Back To Top
Darbelere dair bir ibret vesikası: Türkan Çetintaş'ın Cemal Gürsel'e mektubu

Darbelere dair bir ibret vesikası: Türkan Çetintaş'ın Cemal Gürsel'e mektubu

 - Son Güncelleme: 15.03.2019 Cuma 09:46
- A +

Sedat Çetintaş ilgilisinin bildiği kaliteli bir mimar ve tarihî eser muhafızı. Ancak ilginçtir, bu vadide İnönü aleyhinde çok sert ifadeler kullanan Çetintaş, sıra DP dönemi ve Menderes’e gelince tabiri caizse gıkını çıkarmamış, lâl ü ebkem olmuştur.

İstanbul’a yapılan vandallıkta maalesef siyasî inanç, fikir ve kanaat farklılığı belirleyici olmuyor. Bu mânâda İsmet İnönü de bir vandaldır, Adnan Menderes de… Menderes’in günahı İnönü’ye nazaran daha çoktur. Çünkü İnönü, ortalığı pislik götürse kılını kıpırdatmayacak kadar bürokrat, statik, kuralcı ve iş yapmaz biridir ki, bu yönü İstanbul’un kazmalar altında daha erken bir tarihte yok olacak dereceye gelmesine mani olmuştur. İnönü’nün yakın adamlarından Turgut Göle, CHP’li önde gelen isimlerden Faik Ahmet Barutçu ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın kanser tedavilerinde yurt dışı muameleleri için Adnan Menderes’in nasıl kural tanımayarak sağa sola emir yağdırıp döviz tahsis ettirdiğinden sitayişle bahsetmektedir. Göle bunu söyledikten sonra bir de şu mealde namuslu bir itirafta bulunmaktadır: “Eğer iktidarda biz olsaydık, bürokrasi, kanun, mevzuat, kural der, işi bir türlü beceremez, adamları öldürürdük”. Adnan Menderes, iş yapmak için yanıp tutuşan biri olduğu için maalesef İstanbul’un tarihi eserlerinin asgari 1/10’ini hak ile yeksan etmiştir. Ne hazindir, her biri birbirinden güzel o muhteşem eserleri parçalamak için kâfi miktarda amele bulunamamış, askerler yevmiye ile bu işte tavzif edilmişlerdi. Eski Aksaray resimlerine bakıp da Menderes’in övülen nezaketinin vehimden ibaret olduğu kanaatine vasıl olmamak mümkün müdür? Modernleşme, kalkınma bir ihtiyaç ve zaruret değil de hedef olursa putlaşır; güzelim İstanbul da Paris’in banliyösü mesabesinde modern bir kent olur… 50’li 60’lı yıllara ait “Laz müteahhit” hikayeleri ise başka bir elem.

Eskiden askerler, doktorlar gibi mimarlarımız da hayli çaplıymış. Sedat Çetintaş da salt proje çizmekle iktifa eden bir meslek erbabı mimar değilmiş. Ayrıca tartışmayı çok seviyor; bundan hasta tiryakinin sigarayı somurarak içmesi gibi haz alıyor. İnandığı değerler mevzubahis olunca beyefendiliğe başka bir çeşni katıyor, heyecanını teskin edemiyor, İnönü’ye sövmemek için kendini inanılmaz bir azimle frenliyor. İnönü hasımlığında o da hemen tüm Demokrat Partililer gibi tek-parti rejiminin etkisinden ve İnönü korkusundan kurtulamadığından hep Mustafa Kemal’den medet umuyor. Mustafa Kemal her şeyin iyisini yapmıştır ancak İnönü bu iyi şeyleri bozmuştur filan. Maalesef Tek-Parti rejiminin tüm sorumluluğunu İnönü’ye yüklemek bir DP âdeti ve mirasıdır. İstitrad kabilinden söylemek gerekirse İnönü, bir 10 yıl daha iktidarda kalsaydı kanaatimiz odur ki, Mustafa Kemal kültü bugünkü raddeye ulaşamazdı. Demokrat Parti ve bahusus Celal Bayar, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş “Atatürk” ismini biraz da İnönü kompleksinden dolayı tebcil ve takdis etmişlerdir. Bayar’ın tesiri ve hatta icbarıyla DP devrinde okul, cadde ve meydanlara çok sayıda da “Atatürk” ismi verilmiştir.

Sedat Çetintaş, dini bilgisi ve hassasiyeti de olan biri. İnönü’nün ilahlaştığını söylerken bu sözün arka planını da çok iyi biliyor gibidir. Mustafa Kemal hakkındaki aşırı övücü sözlerinin bir kısmınınsa mecburiyetten kaynaklanmış olması muhtemeldir.

Kendisi girişte de ifade ettiğimiz üzre İnönü ve kabinelerinin İstanbul bağlamındaki tarih ve kültür düşmanlığını haddinden fazla tenkid etmesine rağmen DP ve Adnan Menderes’in tarihi eser vandallığına ses çıkarmamıştır.

 Sedat Çetintaş, İstanbul’un imarı ve tarihî değerlerinin korunması için erken yaşlarda mücadeleye atılmış bir kültür adamıdır. O, salt teknik elemanlığı, memurluğu kâfi görmemiştir. Bilhassa İnönü döneminde yapılan tarih katliamına ve yanlış imar faaliyetlerine sert tenkitler yöneltmiştir.

Çetintaş’a göre Mustafa Kemal, güya kendi idealine sadık görünmek için Üsküdar’da Mihrimah İmareti’ni yıktıran bir kaymakamı azletmiş, mahkemeye verdirip ceza aldırmış ancak İnönü, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra bu kaymakamı Ankara valisi yapmıştır.

İsmet Paşa, görünüşte sanata değer veren biridir. Hatta 1943 senesinde Güzel Sanatlar Akademisi’ne âşık, hami ve sevgili tavrı da takınmıştır. Hiçbir sergiyi kaçırmamış, çeşitli vesilelerle burayı ziyaret etmiştir. Öyle ki, İstanbul Kumandanlığı binasını akademiye katma vaadinde bile bulunmuştur. Bunun üzerine Çetintaş da İnönü’yü methetmiştir. Ancak İnönü’nün bu alakası sahteymiş. Onun tek derdi meğer şuymuş: “Sadece Akademi’nin atölyesinde, Prof. Meiling ve asistanları tarafından başlanmış olan at üstünde gösterilmiş, kocaman heykelinin ikmali, hem de mükemmelen ikmali için bir kur yapmaktan öte geçemeyecekmiş. Nitekim bu heykel uzun müddet canla başla çalışılarak ikmal edildi, Mecidiyeköyü’nde bronza da döküldü, ondan sonradır ki muhterem İnönü’nün ayakları Akademi’den kesildi, sanat ailemiz bir daha yüzünü göremedi”. Öyle ki, 1 Nisan 1948 tarihinde Güzel Sanatlar Akademisi binası yandığında bu “büyük hâmi” kendisine yapılan tüm ricalara rağmen hiçbir yardımda bulunmamıştır.

Taksim’i merkez alan imar faaliyetinde esas gaye İstanbul’a hizmet değil, bir İnönü tanzimatı ve kültünün yerleşmesidir. Çünkü bu bölgedeki her imar faaliyeti İsmet İnönü’ye göre şekilleniyor, bir anlam kazanıyormuş. İnönü Villası, İnönü Heykeli, İnönü Stadı, İnönü Gezisi gibi çalışmalar hep İsmet Paşa’nın emsalsiz varlığına işaret içindir. Bir yerde İnönü’nün villası mı yapılacak, onun deniz manzarasının gelecekte dikilecek bir apartmanla kapatılmaması için ne gibi tedbirler gerekiyorsa hepsi alınmalıdır. Dahası var…Garip köylülerin milyonları İnönü’nün villası için heba edilmiştir. Taksim Topçu Kışlası gibi bir şaheser yıkılarak işlevsiz bir İnönü Gezi Parkı yapılır. Bu Gezi Parkı “fonksiyonsuz ve hiçbir işe yaramayan acayip bir kümbelti”dir.

İnönü 5 Haziran 1939 günü Sultanahmet’teki Atmeydanı Sarayı’nın yıktırılmasına da karar vermiştir. Bu tarihte kör kazmalar sarayın sadece harem dairesini ve elçiler salonunu yerle bir etmiş, ancak adliye binası 12 yıl boyunca yapılamamıştır. Oysa 1938 tarihindeki tartışmalara müdahil olan Mustafa Kemal esas itibariyle sarayın yıktırılmasına tam olarak karşı çıkmamışsa da “önce eklentiler yıkılsın, sarayın orijinal bünyesi ortaya çıksın, değerliyse muhafaza edilsin” demiş, ancak onun ölümünden sonra iş oldu-bittiye getirilmiştir. Zaman içinde sarayın geri kalan kısımlarının yıkımı için teşebbüslerde bulunulmuş, 1949’a kadar saray ayakta kalabilmiştir. Adliye binası sarayın yıktırılan kısımları üzerine inşa edilmiştir.

Bu bilgileri aldığımız Sedat Çetintaş’ın İstanbul ve Mimari Yazıları (Yay. Haz. İsmail Dervişoğlu, Ankara: TTK Basımevi, 2011) ismiyle kitaplaştırılan yazılarının büyük bir bölümü İbrahim Paşa Sarayı ile ilgilidir. Yazarın mücadelesi takdire şayandır. İbrahim Hakkı Konyalı hakkında verilen bilgilere ise üzüldük.

Yazar, gerçi Tek-parti döneminde de hükümete bilhassa bu sarayın yıkımı kararıyla ilgili tenkitler tevcih etmekteyse de bu tenkitlerin dozu, kendisinin DP’den milletvekili olduğu yılda artmakta ve bilhassa İnönü’yü hedef almaktadır. İnönü’nün para pul meselelerinde çok dürüst olduğu şeklindeki yaygın kanaate de darbe vuran bu yazıların birinde şöyle demektedir: “1919 yılında beni davet ve methali üstündeki küçücük odasında kemal-i nezaketle kahve ve sigara ikram etmiş oldukları, Süleymaniye’deki dört odalı tahta evinden başka, mal ve mülk namına dünyada bir çöpü bulunmayan Miralay İsmet Bey’in bugünkü bütün servetiyle birlikte, bu millet Ankara’daki ve Heybeliada’daki köşklerini helal eder, fakat para kıymetinin pek yüksek olduğunu iddia etmekte oldukları zamanlarda etrafındaki hazırlıklarıyla birlikte köylünün çarık parasından birikme milyonları yutmuş olan Taşlık Villası’nı bu milletin helal edeceğinden şüpheliyim”. Yine bir istitrad yaparsak; bizim civarın bir CHP’li âlim hocası vardı. Siyasî parti meselesi mevzubahis oldukta “CHP ile DP’nin birbirinden farkı yoktur; ancak CHP’liler kamu malına daha çok dikkat ederler” dermiş.  Tek-Parti din politikaları sebebiyle Mustafa Kemal’e hayli sert tenkidler yönelten şeriatçı-dindar camiada İnönü, dindar olan Tuna kökenli annesi ve yine Tuna kökenli ve dindar olan eşi Mevhibe Hanım sayesinde iltimasa mazhar olmaktadır. Kanaatimiz odur ki Osmanlı Devleti ve İttihad ve Terakki iktidarı devam etseydi İsmet Bey, Osmanlı’da da paşa olur ve sadece İstanbul’da Cuma Selamlığı’nda değil nerede olursa olsun hemen tüm Cuma namazlarında bulunurdu.  Enver Paşa’yı çok seven İnönü, muhtemelen de her Ramazan ayı geldiğinde de “Paşam, Mevhibe kardeşiniz/kızınız sizi ve Hanım Sultanı iftira davet ediyor, tenezzülünüzden ziyadesiyle mahzuz olacağını arza ictisar ediyor” cümlesini tekrar ederdi. İnsanların bilhassa da kamu görevlilerinin inançlarında samimî olup olmadıkları iç dünyalarına ait bir meseledir ancak inanç tezahürü olan tavır ve ibadetlerinin dönem ve rejim ile çok sıkı bir ilişkisi olduğu muhakkaktır.

Sedat Çetintaş, 1957 seçimlerinde DP’den milletvekili seçilmiş, ancak 27 Mayıs 1960 darbesiyle tüm DP milletvekilleri gibi Yassıada’da zulme maruz kalmıştır. Kendisi rahatsızdır ve çoğu zaman hastahanede kalmaktadır. Her eş gibi tutuklu eşini kurtarmak isteyen Türkan Çetintaş belki bir eş için mazur görülebilecek bir işe yeltenir ve Cemal Gürsel’e bir mektup yazar. Şimdi mektubu olduğu gibi veriyoruz.     

“Devlet ve Hükûmet Başkanı

Sayın Orgeneral Cemal Gürsel

Ankara 15.8.1960

Sayın orgeneralim, her türlü fedakârlığı göze alarak yapmış olduğunuz büyük inkılâbın, Türk milletini hergün biraz daha huzur ve refaha kavuşturacağına emin olduğumdan hayranınızım. Müsaade buyurursanız kendimi takdim edeyim.

Yalnız ‘son devre’ sabık İstanbul milletvekili, Y.Mimar Sedat Çetintaş’ın eşiyim. Şahsen hiçbir zaman D.P.li olmadım; hatta o kadar ki evimizin yanında açılan ocağına âza olarak bile kayıtlı olmak istemedim ve değilim.

Hâlbuki isteseydim orada, kadınlar kolu başkanı olarak faal bir şekilde pek âla çalışabilirdim. Ailemde çok kıymetli askerler bulunduğundan orduya çok bağlıyım ve her zaman takdir ederim. Merhum, kıymetli Orgeneral Mustafa Muğlalı eniştemdir. Yine eski miralaylardan merhum ve sabık profesör dr. Tevfik Vacit dedemdir. Askerî doktorlar içinde büyüdüm, bu bakımdan tarihimizde büyük ün yapmış kıymetli ve sayın paşamız İsmet İnönü’ye sonsuz sevgi ve hayranlığımı daima kalbimde muhafaza etmişimdir.

Eşim Y.Mimar Sedat Çetintaş’a gelince:

Mesleği icabı imar bakımından, tamamiyle görünüşe aldanarak [ayağı kayıp düştü] tabiriyle, yalnız son devre iki buçuk senelik D.P. milletvekilliği yapmıştır. 70 senelik ömrü müddetince, tamamiyle bîtaraf olarak yaşamış, hiçbir partiye âza olarak dahi kayıtlı değildi. İl ve ilçelerde başkan veya aza olarak çalışmadan, doğrudan doğruya milletvekili olarak D.P.ye girdi. Buna sebep de, son zamanlarda memlekette gösterilen geniş imar faaliyeti ve bilhassa kendisinin 22 sene evvel Ulus gazetesinde neşrettiği makalesindeki, Florya ve Gülhane parkı arası sahil bulvarının realize edilmeğe başlanması, onun D.P. tarafından avlanmasına sebep olmuştur.

Ancak şimdi gazetelerden öğrendiğimiz, onların korkunç suistimalleri ve kötüniyetlerinden tamamiyle bîhaber kendi kabuğunda yaşamış bir vatandaş olan, koca abidelerimizin yanlış restore edildiklerini görerek muazzep olduğundan ve baştakilere sesini duyuramadığından sadece kendi mesleği sahasında memlekete faideli olmak üzre, D.P.milletvekili olarak mecliste kolayca onlarla temas edip memleketinin şaheserlerini, Süleymaniye ve diğerleri gibi kusurlu olarak, restore edilmesini önlemek istemiştir.

Hâlbuki mebus olduktan sonra çeşitli güçlüklerle karşılaştıkça yanıldığını anladı. Kendisinden daime uzak durdular. İçlerine alıp derdini dinlemediler maalesef, gerek yazı ile gerek şifahi müteaddit teşebbüsleri cevapsız bırakılarak iki buçuk senelik milletvekilliği müddetince bir defa olsun Adnan Menderes’le bir mülakat yapamamış ve derdini anlatamamıştır. Adnan Menderes’in peşini kollamak için ne sıhhati ne de karakteri müsait değildir. Eşim idealist ve kimseye tekâpu etmesini sevmeyen, doğru ve tok sözlü bir adamdır. Doğru yoldan yürüdüğü için onlar tarafından sevilmedi. Kendisi de D.P.den, hergün biraz daha inkisar-ı hayale uğrayarak soğuyordu. Nihayet 12.2.1960’da Celal Yardımcı’dan istediği bir mülakatta yine maksat hâsıl olmamış ve kendisiyle aralarında şöyle bir muhavere geçmiştir: Sedat: ‘Celal beyefendi sizler beni 9 uncu köyün ardında durmağa alıştırıyorsunuz. Ben parmak kaldırmak için mebus olmadım, kendi sahamda memleketime faideli olmak için milletvekili oldum’ demişse de sözünü dinlemeden Celal Yardımcı Sedada: [alış, alış, sen orada kalmağa alış] deyip geçip gitmiştir.

Ogün kocam, fena halde sinirli olarak otele dönmüş, ben bunlarla yapamayacağım diyerek kat’iyetle D.P.den istifa etmiğe karar vermiştir. Fakat Ankara’nın müthiş soğukları yüzünden, o günlerde, hava (-21)e düşmüştür. Zaten kronik olan astıma, bronşit, bronşektazi ve amfizem hastalıklarının tekrarlaması dolayısıyla Keçiören Sanatoryumu’nda uzun müddet tedavi altına alınarak canının derdine düşen kocam, her şeyi yüzüstü bırakmak mecburiyetinde kalmıştı. Yine bu hastalıklar yüzünden milletvekilliği zamanında, pek çok vakti hastanelerde ve raporlu olarak evinde geçirmiş olduğundan baştakilerin içyüzünü öğrenmeğe vakit ve fırsat bulamamıştır. Son günlerde yine müptela olduğu zona hastalığı yüzünden raporlu idi. Seçim yapılacağını tahmin ederek önümüzdeki devrede milletvekilliği adaylığını koymayacağını bütün eşe dosta söylemiş; siyasetten el çekerek D.P.den sıyrılmağı düşündüğünü açıklamıştı. Fakat bir türlü seçimi yapmadılar, uzattılar ve netice malum.

Sedat, 72 senelik ömrü müddetince asla paraya kıymet vermemiştir; akademimizin mimarî kısmından fevkalade 1 incilikle mezun olduğu halde, mesleğinin paralı tarafı olan müteahhitliğe koşmamış; sırf fazla para getirmediği için hiçbir mimarın kendini harcamak istemediği [Eski eserler ve röleve] bürosu şefliğinde çalışarak ilmi bakımdan memleketimize büyük hizmette bulunup müzeler dolusu çok kıymetli eserler bırakmıştır. Eğer o isteseydi daha Atatürk zamanında siyasete atılır ve mebus olurdu. Fakat mesleğini ve ilmi her şeyden üstün tuttuğundan kendini tamamiyle ona vakf ve sıhhatini feda ederek bir idealist olarak çalışmış ve sonrasında da yine eski eserleri layıkiyle tanıyabilmek maksadiyle milletvekili olmuştur.   

En ufak bir suistimali asla hatırından geçirmeden gerek milletvekilliği ve gerek mimarlığı zamanında alnının akiyle helalinden kazancına razı olarak şerefiyle yaşamıştır.

Bu yazdıklarımın delili olarak elime geçen bir vesikayı mektubuma ilişik olarak yüksek huzurunuza sunuyorum. Diğerleri Yassıada’da kendisindedir ve suretleri herhalde mecliste kayıtlıdır. Soruşturmalarda bunların nazar-ı dikkate alınmasını istirham ederim.

D.P.ye girdiğine zaten pişman olan ve ilk fırsatta onlardan kurtulmağa uğraşan, hastalıklı ve memleketine ilmî bakımdan büyük hizmetlerde bulunmuş olan vatandaşınızın yanılarak işlediği hatalar varsa affını rica ve istirham eylerken, alil vücudunu daha fazla Yassıada hastanesinde tutmayıp bir an evvel evine kavuşması teminini artık sizin yüksek vicdanınıza bırakıyorum.

Uzun mektubumla sizi rahatsız ettiğimden özür diler, derin hürmetlerimizin kabulünü rica ederim ef.

Hürmetkarınız

Eski İstanbul Milletvekili

Y.Mimar Sedat Çetintaş

Eşi”

Not:1- 27 Mayıs darbesi ertesi basında DP’liler hakkında yoğun bir şekilde çoğu iftira ve yalan olan yolsuzluk ve hırsızlık haberleri yer aldı. Birçok darbeci bilahare yazdıkları anılarında Kıbrıs Fatihi olarak anılan Fatin Rüştü Zorlu’nun idamını kendisi hakkında basında çıkan yolsuzluk haberleri sebebiyle talep ve arzu ettiklerini ancak haberlerin doğru olmadığını bilahare anladıklarını fakat o zaman da algıyı düzeltmekte geç kalındığını ifade etmişlerdir. Bu sebepten olsa gerek, Türkan Hanım da eşinin dürüst biri olduğunu vurgulama zarureti hissetmiştir.

2-Sedat Çetintaş 1889 Malatya Arapkir doğumludur. Annesi, Cevat [Çobanlı]Paşa’nın babası Şakir Paşa ile kuzendir. Çetintaş, Yassıada’da Anayasayı ihlal suçundan şair Faruk Nafiz Çamlıbel gibi beraat eden az sayıdaki isimden biridir. 1965 senesinde de vefat etmiştir.

3-Sedat Çetintaş’ın yazılarını toplayarak kitaplaştıran kıymetli dostum İsmail Dervişoğlu’nu bu vesileyle rahmetle anıyorum.

 

19-03/15/whatsapp-image-2019-03-14-at-211810.jpeg

19-03/15/whatsapp-image-2019-03-14-at-211810-1.jpeg

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
İyi de dostum temelsiz kaygan bir yazı.Niye?Devir 1000 yılın birikimini nefret ve şehvetle yıkma dönemi.Ebedi şef buyurdu başlattı.Döndürmek kolay mı sanırsın.Cinnetle yıkma ve yakma dönemi.Rahmetli İ.H.Konyalı, Ayasofya'nın minarelerinin yıkımını, S.Ahmed Camii' nin kubbesi delinerek sergi salonu olmasını nasıl engellediğini uzunca yazar.( Y Asya gazetesi 1970ler) Sen tutmuş ebedi şef ve İnönü uğruna Menderes'e haksızlık ediyorsun.O rahmetli daha korkunç yıkıma da set oldu.Hem artık tarihe olsaydı/ olmasaydı çarpıklığı ile bakma artık.
KARAR OKURU 15 Mart 2019 10:19
Bizler halk olarak sanat ve estetikten fazla anlamadığımız için yorum yapamıyoruz. Siyasi konular olsaydı bir çuval yazı döktürürdük.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN