Yaşadığımız gibi inanmak

Güzel sözdür: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”

Geçmişten bugüne, hayatla inanç arasındaki interaktif irtibatın izi sürülebilir.

18. asırda “aydınlanma” ile kol kola gelen “büyü bozumu” geleneksel inançları rafa kaldırmış, modern dönemde bunların yerine bilim ve milliyetçilik başta olmak üzere çeşitli ideolojiler ikame edilmişti.

Kadim insani hırsların bilim ve ideolojilerle evliliği ilk başlarda pek hayırlı neticeler vermedi: İki çok kanlı dünya savaşı yaşandı.

Ama neticede dünya eskisinden daha kötü bir yer de olmadı.

Modern dönemde öne çıkan, çevreyi ıslah, şehirleri imar etme, hastalıklara karşı ilaçlar geliştirme, teknolojiyle hayat konforunu arttırma, sosyal adaletsizlikleri azaltma idealleri insanlığa yirminci asrın sonlarına kadar rehberlik etti.

İnsan hakları evrensel beyannamesi (1948), Kadınların Siyasi Haklarına İlişkin Sözleşme (1953), Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi (1959), Avrupa Sosyal Şartı (1965) gibi sözleşmelerin altına imza koyan birçok devlet, bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin, sosyal ve ekonomik hakların güvence altına alınması yolunda adımlar attılar.

İnsanların, daha önceleri tamamen devlet yöneticilerinin insafına bırakılmış olan barınma, sağlık, eğitim, çalışma, sosyal güvenlik ve seyahat hakları, beynelmilel seviyede kanunlarla korunmaya başlandı. Eşit işe eşit ücret, tatil izni, doğum izni, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı gibi daha önce görülmemiş haklar tanındı.

Çiçek hastalığı, çocuk felci, kuduz gibi hastalıklara yol açan virüslere karşı aşılar geliştirildi.

Teknolojik gelişmeler, ulaşım ve iletişim imkânlarını genişletip ucuzlaştırarak herkes için erişilebilir kıldı.

Bütün bunların gerçekleşmesine vesile olan düşünürler, bilim adamları, mühendisler, hekimler, hukukçular, aktivistler, siyasetçiler, dünyayı “herkes için daha iyi bir yer” yapmak için çabalamak gerektiğine “inanıyorlardı”.

Eğer bu insanlar, “ne yapalım, dünya böyle gelmiş böyle gider” diyerek mücadeleden kaçınsalar, inançları doğrultusunda dünyayı değiştirmeye çabalamasalardı ne bugünkü haklarımız ne özgürlüklerimiz ne de konforumuz olurdu.

“İnançlar”, ister bilimsel, ister ideolojik, ister dini temellere istinat etsinler, hep ıslahın, gelişmenin, ilerlemenin motoru oldular.

Soğuk savaşın bitmesi ve kapitalizmin mutlak zaferini ilan etmesi, zaten gözden düşen ideolojileri iyice zayıflattı. İdeolojik reçeteler itibar görmez oldu.

Bilimsel gelişmeler “hakikat” sandığımız birçok şeyin aslında bildiğimiz gibi olmadığını, ölçülebilir sandığımız birçok şeyin aslında ölçülemeyeceğini, öngörebiliriz sandığımız birçok şeyi bilmemizin aslında mümkün olmadığını fark etmemizi sağladı.

İdeolojilerin boyunduruğundan kurtulan dini inançlar yeniden serpilseler de yeni iletişim imkânlarının açtığı sayısız kanalda çeşitli kollara bölünerek etkisizleşmekten kurtulamadılar.

Hemen her inanç aynı seviyede makbul ve bu sebepten de aynı seviyede tesirsiz hâle geldi.

Post modern dönemin düşünürleri, artık dünyada inanacak hiçbir hakikatin kalmadığını, simulakralar üzerinden “hakikat ötesi” dönemin başladığını ilan ettiler.

Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için, muhteris iktidar sahiplerinin sınırsız iştahlarına gem vurmaya teşebbüs edebilmek, hukukun üstünlüğü davasına baş koyabilmek için tutunulacak dallar tek tek kırıldı.

İnançların rehberliğinden mahrum kalmış insanlar, dümenlerini en iptidai, en hayvani arzularına bırakıp, o arzuların tatmini için daha fazla güç arayışına girdiler.

Hayatın kendilerini sürüklediği alacakaranlığın kaçınılmaz kaderleri olduğuna iman edenler, hareketlerine hudutlar tayin edecek yüksek hakikatlerin peşinde olanları kendilerine tehdit bellediler.

Yitirdikleri inançların boşluğuna manasız sloganlar ve karanlık hisler yerleştirdiler.

İyiliğe dair “eski söylemler” artık sadece duygusal manipülasyon mühimmatı olarak kıymet arz ediyor.

Orwel’in tarifini yaptığı çift fikir zemininde “söz”, artık kullanılıp atılan bir araç, geçici bir gürültü.

Bindiğimiz bu “alametin” bizi “selamete” götürmeyeceği aşikâr.

YORUMLAR (17)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
17 Yorum