Brexit: Gitmek mi zor kalmak mı?

İngiltere gündemini takip eden gazeteci Işın Eliçin, İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecini ifade eden bildirinin parlamentodaki onay sürecini ve olası gelecek senaryolarını değerlendirdi.

Işın ELİÇİN

İngiltere parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 11 Aralık Salı günkü oturumunda Başbakan Theresa May liderliğindeki Muhafazakar Parti hükümetinin Avrupa Birliği (AB) liderleri ile üzerinde uzlaştığı, Avrupa Birliği’nden ayrılma (Brexit) sürecini hukuki zemine oturtan “çekilme anlaşması”nı  ve AB ile ilişkilerin gelecekte nasıl sürdürüleceğine dair bağlayıcı olmayan temenniler içeren “siyasi bildiri”yi oylayacak. Kabul için mutlak çoğunluğa, yani oylamaya katılanların yarısından en az bir fazlasının evet oyuna ihtiyaç var. Mevcut koşullarda bu mümkün görünmüyor: Başbakan May’in “mümkün olanın en iyisi” diye takdim ettiği anlaşmaya, bırakın muhalefeti, kendi partisinden bile itiraz var. Son olarak üniversitelerden sorumlu bakanı Sam Gyimah da anlaşmanın ülke çıkarlarına zarar vereceğini ileri sürerek kabineden istifa etti. Brexit gerekçesiyle istifa eden yedinci bakan olan Gyimah, hükümetin içine düştüğü açmazdan dönmesinin tek yolu olarak ikinci bir referendum yapılmasını gördüğünü de söyledi.  

Brüksel’le varılan anlaşmada, İngiltere’nin 2021 sonuna kadar pek çok bakımdan AB üyesi gibi davranmaya devam edeceği, buna mukabil karar alma mekanizmalarında yer alamayacağı bir geçiş süreci öngörülüyor. Geçiş sürecinin uzatılması da mümkün olduğundan, AB’nin “son teklif” olarak sunduğu bu koşulları, Amerikalı Rock grubu Eagles’in 1977 tarihli ünlü şarkısı Hotel California’daki duruma benzetenler haksız sayılmaz: “Hesabınızı dilediğiniz zaman kapatabilirsiniz, ama burayı asla terk edemezsiniz…”  

Peki anlaşma kabul edilmezse ne olacak? İktidar ve muhalefetin atacağı adımlara bağlı olarak gerçekleşmesi muhtemel beş senaryo var. İçlerinden biri olan, yakın zamana kadar düşük olasılık olarak değerlendirilen yeni bir Brexit referandumu yapılması seçeneği ise gün geçtikçe daha fazla destek buluyor. Önce senaryoları aktaralım:  

1YENİDEN OYLAMA:  

Eğer çekilme anlaşması 11 Aralık’ta beklendiği gibi reddedilirse, Başbakan Theresa May’in üç hafta içinde Avam Kamarası’nı yeni bir oylama için toplaması mümkün. Ancak başbakanın aynı metni milletvekillerine ikinci kez sunma hakkı yok. Dolayısıyla anlaşma ve/veya beraberindeki bildirinin az ya da çok revize edilmiş olması gerek. AB mevcut anlaşmayı kesinlikle yeniden müzakere etmeyeceğini söylüyor. Theresa May için de önemli değişiklikler “mümkün olanın en iyisi”nden geri adım atmak anlamına gelecektir, ki bu parti içindeki rakipleri ile muhalefete koz vermek olur. Ama ufak rötüşlar yapılırsa, örneğin siyasi bildiride “muğlak” bulunduğu için muhalefet gören bazı hususlara AB Konseyi “açıklık” getirirse, May’in ikinci oylamada durumu tersine çevirme şansı olabilir. 

İngiltere’nin 2021 sonuna kadar AB üyesi gibi davranmaya devam edeceği, ancak karar alma mekanizmalarında yer alamayacağı bir geçiş süreci öngörülüyor. 

 Hele bir de ilk oylama ertesinde borsalar çalkalanır, Sterlin keskin değer kaybı yaşar ve piyasalarda panik havası oluşursa, özellikle hayırcı muhafazakar milletvekilleri üzerindeki anlaşma lehine baskı artacaktır. Başbakan ve ekibinin, anlaşmanın maksimum 50 oy farkla reddedilmesi halinde, bu seçenekten yana ağırlık koyacağı söyleniyor. 

2 ANLAŞMASIZ BOŞANMA 

Mevcut anlaşmanın 70’ten fazla oy farkıyla reddedilmesi halinde (lehte oylarla aleyhte oylar arasındaki farkın 100’ü geçmesi bekleniyor), Theresa May’in manevra alanının kalmayacağı tahmin ediliyor. Ne de olsa 29 Mart 2019’a ayarlı olan Brexit saati sert Brexitçiler lehine ilerliyor. Yumuşak Brexitçileri, nüansları gözardı etmek pahasına “anlaşmalı boşanma” yanlıları olarak tanımlayabiliriz. Eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın başını çektiği sert Brexitçilerse koşulsuz şartsız çekip gitmekten yanalar. İşte bu sert Brexitçi muhafazakar partililerin May aleyhine güvensizlik oylamasına giderek, liderliği ele geçirmeye çalışacağı tahmin ediliyor. Sert Brexit demek İngiltere’nin 30 Mart sabahına dünyanın en büyük siyasi ve ekonomik bloğundan kopmuş bir halde uyanması demek. Böyle bir durumda ortaya çıkacak kaos, AB karşıtı popülist sağ ve bu öngörülemezlikten fayda sağlayabilecek finans çevreleri dışında herkesi korkutuyor. Bu nedenle her partiden milletvekillerinin biraraya gelip Brexit sürecini askıya alacak formüllerden biri üzerinde anlaşmaları şaşırtıcı olmaz.  

3 ERKEN SEÇİM:  

Bir başka senaryo da sert Brexitçilerin iktidara gelmesi ve sert Brexit olasılığına karşı, İşçi Partisi’nin erken seçim için parlamentoyu harekete geçirmesi. Erken seçim yolu, milletvekillerinin salt çoğunluğu tarafından hükümet aleyhine güvensizlik bildirilmesiyle açılıyor. Bunun için İşçi Partisi’nin iktidar partisinden de desteğe ihtiyacı var. Uzmanlar iktidarı tümüyle kaybedebilecekleri için Muhafazakarların bu riski almaya yanaşmayacaklarını söylüyor. Erken seçim çağrısını Başbakan Theresa May’in kendisi de yapabilir ve parlamentoda 3’te iki çoğunluk sağlanırsa, seçim Ocak sonuna yetişebilir. Ama May daha geçen yıl erken seçime gitmiş ve umduğunun aksine partisi parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmişti. Böyle bir kumar oynamayı bir kez daha göze alıp almayacağını kestirmek zor.  

4 NORVEÇ MODELİ:  

May’in kabinesinde, “Norveç-modeli” olarak bilinen bir seçeneği gündeme getirenler de var. Norveç modeli Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ve Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) üyeliğini kapsıyor. Norveç, Lichtenstein ve İzlanda ile birlike hem EFTA hem EEA üyesi bir ülke. EFTA ise, bu üç ülke ile İsviçre’den oluşma. EFTA üyeleri bir yandan kendi aralarında ticaret yaparken, bir yandan da Kanada ya da Meksika gibi pek çok AB üyesi olmayan ülke ile grup halinde ticaret anlaşmaları yapabiliyorlar. EEA ise bütün AB üyesi ülkelerle, İsviçre hariç diğer üç EFTA üyesi arasında kurulmuş bir  ortaklık. EEA üyelerinin hepsinin Avrupa Tek Pazarı’na erişimi var. Tek Pazar, dört temel özgürlük olarak belirlenmiş malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımının, eksiksiz kabulüne dayalı bir ortaklık. Oysa İngiltere Brexit yoluna, tam da kişilerin serbest dolaşımına kısıtlama getirme vaadiyle girmişti. Ayrıca EAA üyeliği için ya AB ya EFTA üyesi olmak gerek. Brexit’e doğru geri sayan İngiltere’nin EFTA üyeliği için İsviçre, Norveç, Lichtenstein ve İzlanda ile müzakerelere derhal başlaması gerek. Böyle bir adımın, Brexit müzakerelerinde başarısızlığı kabul etmek anlamına geleceğinden, Theresa May’in başbakanlığı sırasında atılmasını beklemek gerçekçi değil. 

5 İKİNCİ REFERANDUM:  

Theresa May anlaşmayı doğrudan halkın onayına da sunabilir. Ama önce parlamentodan referendum kararı çıkartması gerek. Bu da ancak İşçi Partisi’nin desteğiyle mümkün. Jeremy Corbyn şimdilik bu seçeneğe mesafeli duruyor. Ayrıca AB’den de 29 Mart tarihine erteleme yani Brexit için ek süre istemek şart. Bu arada referandumda halka tam olarak ne sorulacağı da tartışma konusu. Sert Brexitçiler anlaşmasız boşanmanın da halkın onayına sunulacak seçeneklerden biri olmasında ısrar edecektir. AB yanlısı kampanya yürütenler ise halka “AB’de kalmak” tercihinin sunulması için bastırıyor. Bu ekip  Ekim ayında başkent Londra’da 700 bin kişinin katıldığı dev bir yürüyüş örgütlemeyi başarmışlardı. Kamuoyu yoklamalarının sonuçları da AB yanlılarını cesaretlendiriyor. 23 Haziran 2016’daki referandumda AB’den ayrılık kararı %52’ye karşı %48 aleyhte oyla alınmıştı. 15 Kasım 2018 itibariyle yayınlanan bir kamuoyu anketine göre, ikinci bir referendum yapılsa “AB’den ayrılmayalım” diyeceklerin oranı %59’a yükselmiş durumda. AB’nin de İngiltere’nin Brexit’ten dönmesine itiraz etmeyeceği varsayılıyor.  

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Theresa May'e Brexit oylaması öncesi Parlamento'dan darbe

Görüşler Haberleri