Prof. Dr. Tahsin Görgün yazdı: Alman siyasetinin ‘Nasyonalizme’ yönelişi

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün, Almanya’da yükselmekte olan Türkiye karşıtı tutumun ve politikaların arka planını analiz etmeye devam ediyor.

PROF. DR. TAHSİN GÖRGÜN

Almanya’nın Türkiye’ye karşı “hasmane” tutumunun arka planını incelediğimiz bir önceki yazının sonunda, bu zamana kadar Türkiye’yi müşkül durumda bırakmak için öne sürülen aracıların/taşeronların başarısızlığı, sanki arka planda kalarak iş görmeye çalışanları açığa çıkmaya, bizzat müdahil olmaya zorlamış gibi gözükmektedir, demiştik.  Ancak pek de başarıya ulaşmış gibi gözükmeyen bu esas amacın yanında iki “yan tesir” açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bunlardan birincisi, Türkiye’ye karşı yürütülen kin ve nefret söyleminin Almanya’daki Türkler ve Müslümanlar üzerinde Nazi döneminde Yahudilere uygulanan tarzda bir baskı şekline dönüşerek burada yaşayan insanları eşi benzeri nadir bulunan bir baskı altına almasıdır. Bugün, 2017 yılının ilk ayları itibariyle, Almanya’da yaşayan Türklerin, Türkiye’ye küfretmedikleri sürece konuşamaz duruma getirilmiş olmaları ve gündelik hayatlarında sıradan insanlarla bile konuşmaya başlarken Türkiye aleyhinde olup olmadıklarına dair bir “bağlılık sorgulamasına” maruz kalmaları, kin ve nefret söyleminin bir bütün olarak Almanya’yı nereye getirdiği noktasında bir fikir verebilir. Bunu ifade etmenin, hakikaten Almanya’ya dost olan herkesin bir vazifesi olduğunu söylemek gerekir çünkü kin ve nefret söylemine kendisini kaptırmış olan Alman yetkililerinin bu durumu, aynen Nazi döneminde olduğu gibi, fark etmeleri oldukça zordur. Burada önemli olan husus, bunu yapan insanların; yani normal, sıradan ve sokaktaki insanların, etrafındaki Türkleri ve Müslümanları baskı altında tuttuğunu fark edemeyecek kadar bu kin ve nefret söylemini benimsemiş olmasıdır. Alman medyasında Türkiye hakkında yazılan hemen her yazıda tekrarlanan nakaratın önemli bir unsuru olan, muhaliflerin susturulması “Mundtot gemacht” iddiası, tam anlamı ile Almanya’daki Türklerin ve Müslümanların hallerini ifade ediyor (Türkçede bu hali bu kadar “güzel” ifade eden bir ifade olmadığı için burada tercüme etmeden “mundtot”u kullanmak daha uygun olmaktadır). Bugün Almanya’da sıradan insanlar için tabii ve normal olan, Türkiye hakkında yazılan hemen her yazıda nakarat haline getirilmiş olan, kin ve nefret unsurlarının kullanılmasıdır. Şimdilik bütün bu tavrın Mölln, Solingen ve kamuoyunda “dönerci cinayetleri” olarak bilinen NSU hadiselerinde ortaya çıkan türden fiziki anlamda bir müdahaleye dönüşmemiş olması, bunun Almanya’da mümkün olmadığı anlamına gelmez; bu sınırın hemen her zaman geçilebileceğinin unutulmaması gerekir.

KENDİNE ZARAR VERİYOR

Ortaya çıkan bu durum, bu söz ve söylem siyasetini güdenlerin ilk amacı olmayabilir. Biz en azından böyle bir amacı onlar için varsaymayı iyi niyet açısından doğru bulmasak da böylesi bir “yan tesir” açıkça ortadadır. Bu durumun, Almanya’nın bu konulardaki geçmişi/sicili ve Alman toplumunun kültürel kodları dikkate alındığı takdirde, büyük bir ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir. Bu mesele şimdilik sıradan Almanlar için Türkleri baskı altına alma anlamında, zamanında Yahudilere uyguladıkları mahalle baskısında olduğu gibi, ”nihayet bunlara hadlerini bildiriyoruz!” anlamında “keyifli” bir durum arz edebilir. Ancak bu mahalle baskısı zaman içerisinde Alman toplumunda İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi bir “Umerziehung”u zorunlu hale getirecek gelişmelere sebep olacak güçlü bir potansiyeli de içinde taşımaktadır. Meselenin bu kadar ciddi boyutlara ulaştığını birilerinin Alman dostlarımıza anlatması gerekmektedir. Çünkü birkaç yıl sonra durum işin içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

İkinci “yan tesir” ise örneğini Pegida ve AfD’de gördüğümüz gelişmelerdir ki bu gelişmeleri sadece “siyasette bir popülizm” olarak görmek, meselenin ciddiyetini görmemek demektir. Her şeyden önce buradaki popülizm ile kastedilen “halk arasında yaygın olan bazı düşünce ve yönelişlere, hatta korkulara siyasette yer vermek” olsa bile bu düşünce ve yönelişlerin haber ve söylem siyaseti ile oluşturulan/ekilen “kin ve nefretin” hasılası olarak karşımıza çıktığını görmek gerekmektedir. Türkiye’ye karşı oluşturulan kin ve nefret söylemi, umulduğu gibi Türkiye’deki siyaseti etkilemek yerine Almanya’daki ırkçı ve nasyonalist yönelişleri beslemekte ve bunun neticesinde, Almanya’da siyaset, ırkçılık ve nasyonalizme gittikçe daha açık hale gelmektedir. Bazı siyasetçilerin AfD’yi etkisiz kılmak için, onların argümanlarını elinden almayı bir strateji olarak teklif etmeleri ve kullanmaları, AfD ve benzeri hareketleri tesirsiz kılmak yerine mevcut siyaseti AfD çizgisine yaklaştırmakta; bu aynı zamanda -farklı bir yönden- AfD’yi iktidara taşımaktadır. AfD’nin iktidarı, başta AB olmak üzere, Avrupa fikrini bir bütün olarak terk etmeyi daha da yakınlaştırmaktadır. Bu sebeple AB’nin günümüzün asıl “Hasta Adamı” olduğu gerçeğini de burada hatırda tutmak gerekmektedir. Gerçi Almanya, AB sonrasında, AB’den elinde kalacak olan “hinterland”ı ile AB öncesinden daha güçlü hale gelebilir ama böylesi bir durum bir bütün olarak Avrupa’yı bir barış bölgesi olmaktan çıkaracaktır. Bu aynı zamanda İkinci Dünya Savaşından yarım kalmış olan hesapların uzun vadede görülmesinin düşünülebilir hale gelmesi anlamına da gelecektir.

Buradaki temel meselenin, kısa ve uzun vadeli olarak düşünüldüğünde, oldukça ciddi boyutları olan, derinliği ve kapsamı açısından ilk anda göründüğünün aksine iki devlet arasındaki diplomatik bir krizden daha fazla bir hadise olduğunu fark etmek gerekmektedir. Alman medyası, tek merkezden yönlendirildiği ve yönetildiği belli olan sistematik Türkiye düşmanlığını her vesileyle arttırarak kin ve nefret söylemini sürdürmektedir. Almanya artık inandırıcı olmadığı aşikâr olan “özgür medya” tezinin arkasına sığınamaz, buna belki Almanya’da sokaktaki insanlar inanabilir ancak bu sahte argümanın Türkiye için ve Almanya’daki Türkler için hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.

Bu şartlarda dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki bu aynı zamanda meseleyi halletme cihetinde bir imkân olarak da kabul edilebilir. Nitekim Türkiye’de halk -muhtemelen siyasi merciler de- meselenin bu kadar esaslı olduğunun henüz farkında değiller gibi gözükmektedir. Ancak aynen Almanya’da olduğu gibi Türkiye’de de Almanya ve Almanlara karşı bir kin ve nefret söyleminin oluşturularak sürdürülmesi durumunda, yani Almanya’nın 2010 yılından beri yaptığının benzerini Türk medyasının da yapması durumunda elde edilecek neticenin hiçbir tarafın faydasına olmayacağı ve tahmin edemeyeceğimiz ağır sonuçların ortaya çıkmasının kaçınılmaz olacağı açıktır.

Yapılması gereken şey, öncelikli olarak Almanya’daki kin ve nefret söyleminin durdurulması için uzun soluklu ve çok katmanlı bir çalışmanın yürütülmesi, bu konuda öncelikli olarak Alman derin devletini Türkiye’yi düşman ülke kategorisinde görmekten vazgeçirmek gerekmektedir. Çünkü Almanya’daki medyanın tek ağızdan, tek kaynaktan yönetildiği açık olan bir haber siyasetiyle oluşturduğu düşman imajı/resmi, Türkiye’deki bir hükümet değişimiyle değişebilecek boyutları bile çoktan aşmış, toplumlar arası bir kin ve nefret üretme mekanizması haline dönüşmüştür. Bu durum, Almanya’da gerçekleşecek bir hükümet değişikliğiyle de aşılamayacak kadar kalıcılaşmış olup acı verici neticeler oluşturması bakımından eski seviyesini de çoktan aşmışa benzemektedir. Eğer Alman devleti bu tavrını gözden geçirebilirse, o zaman, Türkiye’de henüz olmayan karşıt söylemin oluşturulması için de bir gerekçe kalmayacaktır. Türkiye’nin, şaşkınlık ve öfkeden kaynaklanan bazı reaksiyonları dışında, bu konuda bir şey yapmaması, bir şey yapılmayacağı anlamına gelmez, bu durumun tek taraflı olarak böyle devam etmeyeceği açıktır. Almanya’nın, zayıf düştüğünü düşünerek veya zayıf düşürmeye çalışarak başına üşüşmeye çalıştığı Türkiye’nin, Alman istihbarat kaynaklarının kavrayamayacağı, bu anlamda hesaba kitaba gelmez bir gücü olduğunu artık anlamasında da fayda vardır.

Kısaca özetleyecek olursak Almanya’daki kin ve nefret söylemi, Türkiye’ye zarar vermekten çok başta Almanya’daki Türkler olmak üzere, bizzat Almanya’ya zarar veriyor.

Ancak zararın neresinden dönülürse kârdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.

İlgili Haberler

Avrupa’nın gündemi Türkiye’deki referandum

Görüşler Haberleri