Bilim dünyası, modern tarihin en büyük yıkımlarından birine yol açan salgınların nasıl ortaya çıktığına dair ezber bozan bir araştırmaya imza attı. California Üniversitesi San Diego’dan virolog Joel Wertheim ve ekibinin yürüttüğü çalışma, Kovid-19, Ebola ve domuz gribi gibi büyük salgınların arkasında "olağanüstü" bir genetik değişim değil, doğanın kendi akışındaki sıradan evrim süreçlerinin yattığını ortaya koydu.
VİRÜSLER DOĞADA "HAZIR KITA" BEKLİYOR
Saygın bilim dergisi Cell’de yayımlanan araştırmada, son on yıllarda insanlığı etkileyen yedi büyük viral salgın mercek altına alındı. Araştırmacılar, virüslerin genetik haritalarını ve mutasyon geçmişlerini inceleyerek salgın öncesi ve sonrası dönemleri karşılaştırdı. Elde edilen bulgular, virüslerin insanlara bulaşmadan önce alışılmadık bir değişim geçirmediğini gösterdi.
Virolog Joel Wertheim, virüslerin uzun yıllar hayvan popülasyonları arasında normal evrimsel döngülerini sürdürdüğünü belirterek, "Bu durumu tekrar tekrar gözlemliyoruz. Virüsler doğada sıradan bir şekilde dolaşıyor ve bir noktada tamamen şans eseri insanlara sıçrama yeteneği kazanıyor" değerlendirmesinde bulundu.
2009 DOMUZ GRİBİ VE İNSAN ADAPTASYONU
Araştırmada özellikle 2009 yılında dünya nüfusunun dörtte birine bulaşan ve 230 bin kişinin ölümüne neden olan domuz gribi (H1N1) vakası detaylandırıldı. Genetik analizler, bu virüsün insanlara bulaşmadan en az 10 yıl önce ayrı bir evrim dalı oluşturduğunu ve bu süreçte tamamen standart bir seyir izlediğini kanıtladı.
Ancak veriler, virüsün asıl değişiminin "sıçrama" anından sonra gerçekleştiğini gösteriyor. İnsan vücuduna giren virüs, yeni ortamında hayatta kalmak ve insanlar arasında daha etkili yayılabilmek için hızla adapte olmaya ve mutasyon geçirmeye başlıyor. Bu modelin 2013 Batı Afrika Ebola salgını ve 2022 mpox salgınında da birebir aynı şekilde işlediği saptandı.
TEK İSTİSNA: 1977 RUS GRİBİ
İncelenen vakalar arasında genetik yapısıyla bilim insanlarını şaşırtan tek örnek, 1977’de Sovyetler Birliği’nde ortaya çıkan Rus gribi oldu. Diğer salgınların aksine bu virüsün hayvanlardan gelmediği, 1950’li yıllarda dolaşan grip virüsleriyle neredeyse aynı genetik dizilime sahip olduğu belirlendi. Bu istisnai durum, salgının doğal bir sıçramadan ziyade farklı kaynaklardan ortaya çıkmış olabileceği ihtimalini güçlendirdi.
KOVİD-19 TARTIŞMALARINA GENETİK YANIT
Dünya genelinde 25 milyondan fazla can kaybına ve trilyonlarca dolar ekonomik zarara yol açan kovid-19 pandemisi de araştırmanın temel odak noktalarından biri oldu. Araştırmacılar, SARS-CoV-2 virüsünün mutasyon modelinin yarasalarda dolaşan diğer koronavirüslerle aynı evrimsel özellikleri taşıdığını tespit etti.
Laboratuvar kökenli bir mutasyon izine rastlamayan bilim insanları, virüsün doğal bir zoonotik sıçrama sonucu ortaya çıktığı tezini destekledi. Bu bulgular, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) geçtiğimiz ay yayımladığı ve virüsün yarasalardan başka bir hayvan aracılığıyla Wuhan’daki bir pazardan insanlara bulaştığı yönündeki raporuyla da paralellik gösteriyor.
"BİLMEDİĞİMİZ VİRÜSLER EN BÜYÜK RİSK"
Araştırmanın en dikkat çekici uyarısı ise gelecekteki olası pandemilere yönelik oldu. Bilim insanları, bir virüsün küresel bir salgına dönüşmesi için önceden karmaşık bir hazırlık evresine ihtiyaç duymadığını vurguluyor. Doğada hali hazırda dolaşan ve henüz keşfedilmemiş olan binlerce virüsün, hiçbir ekstra mutasyon geçirmeden doğrudan insanlara geçme potansiyeline sahip olduğu belirtiliyor.
Wertheim, riskin büyüklüğünü şu sözlerle özetliyor:
"Doğada dolaşan ve bilmediğimiz virüsler en büyük tehdidi oluşturuyor. Her an bir pandemiye dönüşmeye hazır durumdalar."