Kur’an-ı Kerim’de Mesih anlayışı bulunmuyor

Kur’an Araştırmaları Merkezi, düzenlediği sempozyumda Mesih veya Mehdi inanışını ele aldı. İslam’ın ana kaynağı Kur’an-ı Kerim’de böyle bir anlayışın yer almadığı vurgulandı. Etkinlikte darbe girişimi ve FETÖ’ye de dikkat çekildi.

EREN TAŞAR

Türkiye’yi darbe girişimiyle uçurumun kıyısına sürükleyen FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’in örgüt mensuplarınca “ilahi kurtarıcı” kabul edilmesi, mehdilik tartışmalarını gündeme getirdi. Kuran Araştırmaları Merkezi Mesih veya Mehdi inanışını alanında uzman isimlerle masaya yatırdı. Sempozyumdan çıkan sonuç bu anlayışın Kur’an-ı Kerim’den temelini almayan bir inanış olduğu.

ASIRLARDIR TARTIŞILIYOR

Kur’an Araştırmaları Merkezi (KURAMER), ‘Beklenen Kurtarıcı İnancı’ başlığı altında bir sempozyum düzenledi. Dokuz ayrı sunumdan oluşan sempozyumda beklenen kurtarıcı inancından, dinler tarihi arka planından İslâm’ın ana kaynaklarına, tarihsel süreçten günümüze yansımalarına kadar değişik yönleriyle birçok konu ele alındı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan KURAMER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, “Hemen bütün dinî gelenek ve kültürlerde kurtarıcı beklenti ve inancına, kurtarıcılık işlev ve gücüne sahip olduğuna inanılan şahsiyetlere dair bilgiler/anlatılar mevcuttur. İnanışlar literatürü beslemiş, literatür inanışları yaygınlaştırmıştır. İslâm’ın ana kaynağı Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’den sonra bir kurtarıcı geleceğine dair bir açıklamaya rastlanmazken, ilk asırlardan itibaren oluşan dinî literatürde, daha yoğun biçimde de hadis ve tasavvuf kitaplarında başta Mehdi ve Mesih olmak üzere “beklenen kurtarıcı” düşünce ve inancını besleyen kavramların oluşturulduğunu ve bu alanda ciddî bir tartışmanın başladığını görmekteyiz” dedi.

KAYNAKTAN SAPILDI

İslam dünyasında beklenen kurtarıcı inancının istismar edildiğine dikkat çeken Bardakoğlu, “Genelde İslâm dünyasının öteden beri içinde debelendiği, özelde de ülkemizin bugün 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra son birkaç ay içinde karşı karşıya kaldığı ve baş etmekte zorlandığı sorunların arkasında dinî kültürdeki bu tür inanışların kullanılmasının ileri derecede pay sahibi olduğu açıkça görülmüştür. Böyle olunca, Kur’an ve Sünnet’e bağlılık iddiası taşıyan her bir Müslüman’ın, bu konuda dinin ana kaynaklarından hangi noktada ne gibi sapmaların yaşandığını sorgulama ve öğrenme hakkı vardır” diye konuştu.

EKSİK VE YANLIŞ YAKLAŞIM

‘Beklenen kurtarıcı’ inancını tarihi perspektiften inceleyen Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak ise “Gerek dünya gerek İslâm tarihinde Mehdici veya mesiyanik hareketleri sadece dini veya mistik ideolojiler, mitolojiler doğrultusunda veya sadece siyasal, toplumsal, ekonomik şartlar çerçevesinde ele almak aldatıcıdır. Marksist tarihçiliğin bu hareketleri sırf elverişsiz ekonomik ve siyasal şartlara bağlayarak ‘ezen-ezilen’ dikotomisi doğrultusunda açıklamaya çalışan yaklaşımının, mehdici hareketleri anlamaya yetmediğini görmemiz gerekir. Bu hareketleri mehdici inanç ve ideoloji faktörünü hesaba katmadan anlamaya çalışmak, tarihsel metodoloji açısından fevkalade eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. Öte yandan bu hareketleri sadece teolojik açıdan izaha çalışmak da aynı derecede eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. Doğru olan, her iki faktörü birlikte değerlendiren bir yöntem kullanmaktır” ifadelerini kullandı.

‘Beklenen kurtarıcı’ inancının İslâm öncesi dinî arka planına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Harman da “Kurtuluş düşüncesi beşeri varlıkların sıkıntılı durumlarında ya kendi gayretleri ya da ilahî bir takım güçlerin müdahalesi yoluyla nihaî olarak iyi bir duruma erişebileceklerini ima eder. Dinin amacı insanın hem bu dünyadaki refahı hem de ebedî âlemdeki kurtuluşudur. Tanrı’nın göndereceği bir kurtarıcının varlığı düşüncesi ise dinî kurtuluş öğretilerini felsefî olanlardan ayıran temel özelliktir. Diğer taraftan insanda, gücünün ve ömrünün sınırlı oluşuna, dünya hayatının sıkıntılarına karşın geniş bir hayal gücü, uzun yaşama arzusu ve geleceğe umutla bakma isteği; özellikle olumsuz durumlarda kendini kötü durumdan kurtarıp daha iyi bir noktaya getirecek bir kurtarıcı umut ve beklentisi vardır. Bütün dinlerde söz konusu olan kurtuluş ihtiyacı insanın bir taraftan sonlu ve sınırlı bir varlık olduğu gerçeği, diğer taraftan daha iyi şartlarda yaşama ve hayatiyetini devam ettirme arzusu ile bağlantılıdır” şeklinde konuştu.

‘Mehdîlik’ meselesinin birçok din ve kültürde var olduğun altını çizen Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “İslâm tarihinde sözde dinî gerekçeli sayısız istismar ve kalkışmaya konu olan “mehdîlik” meselesi Sümerlerden Bâbillilere, eski Mısırlılardan Azteklere kadar uzanan ve aynı zamanda Hinduizm, Budizm, Mecusilik, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi birçok müesses din ve kültürde de mevcut olan mitolojik ve apokaliptik bir inanç konusudur. Tarihsel arka planı ve kültürel çapı itibariyle kadim kültürlerdeki tufan mitolojisini anımsatan bu inancın İslâmî orijinli olmadığı kuşkusuzdur” ifadelerini kullandı.

SOĞUKKANLI ANALİZ 

“Mehdi inancı, zihnen ve fikren reşit olamayan bir toplumun atalet içinde kalıp kendini elden ayaktan düşmüş bir kötürüm gibi algılamasıyla da irtibatlı bir durumdur” diyen Öztürk, “Bu durumdaki toplumların kendine gelip rüştünü ispatlamasının öncelikli şartlarından biri, dinî düşünce alanında köklü bir aydınlanma tecrübesi yaşanmasıdır. Aydınlanma’nın önemli parametreleri ise mehdîlik gibi mitolojik malzemelerin soğukkanlı biçimde analiz edilmesini de gerektiren işlevsel akıl ve iradeyle mücehhez birey olmanın farkına varılması ve aynı zamanda okuma, anlama, sorgulama kültürünün yaygınlık kazanmasıdır” diye konuştu.

HADİSLERDE BAHSEDİLİYOR 

Hadislerde ‘Beklenen kurtarıcı’ inancına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Yücel, “Beklenen kurtarıcı” ve “hadis” birlikte zikredildiğinde konunun merkezini temel hadis kaynaklarında kaydedilen Mehdî hakkındaki hadisler oluşturmaktadır. Zira temel hadis kaynaklarında zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak olan kişi Mehdî olarak isimlendirilmektedir. Hadis kaynaklarımızda açıkça Mehdî’den bahseden ve Mehdî’den söz ettiği şeklinde yorumlanan birçok rivâyet bulunmaktadır. Süyûtî’nin tespitine göre hadis kaynaklarında merfû, mevkuf ve maktû olarak toplam 257 rivâyet yer almaktadır. Şia hadis kaynaklarındaki Mehdi hadislerinin çok daha fazla olduğu bilinmektedir” dedi.

SEMPOZYUMA KİMLER KATILDI?

22 Ekim Cumartesi günü İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İSAM Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyuma, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Yrd. Doç. Dr. Nihal Şahin Utku, Prof. Dr. Cemil Hakyemez, Prof. Dr. Bünyamin Erul, Prof. Dr. Ahmet Yücel, Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, Yrd. Doç. Dr. Özkan Öztürk, Dr. Necdet Subaşı, Yrd. Doç. Dr. Sevde Düzgüner, Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Prof. Dr. Mustafa Öztürk katıldı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

Detay Haber Haberleri