Depreme hazır değiliz 50 bin insanın ölmesine hazırız

23 senedir elimiz belimizde beklediğimiz 7-7,5 büyüklüğündeki İstanbul depremi olmuş, binalar yıkılmamış, can kaybı en fazla birkaç yüz, fazla bir enkaz yok, AFAD ve diğer yardım kuruluşlarımız hemen imdada gelmiş, yaralar hızla sarılıyor, biraz panik var, insanlar korkudan evlerinde oturamıyor, ama onun da çaresine bakılıyor, vatandaşlarımız çadırlarda, konteynerlerde ağırlanıyor.

Olabilir mi böyle bir haber?

Olabilirdi.

Eğer 23 sene önce, 17 Ağustos depreminden ibret alarak Türkiye’deki eski mevzuata göre yapılmış bütün binaları depreme yeniden inşa etmeye girişseydik, depremi ciddiye alsaydık, eyyamcılık yapmasaydık.

Bu haberin alternatifini İMSAD (İnşaat Malzemeleri Sanayicileri Derneği) başkanı Tayfun Küçükoğlu anlatmış:

“İstanbul’da yaşanması muhtemel 7,5 civarında bir depremde mega kentte bulunan yaklaşık 1,2 milyon binadan 491 bininin hasar alması bekleniyor. Söz konusu senaryoda 13 bin 492 binanın çok ağır, 39 bin 325 binanın ağır, 136 bin 746 binanın orta, 300 bin 963 binanın hafif hasar alacağı öngörülüyor.”

Böyle bir depremde kaç kişi ölür?

En iyimser tahminler 50 bin diyor.

Öyleyse, biz, depreme hazır değiliz, ama 50 bin kişinin enkaz altında kalıp ölmesine hazırız.

Ya da 100 bin kişinin.

Apartmanlar birbirinin üstüne yıkılacak. Onuncu katlar zemine inecek. Arama kurtarma için gelenler onuncu katta oturan insanları yerdeki moloz dağının altında arayacaklar.

Ne cadde kalacak ne sokak.

Elazığ’a, İzmir’e hemen koşup müdahale edebilirsiniz.

Deprem nispeten küçük, afet bölgesi mahdut.

Gerçi, bir apartmanın enkazı 97 kişiyle 4 günde kaldırılabildi İzmir’de.

Yine de koşup gelenlerden Allah razı olsun.

İstanbul depreminde 13 bin 492 ‘çok ağır hasarlı’ binanın enkazını kaç günde kaldıracaksınız?

1509’da İstanbul’un nüfusu 200 binken 75 bin kişiyle yaklaşık 60 günde tamir edilmiş İstanbul.

Bugün, 20 milyonluk İstanbul nasıl tamir edilecek?

Nasıl gelecek AFAD, Kızılay? Arabalar, dozerler, vinçler sokaklara nasıl girecek?

Bir ara Prof. Dr. Cenk Yaltrak asıl ‘beka sorunu’nun İstanbul depremi olduğunu söylüyordu.

Nasıl bir beka sorunu?

Sanayiiniz çökmüş, ekonominiz çökmüş, evleriniz çökmüş, insanlarınız çökmüş. Birdenbire yarı yarıya fakirleşmişsiniz.

“Lise müfredatında fizik dersi var, herkes okudu bu dersi” diyor Cenk Yaltrak “Ama demek ki kimse anlamadı.”

“Aracınızı 200 kilometre hızla duvara doğru sürüyorsanız, duvara çarptığınızda yamyassı olacağınızı da bilirsiniz, bilmeniz lazım. Ama hala sürüyorsunuz.”

Durumumuz bu.

Siyasetçilerimiz de aynı müfredattan geçtiğine göre biliyorlardır İstanbul’un başına gelecekleri.

Neden 23 senedir bu meseleyi halletmediler?

Bunu da mı dış güçler engelledi?

‘Bizim iktidarımız, onların iktidarı’ diye tasnife hiç ihtiyacımız yok.

Hepsi sorumlu.

İdeoloji de pek işe yaramıyor. Deprem ideolojik davranmıyor.

Yaltrak’ın şu lafı hoşuma gitti:

“İslamcı, Kemalist ya da ateist, hepsi aynı apartmanın enkazı altında kalacak.”

Bizim siyasetçiler, depremden önce, hasarı ve can kaybını önlemek için yapılması gerekenleri bilmiyor olamaz.

Muhtemelen, afet bölgesine koşup kendilerine uzatılan mikrofonlara hüzünlü bir edayla “Hemen koştuk geldik, depremzedelerimizin yanındayız, yaraları en kısa sürede saracağız, ölenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz” demek kolaylarına geliyor.

Bize nasihat ediyorlar, deprem anında ‘hayat üçgeni’ pozisyonu alın, deprem çantanızı yanınızdan ayırmayın, içinde su ve düdük bulunsun, derhal toplanma bölgelerine koşun…

Nasihatler doğru.

Söz, deprem olunca koşacağız.

Eğer 23 senedir tadil etmeyi başaramadığınız evlerin enkazı altında kalıp ölmemişsek.

YORUMLAR (24)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
24 Yorum