Back To Top
Ara Güler’in Allah’ı…

Ara Güler’in Allah’ı…

- A +

Ara Güler’i ilk kez 1992’de tanıdım. O yıl TRT’nin Türkiye genelinde açtığı yazılı sınavı kazanmış, sözlü mülakattan geçmiş arkasından da TRT İstanbul Televiyonu’nda meslek öncesi eğitim kursuna başlamıştım. Dersimize gelen hocalardan birisi de oydu. Bize resim ve çerçeveleme estetiğini anlatıyordu. Kendisine özgü Türkçesi ve pervasız üslubuyla, fotoğraf nedir, fotoğrafçı kimdir, bir çerçeve nasıl bulunur şevkle konuşuyordu. Altını çizdiği ana konu kendisinin bir fotoğrafçı değil foto muhabiri olduğu ve bu sebeple kendisi dahil bütün ‘kameremenlerin’ görsel tarihçi sayılması gerektiği idi. Ayrıca, İstanbul’un her köşesinden fırlayan estetik katili nesneler (elektrik telleri, inşaat filizleri, yerli yersiz park edilmiş araçlar vs.) yüzünden fotoğraf çekmenin bir kabusa dönüştüğünü de tecrübelerinden çıkarak bize aktarıyordu. Ara Güler bir teori adamı değil kelimenin tam anlamıyla pratiğin öznesiydi. Olmayanın teorisi yapılamazdı olan ise en iyi yaptığı şeydi.

26 yıl sonra sürgün tehditi ve başka gerekçelerle TRT’den ayrıldım. Çalıştığım uzun yıllar boyunca ise sıklıkla çekimler vasıtasıyla bir araya gelip dinlediğim bir sanatçı oldu Ara Güler. Mütevazı ve yol açıcıydı. Hiç bir daveti kırmaz, konuştuğu zaman sözü doyururdu. Türkiye’nin geçtiği sosyal ve ekonomik süreçler onun istikametini kıramamış o kendisi olmaktan vazgeçmemişti. Bana sorarsanız, Mai ve Siyah ile Halit Ziya romana ne getirmişse Ara Güler fotoğrafçılığımızda onu başlatmıştı. Ancak psikolojik gerçeklik farkıyla ondan da ayrılıyordu. Gerçeğe bağlı öyküleme ve psikoloji esastı. Madde soğukluğundan sıyrılıp can buluyordu onun bakışıyla.

***

Ara Güler’in fotoğraf kadar estetik bakışını da özetleyen bir an var ki ayrıca unutamadım. Her iktidar  devrine göre pozisyon değiştirmekle mahir bir gazeteci ailenin büyüğü bir televizyon kanalında program yapıyor, konukları ile sohbet ediyordu. Bu kez karşısında Ara Güler vardı. Sorulara her zamanki pratik aklı ve hazır cevaplılığı ile karşılık vermekte gecikmiyordu . O gazeteci biraz da onun dünyaca tanındığını vurgulamak için; ‘Ara bey siz Amerika’da da sergi açtınız, dünyaya açıldınız, orada Mimar Sinan’ı tanıttınız, nasıl bir duygu bu?’ deyince, ‘Amerika, Amerika, Amerika dediğin nedir yahu. Şurada üç yüz senelik tarihi yok. Senin mezarların bile ondan eski. Boş ver Amerika’yı. Bak ben sana bir şey anlatayım…Mimar Sinan dedin ya, ne yapmıştır o onu söyleyeyim sana.’

Merakla bekliyordum ne söyleyeceğini bu her hali kendisine özgü sanatçılık iddiası taşımayan has sanatçının. Duyduğum özgün ve unutulmaz Sinan yorumuydu. Onun mimaride varmak istediği metafiziği yakalıyordu; “Mimar Sinan var ya, o herifçi, Süleymaniye’ye gidiyorsun ya hani, Süleymaniye Camisine giriyorsun. İşte camiye girdiğin zaman sana Allah’ı gösteriyor. Budur mesele anadın mı? Sinan odur. Sana Allah’ı gösteren adamdır. Şimdi ben ne yapabilirim bu adam karşısında. Biz sanatçı değiliz. Foto muhabiriyiz.”

Şüphesiz Mimar Sinan ve Süleymaniye üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Ama hiç birisi bana Ara Güler’in bu yorumu kadar çarpıcı gelmedi. Gerek edebiyatçı portrelerinde, gerek mekan ve gerekse İstanbul fotoğraflarında kameraya kalbini yerleştirdiğini görmemek mümkün değil. ‘Benim babam bir kapitalistti ben de onun yüzünden solcu oldum’ diyecek kadar açık sözlü bir kişilikti ayrıca. 1992’deki derslerinde Picasso’yu, Dali’yi nasıl ikna ettiğinin ayrıntılarıyla anlatmıştı. Deli karşısında deli olacaksın derdi.

Sevindirici olan hep kıymeti bilinerek yaşadı, bunu gördü ama bunu hiç suistimal etmedi. Dünyanın pek çok yerinde bulundu. Gezgindi. Aphrodisias  Antik Kenti’ni ilk o dünyaya tanıttı.( Bu tesadüfi keşfin hikayesi çok tatlıdır. Gece misafir kaldığı evde sabah uyandığında çift süren bir köylü görmüştür ilkin tiyatronun ortasında) Sanat ahlakı kendi mütevazılığını bir estetik sakinliğe büründürebilmektir de. Televizyonculuk yaptığım yıllarda vizörden bakarken onun terbiye edici nazarını da hep hissettiğimi söylesem abartı olmaz. Türkiye’nin vasıflarının hep üstünde olmasına rağmen onun yükünü taşıması da hiç az değil. Dileyen Süleymaniye’ye bir de Ara Güler’in sözüyle adım atabilir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 28 Ekim 2018 08:25
"sozuyle doyurur" sozu cok hosuma gitti.yazinin tumunu begendim
engineer 23 Ekim 2018 12:49
şahnur aznavuryan(Charles Aznavour ) annesi Adapazarlı Knar, babası Ahıskalı Mişa, olan fransız şarkıcı, Yıldıray oğur detaylı hikayesini köşesinde yazmıştı, peşinden Ara Güler, malum Cem Karaca'nın annesi Toto Karaca da ermeni asıllı idi, babası ise azeridir, Türk ve Ermeni, bu iki milleti fitne sokarak büyük acılar yaşatanlara lanet olsun, aynı oyun Türk ve Kürt milletlerine yaşatılmak isteniyor, fitne fesat yuvalarının oyununa bir daha gelmeyelim inşallah.
KARAR OKURU 23 Ekim 2018 01:17
Varlik Vergisini, 6-7 Eylul 1955 pogromunu, 20 Kurayi, 1964 Rum tehcirini gormus, yasamis ama memleketini terk etmemis, istanbul'u butun dunyaya tanitmis, 70 yil bu ulkeye katkida bulunmus bir gayrimuslum vatandasimiz. Vatansever gecinip ortaligi velveleye vermekten baska hicbir katkisi olmayanlara ornek olsun.
okur 23 Ekim 2018 11:32
0
güzel dedin kardeşim.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN