirsel öykü dili için çaba harcadım’

‘Şiirsel öykü dili için çaba harcadım’

‘Son Gül İçin Prelüt’ kitabındaki metinlerinde şiirsel bir öykü dili kuran yazar Muhammed Erdevir, Karar'a anlattı: İmgeye dayalı şiirsel bir öykü dili kurabilmek için çaba harcadım. Dışarıdan bakınca kolay gibi görülebilen riskli bir anlatım biçimiydi bu… Mensur şiire benzeten de oldu, mektup yazmışsın, ağıt yakmışsın diyen de. Eleştirileri anlamakla birlikte, Son Gül İçin Prelüt’teki öyküleri yazmanın ortalama bir durum öyküsü yazmaktan çok çok daha zor olduğunu söyleyebilirim.

ZEYNEP DELAV | KARAR

Yazar-şair Muhammet Erdevir Osmaniye, Kadirli doğumlu. Selçuk Üniversitesinde edebiyat öğretmenliği okuyan yazar, Gaziantep’te yaşıyor. İlk öyküsü ‘Gülmek İçin’i 2010’da Ay Vakti dergisinde yayımlayan yazar, o günden bugüne Hece Öykü, Edebice, Semaver Öykü gibi dergilerde öykü ve yazılarını yayımladı. Son zamanlarda Barbar, Papirüs ve Edebiyat nöbeti gibi dergilerde şiirlerini yayımlıyor, kurduğu kültür-sanat, edebiyat sitesi ‘edebiyatdaima.com’ ile Gaziantep’te gayretli bir şekilde yazının ve sanatın nabzını tutuyor. Erdevir ile ‘Lav Denizindeki Ada’ ve ‘Son Gül İçin Prelüt’ öykü kitaplarını ve diğer çalışmalarını KARAR okurları için söyleştik.

f2b72abb-9488-4b37-91f0-5ed5a917ba8c.jpg

SORU CEVAP

İki öykü kitabınız var. İlk öyküleriniz Lav Denizindeki Ada’da okuruyla buluşmuştu. Şimdi ilk yayınından dört yıl sonra Mavi Gök Yayınları’ndan tekrar basıldı. Okurlarınızdan dönüşler nasıl oldu? Yeni yıla böyle bir başlangıcın sizdeki etkileri neler oldu?

Özel olarak ayarlamadım ama ilk öykümün ulusal bir dergide okurun huzuruna çıkmasından on yıl sonra ilk dönem öykülerim yeniden kitap halinde okurla buluşmuş oldu. Özenli bir baskı ve iyi bir tasarımla okurun önüne çıktığı için tanıyan tanımayan herkesten güzel şeyler duydum ve elbette çok mutlu oldum. Kuşak tanımlamaları çok tartışmalı tanımlamalardır. Eğer bir ‘2010 Kuşağı’ varsa ‘Lav Denizindeki Ada’daki öyküler bu kuşağın tam merkezinde duruyor aslında.

Duygusal etkiye gelince… Ben yazdığım yazı ve şiirleri ruhumun, düşüncemin doğal bir uzantısı gibi görmemeye çalışırım. Çocuğum gibi sahiplenmem yazdıklarımı. Metinle arama mümkün olduğunca mesafe koymaya çalışırım. Böylece metin üzerinde çalışmak hatta bazen “Bu olmamış!” dediğim metinleri kaldırıp atmak daha kolay olur. Kitabımın yeni baskısının yapılması beni çok mutlu etti tabii ki. Hangi yazar buna sevinmez ki?

‘TESTİYİ DOLDURDUKTAN SONRA KENDİ TARZIMI ARADIM’

Kitap on dört öyküden oluşuyor. Yolcu, Nehri Tutuşturan, Rüyadaki gibi kurgusal ve imgesel yanı güçlü öyküler yanında veya Şeftali Çiçeği, Gülmek İçin gibi hayatın içinden gözlemlerle oluştuğu sezilen öyküler de var kitapta. Bu öykülerin yazılma serüvenini bizimle paylaşır mısınız?

İlk öykünün yazılması çok zordu benim için ve yaklaşık iki yıl boyunca ‘Gülmek İçin’le didişip durdum. İlk öykü zordur ama bir kez yazıldı mı sonraki öykülerin yazılma süreci biraz daha kolaylaşır. Bu öykülerde dergilerin beklediği durum öyküsü anlatımını takip ettiğimi söyleyebilirim. Önce bulabildiğim tüm öykü antolojilerini edindim ve okudum. Ardından antolojilerde dikkatimi çeken yazarların kitaplarına yöneldim. Bu kitaplar beni öykü eleştirisi ve öykü kuramına yöneltti ve öyküde çok renkli bir anlatım dünyası olduğunu keşfettim. Dolayısıyla testiyi doldurduktan sonra kendi öykü tarzımı aramaya başlayabildim. İkinci kitabım ‘Son Gül İçin Prelüt’teki yoğunlaştırılmış imgesel dil ve şiirsel söylem biraz da bu çalışmaların ürünüdür desem yanlış olmaz.

Öyküler genel olarak yol ve yolculuk imgesiyle ilintili diyebiliriz. Bu tema nasıl belirginleşti kaleminizde?

Sanırım kendimi arayış sürecim kalemime yansıdı. Yolculuğu, yolda olmayı, yol halini gerçekten çok severim ve özellikte Muş’ta çalışırken birçok ile ve ilçeye seyahat edip o bölgeyi tanıma şansım oldu. Öyküler her ne kadar kurgusal bir zemine otursa da aslında insanın derinindeki arayış duygusundan besleniyor. İnsan bazen neyi aradığını bilmeden içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor ve böyle durumlarda edebiyat, sanat ve düşünce bizi dünyanın karmaşasından koruyan yegâne sığınak oluyor. Ben bu anlamda kaybolmadığım için kendimi şanslı sayıyorum.

‘ŞİİRSEL ÖYKÜ DİLİ BÜYÜK BİR ÇABANIN SONUCU’

İkinci öykü kitabınız Son Gül İçin Prelüt’ün dilinde şiirsel anlatımın belirginleştiğini görüyoruz. İki kitap arasında ciddi bir üslup ayrışması var. Bu, sadece öykülerin yazılma zamanıyla mı ilgili yoksa bilinçli bir seçim mi?

İlk kitabım 2010-2015 arası yazdığım öykülerden oluşuyor. Bu beş yıl içinde hem öykü yazmayı hem de öykü üzerine düşünmeyi öğrenmeye çalıştım. Bu ilk öykülerde ağırlıklı olarak arayış teması hâkimdi. Mistik yanı güçlü, yer yer büyülü gerçekçi anlatımla da yolu kesişen öykülerdi bunlar. Son Gül İçin Prelüt’te ise 2018 sonrası yazdığım öyküler ağırlıklı. Bu dönemde bir yandan öykü ve şiir okumalarımı yoğunlaştırırken bir yandan da kuramsal metinleri anlamaya ağırlık vermiştim. Öyküleri bu arayışın hemen sonrasında yazmaya başladım.

Ben öyküde şiirsel anlatımın olanaklarını zorlamak, imgeye dayalı şiirsel bir öykü dili kurabilmek için büyük bir çaba harcadım ve ortaya Son Gül İçin Prelüt çıktı. Dışarıdan bakınca kolay gibi görülebilen riskli bir anlatım biçimiydi bu. Mensur şiire benzeten de oldu, mektup yazmışsın hatta ağıt yakmışsın diyen de. Oysa her öykü çok katmanlı bir biçimde insan duygularının belli özellikleri üzerinde derinleşme kaygısı taşıyordu. Eleştirileri anlıyor ve bazılarına da hak veriyor olmakla birlikte, Son Gül İçin Prelüt’teki öyküleri yazmanın ortalama bir durum öyküsü yazmaktan çok çok daha zor olduğunu söylemeliyim.

Şiirleriniz de çeşitli dergilerde okuyucuya ulaşıyor. Gelecekte onları kitaplaştırmak gibi bir planınız var mı?

Bunu çok düşündüm aslında. Kendimi şair olarak tanımlayabilecek kadar şiire mesai harcadım mı acaba? Açıkçası bu soruları yanıtlamak benim için o kadar da kolay değil. Yalnız şu var ki şiir okumayı, yazmayı, şiir üzerine düşünmeyi seviyorum. Belki bir gün kitaplaşır şiirlerim, neden olmasın?

‘EDEBİYAT İŞ OLARAK GÖRÜLMÜYOR’

‘Soba Çözümü Teorisi’ adlı öykünüz topluma küskün yazar ve okurlarla ilgili dikkat çekici bir öykü. Öykü kişisi kitaplarını toplayıp sobada yakmak zorunda kalıyor. Yazarlar ve kitap tutkunları toplumla neden uyum sağlayamıyor?

Toplumun büyük çoğunluğu için okumak ve yazmak zamanı eğlenceli ve verimli kullanmaya yarayan işlevsel birer hobi konumunda. Yazmak, bir iş olarak görülmediği gibi nitelikli ve düzenli bir okuyucu olmak da “Ne işe yarar ki?” tavrıyla karşılanıyor. Edebiyatçılar ailelerinden, dinlenme zamanlarından, uykularından çalarak yazmak ve okumak zorunda. Haftada en azından bir kitap bitiren iyi bir okur için de durum farklı değil. Haliyle bir süre sonra aile ve çevreyle çatışmalar artıyor ve kitaplıklar ya sahaflara teslim ediliyor ya da dağıtılıyor. Soba Çözümü Teorisi, hem bu çatışmaya değinen hem de kıyıda köşede kalıp unutulmaya mahkûm olmuş edebiyatçılara selam gönderen bir öyküdür.

DİJİTAL YAYINCILIĞIN AĞIRLIĞI ARTACAK

‘Edebiyat Daima’ geniş kitlelere hitap eden bir kültür, sanat ve edebiyat internet sitesi. Bu site kurulurken nasıl bir amaçla yola çıktınız? Geldiği noktadan memnun musunuz?

Edebiyat Daima’dan önce 2007-2017 arası aynı isimle küçük bir blog yayımladım. O blog hiç yayın yapmadığım aylarda bile 500-600 ziyaretçi alıyordu her ay. İnsanlara doğru içerik sunarsanız karşılığını alıyorsunuz. Derdim hiçbir zaman çok okunmak olmamasına rağmen daha kurumsal bir site kurma ve daha düzenli yayın yapma düşüncesiyle bloğu web sitesine dönüştürdüm 2016’da. 2018’de de yayına başladık. Bir gün Edebiyat Daima’yı ayda 50 bin kişi ziyaret edebilir ama böyle bir amacımız yok. İçerik yönünden basılı dergilerden geri kalmayan, periyodik olmamakla birlikte sık ve düzenli güncellenen bir platform olmasını istemiştim siteyi kurarken. Bunları büyük oranda gerçekleştirdik. Dijital yayıncılığın ağırlığının giderek artacağı aşikâr. Doğru içeriklerle bu alanda bir ihtiyaca cevap verebileceğimize inanıyorum.

İlgili Haberler
Öne Çıkanlar
YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN