Prof. Dr. Niyazi Beki yazdı: Hatt-ı müstakim üzerinden iletişim hattı

Sadece müminler için değil, bütün insanlar için önemli bir rehber olduğuna inandığımız Kur’an-ı Kerim perspektifinden bazı iletişim kodlarını paylaşmakta fayda var. Hayatı zehir eden ihtilaf noktaları değil, dünya hayatını bir nevi cennet hayatına çeviren ittifak noktalarına bakmak, toplum ve insanlık için çok önemli.

(Ey İman edenler!) Hep birlikte Allah’ın ipine (sizi Allah’a ulaştıran Kur’an’a) sımsıkı sarılın ve asla ayrılığa düşmeyin ” (Al-i İmran, 3/103) mealindeki ayette, her hususta Allah’ın emir ve yasaklarının belgesi olan Kur’an ve Kur’an’ın en büyük tefsiri Hz. Peygamberin sünnetine göre hareket etmemiz emredilmektedir. Ayrıca “ayrılığa düşmeyin” ifadesinden anlaşılıyor ki farklı anlayış, farklı yaklaşımlardan farklı yorumların yapılması söz konusu olabilir. Ancak ittifaka götüren yorumlar, ihtilafa götüren yaklaşımlara tercih edilmek durumundadır.

Sadece müminler için değil, bütün insanlar için önemli bir rehber olduğuna inandığımız Kur’an-ı Kerim perspektifinden bazı iletişim kodlarını paylaşmakta fayda mülahaza ediyoruz.

İnsanların uhrevi mesuliyetleri bir yana, bu dünyada da huzurlu, barış içinde bir hayat sürmeleri için asgari müştereklerde uzlaşmaları şarttır. Hayatı zehir eden ihtilaf noktaları değil, dünya hayatını bir nevi cennet hayatına çeviren ittifak noktalarına bakmak, toplumlar için olduğu kadar bütün bir insanlık camiası için de büyük önemi haizidir. Bu yazımızda özellikle memleketimizin ve bütün İslam âleminin içinde bulunduğu ayrılıkları ittifaka, şikakları vifaka, ihtilafları ittihada,  çevirecek birer anahtar hükmünde olduğunu düşündüğümüz bazı hususları kısa maddeler halinde arz edeceğiz.

a) İyilik-güzellik, izafidir/görecelidir, tonları değişkendir

Bilenlerce malumdur ki güzelliği düşük olan bir fikirde ittifak, güçlü olanda ihtilaf varsa, güzelliği düşük olan daha güzel olur. Diğer bir ifadeyle, “hak ve güzel olan bir konuda ittifak, bundan daha hak, daha güzel olan alternatif bir konuda ihtilaf varsa, hak ve güzel olanı daha hak ve daha güzel olandan çok daha hak, çok daha güzel olur.” O halde, asgari bir müşterek olarak doğru kabul ettiğimiz ve güzel bulduğumuz bir fikirde ittifak edip uzlaşabiliyorsak, bunu göz ardı etmek ve bize göre daha doğru daha güzel ancak ihtilaflı olacağı belli olan bir fikirde ısrar etmek doğru değildir. Böyle bir durumda ittifakı sağlayan doğru bir güzellik çok güzel hükmünde olduğu gibi, ihtilaf çıkaran çok güzel ise çirkinlik damgasını yemekten kurtulamayacaktır.

- Bu şaşmaz ölçü, bize şunu ders veriyor ki, toplumsal hayatımızda kardeşlik bağlarımızı güçlendiren ‘az güzel’ olanla iktifa etmeliyiz.

Ve ruhsatlardaki ittifak, azimetlerdeki ihtilafa tercih edilmelidir. Bu aklın da gereğidir, dinin de gereğidir, insanlığın da gereğidir.

b) Tavır ve duruşlarımızda sevgiyi esas almalıyız. 

Bu perspektifi kazanmak için, sevgiye değer bulduklarımız ön plana çıkarmalı, adavete/düşmanlığa hak kazanan hasletleri geri plana itmeliyiz. İlle de adavet etmek istiyorsan, -mümin kardeşlerine yönelik- kalbindeki adavete adavet et; onu kalbinden çıkarmaya çalış. Ayrıca en ziyade sana zarar veren nefs-i emarene/kötülüğü emreden nefsine, onun hava ve hevesine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü’minlere adavet etme. Bu nurani reçeteden alacağımız ilaçlar şunlardır:

- Düşmanlık vasfı, insanlık bakımından arzu edilmeyen bir haslettir. Bu sebeple, mümkün olduğu ölçüde bu düşmanlık hastalığının içimize girmesine fırsat vermemek gerektir. Bu virüse bulaşmamak için “Allah için sevmek” düsturunu esas prensip edinmek, koruyucu hekimlik metodu çerçevesinde kin ve nefretin kalbe girmesine izin vermemek, bilakis, “Yaratılanları yaratandan ötürü sevmek” şuuruna ermek gerekir. “Allah için buğzetmek” düsturu ise hem arizi olup tali derecede ehemmiyet arz eden, hem kişilerin şahsına değil,  yaptıkları kötü eylemlerine yönelik bir prensiptir.

Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi’inin “mezhebim” (yani yolumun asıl rotası) dediği, şu ifadeleri konumuz için oldukça aydınlatıcıdır: “Benim mezhebim; muhabbete muhabbet etmektir, husumete husumet etmektir. Yani dünyada en sevdiğim şey muhabbet ve en kızdığım(nefret ettiğim) şey de husumet ve adavettir” (Münazarat, 77)

NOT: Bu konuya yarın da devam edeceğiz.

TAKVA KAVRAMI

Takva vikaye kökünden gelen ve korunmayı ifade eden geniş kapsama sahip bir kavramdır. Dünya ve ahiret hayatında zararlı şeylerden korunmak anlamına gelen takva, İslam’da en başa köşede yer alan bir fenomendir. Daha sonra -inşallah- geniş bir şekilde söz konusu edeceğimiz takvayı, bu yazımızda bir özet halde sunmayı düşünüyoruz.

“Şüphesiz Allah katında sizin en değerliniz, en çok takvalı olanınızdır” (Hucurat, 49/13) mealindeki ayette, takvanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Genel bir tanımla denilebilir ki takva, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmek, her durumda Allah’a saygılı olmak, ona karşı gelmekten sakınmak demektir.

Burada, benim için fazla söze ihtiyaç bırakmayacak kadar değerli olduğunu düşündüğüm Bediüzzaman Said Nusi’nin takva şuurunu harekete geçiren şu sözlerini olduğu gibi takdim etmekle yetineceğiz: “Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem

(Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez mealindeki ayetin) sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin. (Haşiye): Bu mademler içindir ki; şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. “Meraka değmiyor” diyorum ve dünyaya karışmıyorum.” (Mektubat /16.Mektub/5. Mesele)

Evet,  “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır”.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Prof. Dr. Niyazi Beki yazdı: İslam âleminin müzmin hastalıkları
Prof. Dr. Niyazi Beki yazdı: Dilin orucu
Prof. Dr. Niyazi Beki yazdı: Cerbeze hastalığının en etkili ilacı Ramazan

Ramazan 2018 Haberleri