Üyeliğimizin 67’nci yılında NATO…

NATO, yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü 4 Nisan 1949’da kuruldu. Türkiye ise Yunanistan’la birlikte 18 Şubat 1952’de üye oldu. İttifakın amacı ilk Genel Sekreter Lord Ismay’in söylediği gibi Sovyetleri Avrupa’nın dışında, Amerika’yı içinde, Almanya’yı ise kontrol altında tutmaktı.

NATO, ona destek olan Avrupa güvenlik mimarisinin tüm diğer kuruluşlarıyla birlikte bu amacını gerçekleştirdi. Sovyetler Birliği ve onun müttefiklerini çevreledi. Muhtemel yayılmalarını önledi. Varşova Paktı’nın çöküşüne, Sovyetler Birliğinin yıkılışına vesile oldu. Amerika’yı Avrupa’ya bağladı. Almanya’yı da kendi güvenliğini kendisinin sağlayacağı ya da yeni ittifak arayışları içine gireceği düzenlemelerden uzak tuttu.

NATO krizler de yaşadı. Fransa ve Amerika’nın 1950’li yılların sonundan itibaren yaşadığı güven bunalımından, üyeleri arasındaki ilişkilerdeki gerilimlerden etkilendi. Ancak ayakta kalmayı başardı. Soğuk Savaş sona erdikten, kuruluşunun asıl amacı olan Sovyetler Birliği bir tehdit olarak ortadan kalktıktan sonra da varlığını sürdürdü, kendini yeni koşullara adapte etti. Kapsama alanı dışına müdahaleyi ve kapsama alanını genişletmeyi gündemine aldı.

***

Bosna savaşı sırasında uçuşa yasak bölgenin korunmasını, Kosova sorunu yüzünden Sırbistan’a karşı 78 gün sürecek bombardımanı, Afganistan’ın istikrara kavuşması için askeri destek sağlanmasını ve daha pek çok alan dışı müdahaleyi gerçekleştirdi. Dalga dalga genişleyerek de eski hasımlarını üye yaptı. Yakında da Makedonya’yla üye sayısını 30’a çıkartıyor.

Genişleme ve alan dışı müdahale bariz bir şekilde NATO’nun yeni varlık nedeni haline geldi. Ama aynı zamanda ittifakın ittifak olmaktan çıkıp başka bir şey haline dönüşmesine de yol açtı. Bugün kimse ciddi bir tehdit oluşması durumunda NATO’nun üyelerini savunma işlevini yerine getirip getirmeyeceğini bilmiyor.

Mesela biz Litvanya, Polonya ya da başka bir devlet için Rusya ile savaşı, nükleer saldırıya maruz kalmayı göze almak ister miyiz doğrusu kestirmek çok zor. Benzeri, hatta daha fazlası tüm diğer üye ülkeler için de geçerli. Eskiden de geçerliydi, her zaman bir tereddüt vardı ama şimdi bu çok daha fazla var.

Kaldı ki ittifaka üye ülkeler en temel güvenlik sorunlarında bile ortak bir strateji benimseyemiyor. Terör konusunda dahi dil, uyum ve siyaset birliği yok. Müttefikiz ama ne karşısında ve neye karşı müttefik olduğumuz belli değil. 67 yıldır üye olduğumuz ittifakın bazı üyeleri bizim için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturan PKK’ya destek olmaktan çekinmiyor.

Fakat ittifak yine de ayakta kalıyor, eleştiriler ve şüpheler olsa da üyelikler devam ediyor. Bunun en temel nedeni 350 yıllık bir zaman dilimi içinde kurulmuş 455 ittifakı Michigan Üniversitesi’nde 1963’de başlatılan Savaşın Bağlantıları (COW) projesi veri tabanından hareketle inceleyen Douglas Gibler’in vurguladığı gibi NATO’nun (o OAS’ı da bu kategoriye dahil ediyor) kendi üyeleri arasında da sorunların barışçıl çözümünü öngörmesi.

Başka bir deyişle NATO üyelerine dışarıdan gelebilecek tehditler karşı yeterince güvenlik sağlayamamasına rağmen, üyelerini birbirlerinden gelebilecek tehditlere karşı koruması. Antlaşmasının ilk maddesinde öngördüğü barışçıl çözüm mekanizmasını çalıştırması. Daha doğrusu çalıştırabilme potansiyeline sahip olması.

***

NATO sadece Türkiye- Yunanistan ilişkilerinde değil pek çok üyesinin birbiriyle olan ilişkisinde kolaylaştırıcı rol oynadı, hepsinden önemlisi de birbirlerini tehdit olarak algılamasının önüne geçti. Var olan tüm sorunlara rağmen NATO üyesi ülkeler arasında bir savaş ya da güçlünün güçsüze askeri müdahalesi, güç tehdidinde bulunulması genel kural olarak beklenmez hale geldi.

Üye olduğumuz sürece -teker teker müttefiklerimizle sorunlarımız olsa da- NATO’nun Türkiye’ye dönmeyeceğini, veto yetkimizi kullanabileceğimizi, ittifakın genel gidişatını kendi çıkarlarımıza uygun bir şekilde yönlendirebileceğimizi biliyoruz. İttifakın mantığına aykırı hareket edenleri eleştiriyor, onları zaman zaman zor durumda bırakıp politikalarını değiştirmeye teşvik edebiliyoruz.

Bence NATO var olduğu sürece Türkiye NATO içinde yer almalı. 67 yıl önce kolay elde etmediği bu fırsatı bazı üyeleri müttefiklik ruhuna uygun hareket etmiyor diye harcamamalı. Ama aynı zamanda ittifakın değiştiğini, güvenliğini ona emanet etmesinin giderek daha imkansız hale geldiğini, zor durumda kalması halinde müttefiklerinden istediği ve beklediği yardımı alamayabileceğini dikkate almalı. Çok taraflı, çok boyutlu bir politika izlemeli. Kendi askeri imkan ve yeteneklerini geliştirmeli. Ki Türkiye’nin de yaptığı zaten bu…

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum