Bir kahin çıkıp Gül’e, Davutoğlu’na, Babacan’a deseydi ki…

AK Parti 2001 yılında kurulurken, birisi kehanette bulunup “Bu parti iktidara gelecek, uzun yıllar da iktidarda kalacak, hatta öyle güçlenecek ki hükümetler tarihinde hiçbir siyasi partiye nasip olmayan iktidar gücüne kavuşacak, sonra bu partinin kurucuları arasında yer alan, bu partinin yükünü yüklenmiş Abdullah Gül, birikimleriyle, yetenekleriyle, bilgileriyle bu partiye güç ve itibar katan Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi isimler Erdoğan tarafından ‘yolsuzlukla, dolandırıcılıkla’ itham edilecekler” deseydi…

Aynı kahin “Gün gelecek, devran dönecek, ‘Erdemliler Hareketi’ olarak yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele için yola çıkan, topluma temiz siyaset vaadinde bulunan AK Parti’nin zayıf karnı yolsuzluklar, adaletsizlikler ve hukuksuzluklar olacak” deseydi…

Aynı kahin devam etseydi ve “Büyük hayallerle yola çıkan bu kutlu hikayenin sonu sıkıntılı olacak. Reddettiği, eleştirdiği ne varsa aynısına dönüşecek” deseydi…

Kim inanırdı?

Ama oldu.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte “kardeşim” dediği, “kimselere yedirmem” dediği, “onlar bu partinin ruhu” dediği “yol arkadaşlarını”dolandırıcılık” gibi oldukça ağır bir ithamla suçladı.

Erdoğan, AK Parti tabanına dahi kabul ettirmekte zorlandığı “Şehir Üniversitesi operasyonunu” savunmak için Ahmet Davutoğlu’nu, Ali Babacan’ı ve Mehmet Şimşek’i “Halk Bankası’nı dolandırmaya kalkışmakla” suçladı.

Şu sözleri dikkatle okuyun:

“Bunlar dürüstlüğü hiç kimseye bırakmıyorlar. Hani bunlar dürüsttü? Malum zat (Ahmet Davutoğlu) Ali Babacan, Mehmet Şimşek bunlar Halk Bankası’nı da dolandırmaya çalışıyorlar. Halk Bankası’ndan kredi talebinde bulunuyorlar. Halk Bankası ciddi bir kredi veriyor. Maalesef bunlar, ödeme planında Halk Bankası’na ödemeleri yapmıyorlar. Halk Bankası da sürekli kendilerini uyarıyor. Şu anda borçları 417 milyon noktasında. ”

Erdoğan’ın yaptığı bu açıklamaya göre, “malum zat” olan Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek bir kamu bankasını dolandırmaya kalkışmışlar!

Bırakın bir kamu bankasını dolandırmaya kalkışmayı, yolsuzluğun y’si, dolandırıcılığın d’si Ahmet Davutoğlu’nun, Ali Babacan’ın ve Mehmet Şimşek’in üzerine oturabilir, böylesi bir kara leke bu isimlerin alınlarına yapışabilir mi?

***

Daha önce de yazmıştım bu vesile ile tekrarlamakta fayda var. Siyasi tarihimiz politikacıların birbirlerine karşı yaptıkları “ihanet ve hain” suçlamalarıyla doludur. İttihat ve Terakki’ye göre Hürriyet ve İtilafçılar haindi. Atatürk’e göre Terakkiperver Fırka’yı kuran isimler haindi. Celal Bayar ve Adnan Menderes’le İsmet İnönü arasındaki 1950’l yılları zehirleyen korkunç kavganın sebeplerinden biri karşılıklı olarak birbirlerine yönelttikleri “ihanet, vatanı satmak, vatanı bölmek” gibi suçlamalardı.

Merhum Erbakan Hoca’ya göre AK Parti’yi kuran Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve arkadaşları haindi.

AK Parti’den “kurucu ilkelerinden uzaklaştı” diyerek ayrılan isimler de hainlikle, hatta “ümmeti bölmekle” itham edildiler.

Partisinden, bulunduğu gruptan, sivil toplum toplum kuruluşundan, cemaatten ayrılan bir ismin “ihanetle” suçlanması bizim gibi coğrafyalar için alışılmış, kanıksanmış bir durum.

“Dolandırıcılık” gibi “yolsuzluk” gibi suçlayıcı argümanlar ise siyasi partilerin özellikle seçim kampanya süreçlerinde toplum nezdinde rakiplerinin itibarını zedelemek için kullandıkları ithamlardır.

Dolayısıyla şunu söylemek pek ala mümkün, bir siyasi parti liderinin uzun yıllar birlikte çalıştığı eski yol arkadaşlarını “dolandırıcılıkla” itham etmesi siyasi tarihimizde bir ilktir.

***

Soruyorsunuz değil mi, böylesi ağır ithamların muhatapları cevap vermediler mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağır ithamlarını büyük puntolarla, tek elden çıkmış manşetlerle veren medya kuruluşları eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun cevabında sanırım “haber değeri!” görmediği için yer vermedi!

Sayın Davutoğlu verdiği yanıtta şunları söyledi:

“Başbakanlığım süresince şahsıma yöneltilen tek ithamın, kızıma, oğluma, damadıma, gelinime bırakmayacağım bir eğitim kurumuna arazi devri olmasından dolayı onur duyarım.”

“Madem ‘dolandırıcılık’ iftirasında bulunulmuştur o zaman, şu anda görev yapanlar da dahil, bütün Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve bakanların, devlet görevini üstlendikleri günden bugüne mal varlıklarındaki değişimi araştırmak için Meclis komisyonu kurulmalıdır.”

“Kimin nereye savrulduğunu, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, ekonomik servet oluşturma bakımından kimlerin nasıl statü değiştirdiklerini milletimiz çok iyi biliyor.”

Medya kuruluşları yer vermiş olsaydı kamuoyu Şehir Üniversitesi’nin yaptığı şu açıklamayı da duymuş olacaktı:

“İstanbul Şehir Üniversitesi ile Halk Bankası arasındaki kredi ilişkisi bankacılık mevzuatına uygundur. Üniversitemiz kredi borçlarını ödeyebilecek kapasiteye sahip olup bu süreçte borçlarının silinerek kamu tarafından yüklenilmesini asla talep etmemiştir. Üniversitemizin talebi mevcut yasalar çerçevesinde borçlarının yeniden yapılandırılmasından ibarettir.”

Görüldüğü üzere her şehre bir üniversite açmakla övünen AK Parti iktidarı, ülkemizin nitelikli üniversitelerinden birini siyaset meydanında kurban etmeye çalışıyor.

Hem de “siyasi değil” diye diye yapıyor bunu.

YORUMLAR (118)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
118 Yorum