Demokrasiye ihtiyacımız mı var?

Tarihe bakarken insanlar, pozitivist öğreti etkisi ile ve çoğu kez farkında olmadan insanlık tarihini ilerlemeci (sürekli bir gelişme, olumluya gidiş hali) bir anlayışla ele alır. Genel yanılgımız bugünün dünden her şekilde daha iyi olduğu düşüncesidir.

Halbuki hayat da insanlık tarihi de öyle değildir. Geçmiş inişleri ve çıkışları ile bir süreci ifade eder. Bugün insanlığın geldiği seviye birçok yönü ile özellikle teknolojik açıdan dünden daha ileridir ama aynı şekilde pek çok konuda da daha geridir.

Montaigne denemelerinin birinde Afrikalı yerlilerin mi yoksa Batının Beyaz efendilerinin mi daha ilkel olduğunu sorar. Neden? Çünkü ilerilik de gerilik de göreceli durumlardır.

İleriliğe de geriliğe de dünden bugüne daha çok silah gücüne sahip, bilgiyi üreten ve kontrol edebilenlerin yani iktidarların karar verdiği görülüyor.

Asurlar ilk imparatorluğu kurduklarında savaş arabaları ve üstün disiplinleri ile büyük bir fark yaratmışlardı. Göçebeler de hızlı hareket kabiliyetleri ile yerleşiklere bir süre egemen oldular. Tüfeğin ve topun icadı imparatorlukların yapısını değiştirdi. İspanyol fatihleri ellerindeki silahlar ile devasa Amerikan uygarlıklarına kısa sürede boyun eğdirdiler.

***

Makyavelli Prens’i yazarken yeni bir şey yazmamıştı; o güne kadar yaşadığı, gördüğü ve okuduğu dünyanın bilgileri ışığında olan biteni resmetmişti. Makyavelli yazsa da yazmasa da ortaya koyduğu tespitler, belki de ilk ihtiyaç fazlası ürününün ortaya çıktığı günden beri, yaşanmış tecrübelerin kendisi idi ve zaten pek çok iktidar sahibi de bunları fiilen uyguluyordu. Siyaseti ve iktidarı ahlak ile birleştiren Konfüçyus’tan Yusuf Has Hacip’e birçok düşünür de oldu ama sonuçta onların bu düşünceleri çoğu kez bir iyi niyet temennisinden öteye gidemedi ve şahıslara bağlı kaldı.

Ömer adaletinden bahis başka, Ömer gibi adil olabilmek ise başka bir durum.

***

Demokrasi bugün elimizdeki yönetim şekilleri içinde -Churchill’in dediği gibi- bildiklerimizin en ehven-i şeri. Daha iyisini henüz kimse keşfedemedi.

Ya daha iyisini keşfedeceğiz ya da eldeki kötünün iyisi ile iktifa edeceğiz. Bunu neden söylüyorum, son dönemde özellikle muhafazakar-İslamcı cenahta alttan alta yükselen demokrasi karşıtlığından.

Dünyadaki tablo 20. yy. başlarına benziyor. 20. yy. başında Batıda demokrasi bir düşüş içinde idi ve neredeyse İngiltere, Fransa, ABD ve birkaç küçük Avrupa ülkesi dışında hemen her yerde otoriter ve totaliter rejimler Nasyonalizm, Faşizm, Komünizm, Kemalizm, Frankofanizm vb. yükselmişti. Ve işin ilginci bu rejimlerin hemen hepsi kendilerinin en iyi demokrasi olduğunu iddia ettiler.

Biz ise Doğulu ama yüzü Batıya dönük bir ülke olarak demokrasiyi ve onun ekonomik doktrini kapitalizmi ne içselleştirebildik ne de bundan tam olarak vazgeçebildik. Üretim ilişkilerimiz de hiçbir zaman Batı’daki gibi olmadı.

Batı’da demokrasi çoğu kez büyük sermayenin omuzlarında halkın desteği ile yükselirken bizde ise burjuva hiçbir zaman böyle bir rol oynamadı. Oynayamazdı da zaten.

Nasrettin Hoca fıkrası gibi bir durum: parayı veren düdüğü çalar!

Sermaye devlete göbeğinden bağlı iken halk ile işbirliği içinde olması mümkün mü? Sanırım cevap çok açık. Bunun tersi örnek hiç mi yok? Besim Tibuk, Ali Haydar Veziroğlu, Cem Toker ve Cem Uzan sayılabilir ama geniş halk kitleleri ile buluşamadılar. İçlerinde en başarılısı ise %7.24 oy alan Cem Uzan’dı.

Belki siyasete direkt atılmasalar da bir siyasi partiyi destekleyen çeşitli sermaye grupları hep oldu. Ak Partinin yükselişinde büyük rol oynayan bir zamanların Anadolu Kaplanları gibi. Anadolu Kaplanları Ak Partiyi desteklerken daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük –başörtüsü özgürlüğü- ve adalet gibi beklentileri dile getirmişlerdi.

Ancak geldiğimiz noktada Anadolu Kaplanlarının hemen hiç sesi duyulmuyor. Halbuki sermaye sahipleri piyasada yaşananları bizzat içerden bilenler olarak siyasi karar alıcılara yol göstermesi gerekirdi.

Geldiğimiz noktada demokrasiyi sadece oy sayısına hapseden ve kazanılmış mevzileri kaptırmamak olarak gören bir zihniyete teslim olmuş durumdayız. Üstelik toplumda de güçlü bir demokrasi talebi yok, olanlarında sesi yeterince çıkmıyor ve pek çok kişi sadece karnından konuşuyor.

***

Namık Kemal’e atfedilen çok sevdiğim bir cümle var; “Türk söylemez, söylenir” diye. Maalesef söylenmekten bir türlü söylem kısmına geçemiyoruz.

Hem demokrasi neyimize ki?

YORUMLAR (6)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
6 Yorum