Eşitsizliğin vahim fotoğrafı

Ben iddia ediyorum: Türkiye’nin kısa vadede de, orta-uzun vadede de en büyük sorunu eğitimdir.

Eğitimin en büyük sorunu ise eşitsizlik.

“Eğitim sorunu” diye aklınıza gelebilecek her şey, eşitsizlik ana başlığının alt başlıkları aslında.

Peki nedir eşitsizlik? Bence bu sorunun cevabı için “eğitimde eşitlik nedir” sorusuyla başlamak lazım.

Dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olduğu epeydir konuşulan Finlandiya’nın sistemi, en fazla yüzde 20 eşitsizliğe izin vermek üzerine kurulu örneğin.

Bu şu demek: Hiçbir sınıfta en yüksek not alan öğrenci ile en düşük not alan öğrenci arasındaki fark yüzde 20’yi geçmeyecek. Eğer geçiyorsa, öğretmen düşük not alan öğrenciyle gerekirse okul sonrası kalıp özel ders yapacak ve onu yukarıya taşıyacak. Tek tek her sınıfta, okulda, ilçede, ilde ve nihayetinde ülkede en yüksek not alan öğrencilerle en düşük not alanlar arasındaki fark yüzde 20’yi geçmeyecek. (Bir tıbbi durum olarak öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar, zaten özel eğitime yönlendiriliyor ve akranlarına yaklaşmaları için çaba sarf ediliyor.)

Bütün Finlandiya eğitim sistemi işte bu yüzde 20’yi sağlama üzerine kurulu. Ama tabii eşitliği en alt veya vasat seviyede değil olabilecek en yüksekte oluşturmaya çalışıyorlar.

Türkiye için yüzde 20 şu an ulaşılamaz, imkansız bir hedef. Şu anda gözüken ülkemizde eşitsizliğin yüzde 90’a yakın olduğu. Her yüzde 10’luk dilimde yaklaşık 100 bin öğrenci olduğu dikkate alınacak olursa, eşitsizliği yüzde 50’ye çekmek, toplamda her yıl 500 bin öğrenciyi “kurtarmak” demek.

Ben doğru tasarlanmış bir uygulamayla 4 yılda eşitsizliğin yüzde 90’dan 60’a çekileceğine, 10-12 yıllık uygulamanın sonunda ise yüzde 20’ye ulaşılabileceğine inanıyorum.

Ancak bir önemli mesele var: Türkiye 100 yıla varan “milli” eğitim uygulamasında bir tek gün bile eşitlik peşinde koşmuş değil.

Gelin biraz rakam konuşalım:

Yüzde 90 eşitsizlik rakamını nasıl buluyorum? Bu yıl Liseye Geçiş Sınavı LGS’ye 1 milyondan biraz fazla öğrenci katıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu sınavın sonucuyla ilgili yayınladığı ayrıntılı rapora göre, sınava katılanların sadece yüzde 9,93’ü 400-500 puan aralığında yer aldı. Sınavda sadece adınızı yazıp dışarı çıktığınızda bile 100 puan aldığınız ve öğrencilerin yüzde 7,7’sinin 100-199 puan aralığında kaldığı dikkate alınırsa neden yüzde 90 dediğim daha iyi anlaşılır. Türkiye’nin en iyisi 100 üzerinden 100 alırken en kötüsü aslında 10 bile alamıyor.

Benim böyle konularda hep verdiğim örnek, matematik. LGS’de 20 matematik sorusu soruldu; 1 milyon öğrenci bu 20 sorudan ortalama 4,74’ünü doğru cevapladı. Bu çok vahim bir sonuç.

Gelin bu sonuca yakından bakalım: 20 sorudan hiç doğru cevap veremeyenler yüzde 8,21; sadece 1 doğru cevap verenler yüzde 13,91; iki doğru cevap verenler yüzde 14,77 ve üç doğru cevap verenler yüzde 13,29. Baktığınızda sınava katılanların yarıdan biraz fazlası burada işte. Daha ilk üç soruda.

20 soruyu tam yapanlar yüzde 0,18. Kabaca bin 800 kişi yani. Hepsi o kadar.

Hiç doğru cevap veremeyenler 82 bin kişi.

Bu sınavı “kazanmak” demek, sınavla öğrenci alan 2 bin 323 okuldan birine girmek demek. Bu okulların toplam kontenjanı 192 bin 962.

Ama sınavla öğrenci alıyorlar diye sanmayın ki bu okullar birbirine yakın kalitede ve görece eşitlikçi yerler.

Eğitimci Alaaddin Dinçer’in GazetePencere’ye yazdığı yazıdan öğreniyorum: Sınavla öğrenci alan okullardan en yüksek taban puana sahip olan İstanbul Erkek Lisesi 494,7740’tan daha düşük puanlı öğrencileri kabul etmezken; aynı kategorinin en düşük puanlı okulu Bozöyük Mesleki ve Teknik Anadolu lisesi alacağı öğrencilerde en az 140,9611 puan arıyor. İki okul arasındaki not farkı 3,5 kat neredeyse.

Bakın, bütün öğrenciler arasından ilk yüzde 19’da yer alanların girebildiği okullardan söz ediyoruz ama bu yüzde 19’un en altı ile en üstü arasında dehşetengiz bir fark var.

Milli Eğitim’in raporundan hatırlayalım: Bütün öğrencilerin yüzde 9,93’ü 400 puanın üzerinde not almıştı. Kabaca 100 bin kişi.

Daha önce üniversite sınavı vesilesiyle de yazmıştım; bu 100 bin rakamı nasıl ortaokuldan liseye geçişte “en iyi”leri tanımlıyorsa, liseden mezun olunduğunda da aynı çocukları, aynı 100 bin kişiyi görüyoruz en iyi diye.

Bir an hayal edin: Türkiye son 10 yıldır yılda 100 bin değil 250 bin çocuğunu “en iyi” olarak mezun edebiliyor olsaydı bugün nasıl bir ülkede yaşardık?

Bu konu, ülkemizin en önemli varlık yokluk sorunu. Ülkemizin bekasını konuşmaya devam edeceğim.

YORUMLAR (44)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
44 Yorum