2026 FIFA Dünya Kupası'na veda…
Milli takımımızın galibiyetleriyle hep birlikte iki gram sevinecektik, olmadı.
Hayat pahalılığını bir süre konuşmayacaktık, olmadı.
Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim diye düşünmeyecektik, olmadı.
Alo Adalet Hattı’nı şu mutlu olduğumuz birkaç gün aramayalım diyecektik, olmadı.
Saadet Partisi liderinin gündem olan ‘Oh be’ sözünü hep birlikte söyleyecektik, olmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu’na seçmenin öfkesi bir nebze dinecekti, olmadı.
Ya kardeşim ‘yolsuzluk’ hep mi muhalefette, hiç mi iktidar tarafında olmuyor diye söylenmeyi bırakacaktık, olmadı.
Ah yok mu bu şiirler diye efkârlanmayı bırakacaktık, olmadı.
‘Ben, sen, o’ derken ‘biz’ demeye başlayacaktık, olmadı.
Ve sabah gözümüzü bir açtık, A Milli Takım 2026 FIFA Dünya Kupası'na veda etmiş.
O kadar reklam, o kadar caka hava civa…
Sponsorluklar bu işin elbette şanındandır yalnız bu kadar reklam, bu kadar hava biraz fazla değil miydi?
Görüntü var, ses yok.
Bu noktada teknik konuları futbol yorumcuları tartışacaktır, yalnız şunları sormak isterim…
Milli takımımızın teknik direktörü neden yabancı?
Ortaya çıkan bu yıkımın bir hesabı olacak mı?
Yanlış anlaşılmasın hesap vermek diye bir alışkanlığımız yok ama yine de soruyorum.
Bir taraftan da yeni hükümet sistemiyle birlikte ‘hesap vermek, denetim’ gibi kavramları bulana aşk olsun.
Diyorlar ya sistemde yeni güç alanları palazlandı diye. Sistemde boşluk olursa yeni güç alanları doğal olarak palazlanır derim.
Gördüğüm kadarıyla bu palazlanmayı engellemek için bazı isimler öneriliyor.
Şu isim olursa sıkıntıların yönetilmesi daha kolay olabilir ya da palazlanma olmayabilir deniyor.
Açıkçası bu sıkıntıların şu isimle, bu isimle çözülmesi zor.
Zira asıl sorun sistemde…
İsimlerin gelmesiyle, gitmesiyle olacak iş değil. Zira ideal bir yönetimin olduğu yerde isimler konuşulmaz. Her şey tıkırında yürür gider.
Yani isimlere bir kurtarıcı gibi bel bağlanmaz.
Son olarak Milli takımımızın kaybetmesiyle ilgili bir sorum daha var…
Dünya kupası için verilen primler geri alınacak mı?
******
Yaklaşık iki hafta önce Koç Holding'in 100. yıl kutlamaları kapsamında Ankara Millet Bahçesi'nde düzenlenen Tarkan konserine gittim.
Açıkçası o kadar zaman geçmesine rağmen konserin neşesi hala üzerimde…
Konserden özellikle bahsetmek isterim zira neşeye öyle hasret kaldık ki…
Konsere Ankaralılar akın etmişti diyebilirim. Kalabalıklar her kesimdendi.
Ve Tarkan’ın sahneye çıkmasıyla birlikte ne gam kaldı, ne hüsran.
Oysaki genel halimiz harap… Sürekli bir tartışma ortamı. Sürekli sıkıntı, kakofoni…
Sürekli ayrıştırıcı bir dil; o taraf, bu taraf…
Son yazıma gelen tepkilere bile şaşırdım doğrusu. Taraf tutmadığım için memnuniyet belirtiliyor.
Aslında üzücü… Ne durumda olduğumuza ayna gösteren bir tepki…
Neyse…
Dünya Kupası’nda iki gram eğlenecektik, gülecektik, mutlu olacaktık.
O da olmadı.
