Kovid’in yan etkisine ‘stüdyo pandemi’ ilacı

Küresel pandeminin yan etkilerini şiddetle hisseden sanatçılara tam destek mesajı. İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı, salgının ilk döneminde müzisyenlere, tiyatroculara hizmet alımı yoluyla 8 milyon lira destek verdiklerini söyledi.

SALİHA SULTAN / KARAR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Daire Başkanlığı İstanbul’un kültür sanat hayatına yön veren, bu konuda birinci dereceden sorumlulukları olan önemli bir kurum. 2019 seçimlerini CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasının ardından belediyenin birçok kurumunda meydana gelen yönetim değişikliğiyle birlikte Kültür Daire Başkanlığına daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda uzun yıllar başmüfettişlik görevini yürüten Hülya Muratlı getirildi.

Muratlı, hem Türkiye’de, hem yurt dışında kültür sanat alanında birçok önemli çalışmaya imza atmış başarılı bürokrat. Uzun yıllardan sonra İBB Kültür Daire Başkanlığı görevine getirilen ilk kadın yönetici olmasıyla da dikkati çeken Muratlı ile KARAR okuyucuları için bir araya geldik.

Salgın günlerinin sanat dünyasında yarattığı mali krizde sanatçılara yaptıkları desteklerden, 20 yılı aşkın farklı bir siyasi anlayışın yönettiği bir görevi devralmaya dair birçok sorumu samimiyetle yanıtlayan Muratlı, bu zorlu günlerde yönetimi değil yönetişimi önemsiyor ve “Kültür sanatta birliktelikten yanayız. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, kültür sanat alanında üretim yapan her türlü sektörün bir araya gelmesi gerek” diyor.  

20 yılı aşkın bir süre farklı bir siyasi anlayışın yönettiği bir kurumda, İBB Kültür Daire Başkanlığı görevini üstlendiniz. Neler gözlemlediniz göreve başladığınızda? Zorluk yaşadınız mı? 

Bakanlıkta 26 yıl geçirdim ve kültürün her kademesinde, üst yönetimde bulundum. Buraya gelmek öncelikle İstanbul’un kültür ve sanatın merkezi olması, Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun vizyonu nedeniyle büyük heyecan verdi. Hep takip ederdim, şimdi buraya bir şey katabilmek, üretebilmek çok heyecan verici. Geldiğimde gördüğüm fark şuydu, evet çok uzun süreli bir iktidar ve sistem vardı. Bu sistem alışılagelmiş kamu bürokrasisi sisteminden çok farklıydı, bunu gördüm ve hala da yaşıyorum.

İyi tarafları da kötü tarafları da vardı. İyi tarafı çok hızlı, bu hıza alışmış bir kent ve çarklar bir şekilde dönüyor ve kaynağı bol. Bakanlıkta, merkezi hükümetteki kaynak yereldeki kadar kuvvetli değildir. Burada kaynağı ve hızı güzel projelere aktarırsak hakikaten başarılı olacağımızı gördüm.  Dezavantajı ise uzun süreli gelinen bir yönetimden dolayı yanlışlarıyla beraber oluşturulan sistemin devam etmesi. Daha yasal mevzuata dayalı, merkezi hükümetle ve diğer kurumlarla da uyumlu, kimseyi dışlamayan daha şeffaf yeni bir sistem kurulması gerekiyordu. Başka bir dezavantaj da şuydu, çok kapalı bir yapı gördüm ben bunu açmak gerekiyordu. 

‘Kapalı yapı’ derken neyi kastediyorsunuz? 

İBB’de konser, etkinlik alımları nasıl yapılıyor bu bilinmiyordu mesela. ‘Belirli insanlar girebilir, bize açık değil’ diye bir anlayış vardı. Sistem de öyle kurulmuştu. Bir ihale sistemi vardı, orda belli kişilerle yapılıyordu işler. Bunun ne kadar yasaya uygun olduğundan, önce buradan başladık ve şeffaflığı sağlamaya çalıştık. Kültür AŞ diye bir şirketimiz var mesela, Kültür Daire Başkanlığı ile neredeyse yer değiştirmişti. İdare ve yüklenici ilişkisi var aralarında ama sektör bunu bilmiyordu. Nereye başvuracağız diye soruyorlardı. 

‘ŞAPKALAR TERSİNE DÖNMÜŞTÜ’ 

1990’ların sonlarında İstanbul’un etkinlikleri Kültür Daire Başkanlığı planlar, Kültür AŞ icra ederdi. Sözlerinizden başkanlığın yıllar içinde bir memuriyete dönüştüğü anlamı mı çıkıyor? 

Evet. Çok keskinleşmiş ve şapkalar tersine dönüşmüş. Kararları veren Kültür AŞ’ydi. Önce bunun ayrımını yapmakla ve sektöre anlatmakla başladık. Sonrasında da ihale sisteminin yerine adil bir sistem kuralım dedik ve buradan başladık. Temel fark kurumsallık oldu. Bakanlıkta mesela ciddi bir kurumsallık vardır, yönetici kim olursa olsun yürür sistem. Burada kabına göre bir şekil alma durumu vardı. Çünkü İBB sadece kamu değil, hem özel sektör, hem yerelle, halkla iş birliği olan bir kurum. Bütçe olarak da neredeyse Kültür Bakanlığı’nın bütçesine yaklaşan bir bütçesi var. 

Siz göreve geldikten kısa bir süre sonra salgın süreci patlak verdi. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok etkinlik durdu, projeler belirsiz bir sürece girdi. Siz nasıl etkilendiniz bu durumdan? Henüz yolun başındaydınız çünkü… 

Çok büyük bir şanssızlık oldu hakikaten. Deprem, pandemi derken sorunlara boğulduk ama bu bizi durdurmadı. Çünkü zorluklara göre ihtiyaçlar ortaya çıkınca ancak çözümleri bulursunuz. Dijital kültür sanat kavramı ortaya çıktı. Ve kültür sanat sektörünün ne kadar kırılgan olduğunu gördük. Hep kırılgandı evet, kaynak sorunu vardı ama bu sefer desteğe en çok ihtiyaç duyulan kesimlerden biri oldu.

Sağlığın öncelikli olduğu bir ortamda lüks gibi görünse de çok önemli bir alan olduğunu da gösterdi bize. İnsanlar güzel şeyler duymak, gülümsemek istiyor. Bu anlamda herkes sanata sarıldı bu süreçte, din, dil, ırk bunların önemi olmadığı, insan olmanın önemi ortaya çıktı. İnsanları evlere bağlayan sanat oldu. Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünü tam olarak yaşadık.  

8 MİLYON DESTEK VERDİK AMA YETERLİ DEĞİL 

İstanbul binlerce sanatçının olduğu bir şehir. Pandeminin ilk sürecinde yasaklar ve kısıtlamalar nedeniyle kriz yaşayan özellikle bağımsız tiyatro ve müzik sektöründen birçok sanatçı destek çağrısı yaptı. İBB tam olarak ne yaptı ilk süreçte? 

Kamu kurumu olduğumuz için yapabileceğimizi maksimum seviyede yapmaya çalıştık. Yeterli mi, değil. Biz sokak sanatçılarından tiyatroculara 2 bin civarı bir destek başvurusu aldık sanatçılardan. Hizmet alımıyla 8 milyonun üstünde destekte bulunduk. Hem destek verdik, hem de sanatçılarımız kültür sanat hayatımıza katkıda bulundu. Yaz boyu da açık alanlarda etkinlikler düzenledik. Bunların hepsini tamamen bize başvuran insanlarla yaptık.  

İkinci dalga sürecindeyiz ve sanat dünyası bundan etkilenmeye devam ediyor. İBB bu süreçte  kısıtlamalar başlamadan bütün etkinlik mekanlarını kapatma kararı alan ilk kurum oldu… 

Kapatma nedenimiz Başkanımız İmamoğlu’nun pandeminin boyutlarının çok daha artacağı öngörüsüydü. İnsan hayatı riske atılabilecek bir şey değildi. Mekanları kapattık ama sanatı durdurmadık. Dijitale taşıdık. Bazı etkinlikleri bir araya gelmeyecek şekilde planladık.

Devam ediyoruz. Şu an 2021’e hazırlanıyoruz. Bu bizim için bir hazırlık dönemi bir yandan. Çünkü ikinci dalga çok daha vurucu oldu. İlk dalgada yaz dönemi sanatçılara bir şekilde hayatlarını idame etme şansı sağladı. İkincisi ise kış dönemine geldi. Enstrümanlarını satan müzisyenler oldu. Çok yıkıcı oldu. Biz de desteklerin yeterli olmadığını gördük.  

Yeni bir çalışma var mı bu anlamda? 

Şu an mevcudun üzerine ne koyabiliriz, bunun çalışmasını yapıyoruz. Destekleri nasıl büyütebiliriz düşüncesiyle hareket ediyoruz.  

MUHALİF BELEDİYELER İLK ÇAĞRIMIZA CEVAPSIZ KALDI 

Pandemi sürecinde dikkatimi çeken konulardan biri şu oldu, İstanbul’da birçok yerel yönetim var ve biliyoruz ki büyük ihalelerle kültür sanat sektörüne önemli kaynaklar ayırıyorlar yıllık olarak. Fakat süreçte etkinlikler durduruldu, önemli bir destek çabası göremedik. Ayrılan kaynaklar niye kullanılmadı merak ediyorum doğrusu. Bir araya geldiniz mi hiç yerel yönetimlerle, ortak hareket etme çabanız oldu mu? 

Diğer ilçeler üzerinde bir yaptırım yetkimiz yok. Biz 39 ilçeyi de hem yazılı hem de sözlü davetle çağırdık bir toplantı yapmak istedik. Ama muhalif belediyelerden Gaziosmanpaşa dışında gelen olmadı maalesef. Pandemi daha tam gelmemişken, bu toplantıyı ilçeler için ne yapabiliriz, İstanbul için birlikte ne yapabiliriz sorusunun cevabını bulmak için yaptık. Beylikdüzü, Beşiktaş, Büyükçekmece gibi belediyeler geldi ve onlara destek olduk bazı etkinliklerinde.  

‘HEDEFİMİZ YÖNETİM DEĞİL YÖNETİŞİM’ 

Yeniden bir girişimde bulunacak mısınız?  

Bu sorduğunuz aslında 2021’deki en büyük hedeflerimizden biri. Pandeminin uzayacağı malum... Hepimiz İstanbul için çalışıyorsak, bir araya gelip bir birlikte bir proje üretelim, hem sanatçılara destek olalım ve İstanbul halkına bir şeyler gösterelim düşüncemiz var. Bu kez güzel bakacak gibi görünüyorlar. Çünkü bizim bütçemiz İstanbul’un bütçesi aynı zamanda, herkesle paylaşabiliriz.

Kültür sanatta birliktelikten yanayız. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, kültür sanat alanında üretim yapan her türlü sektörün bir araya gelmesi gerek. Burada da yönetim değil, yönetişim kavramı anlam kazanıyor. 2021’in başında birlikte nasıl yönetirizin muhasebesini yapacağız. Çünkü birbirimize hem ihtiyacımız, hem gerekliliğimiz var.  

MÜZİSYENLER İÇİN PANDEMİ STÜDYOSU KURULDU 

Kültür sanat dünyasında şu anki krize yönelik bir projeniz var mı? 

Geldiğimizde ‘Tek Tıkla Kültür Sanat’ diye bir proje hayata geçirdik. İstanbul’un yerel yönetimlerinden diğer kurumlarına 70 kadar kurumun bütün sanat etkinliklerini oraya girdik. İstanbul’da sanat etkinliğine katılacak bir kişi tek tek araştırmak yerine bu ajandadan faydalansın istedik. Şu an destek ihtiyacı olan sanatçılara hizmet alımı yapıp, orada yer vererek destek vereceğiz. Bu mecrayı sanatçı ve tüketiciyi buluşturma hedefiyle yasal alt yapısını kuruyoruz.  

Peki ya müzisyenler? 

Cemal Reşit Rey’in alt katına ‘Akustikhane’ adlı bir stüdyo kurduk. Şu an müzisyenlerin çekimlerini yapıyoruz. Konser veren sanatçılar burada hem dinletiler hem de söyleşiler yapıyor. Her türlü teknik imkanı sağlıyoruz. Özel tiyatroların çekimlerini de yapmaya başladık. Ocak ayında da bu üretimleri sanatseverlerle buluşturmaya başlayacağız. 

İMAMOĞLU’NUN ODASI DANS SALONU OLDU 

CRR’de bir de dans stüdyosu kurulmuş duyduğum kadarıyla… 

Evet, hiç dans stüdyosu yoktu, biz de bir prova salonu yaptık. Hatta mekan ararken yer bulamadık. Başkanımız İmamoğlu’na dans eğitimleri için bir prova salonuna ihtiyacımız var dedik o da ‘Başkana ayrılan odayı kullanın her yerde makam odasına gerek yok’ dedi. Şu an salonumuz hazır, küçük çocuklara eğitimler verilecekti ama şu an pandemi nedeniyle başlayamadık. İlk dans programımız Mücbir Sebep’i yaptık ama ikinci fazda opera yapmayı arzu ediyoruz. İstanbul’da sadece Süreya Operası var ve İstanbul için yeterli değil. CRR’nin orkestrasyon çukuru var, teknik olarak uygun opera için.  

KORE KAPISI KAPANDI 

Kültür Daire Başkanlığı Kore projeleriyle gündeme gelmişti sizden önceki dönemde. Bir Türk evi yapılmıştı bildiğimiz kadarıyla Kore’ye, birçok kişi de oraya gitmişti. 100 milyon gibi bir rakamın harcandığından bahsedildi. Şu an ne durumda bu Kore projesi? Devam ediyor mu? 

Kore ile yıllarca bir şeyler yapılmış ama çok büyük çıktısı olmamış. Daha çok biz oraya gitmişiz. Oradaki Türk Evi’nin bakımını yapıyoruz tabii. Onların da Fatih Kültür Merkezi’nde bir odaları var, içinde eşyaları var. Devlette devamlılık esastır. Çok yatırım var bu şekilde belediye içinde kapalı kalmış, halkla buluşturulamamış maalesef. Belki buna amaçlanan, ilk hedefe uygun bir fonksiyon kazandırabilirsek dokunuruz onlara. Ama sonuç olarak şu an Kore'ye artık para harcamıyoruz, Kore'ye kimse de gitmiyor. Bundan sonra da gidilmeyecek. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Berlin Film Festivali koronavirüs nedeniyle iptal edildi
Geleneksel strateji ve zeka oyunumuz Mangala da dünya mirası
Bedri Rahmi’nin İstanbul’u bakımsızlıktan dökülüyor

Kültür Sanat Haberleri