Siyasi cinayet meselesi

Ahmet Taşgetiren

Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı, Koray Aydın’ın da “Bize de böyle haberler geliyor” diye tasdik ettiği, son olarak da Sedat Peker’in SADAT’la bağlantılayarak devreye soktuğu “siyasi cinayet” iddiası, gerçekten ciddiye alınacak ihbarlardan mı kaynaklanıyor, yoksa iktidar cenahının iddia ettiği gibi sadece muhalefetin üretmeye çalıştığı “gerilim stratejisi” ile mi ilgili?

İktidar cenahı Kılıçdaroğlu’nu “Varsa elinde bilgi savcılığa ver” diye sıkıştırıyor. İş gerçekten somut “tehdit” safhasındaysa Kılıçdaroğlu ya da Koray Aydın bu bilgileri Yargı ya da güvenlik birimleriyle paylaşacaktır.

Konu buraya geldiğinde “Siyasi cinayet” gündemini besleyen kimi malzemeler bulunduğunu not etmek gerekiyor.

Bir kere Türkiye liderler seviyesinde saldırıların gerçekleşebildiği bir ülke. Bunun pek çok örneği var. Mesela rahmetli Özal’ın uğradığı silahlı saldırı hafızalarda hem çok diri, hem de esrarını hala koruyor.

Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta gerçekleşen linç girişimi de en azından Kılıçdaroğlu’nu “siyasi cinayet endişesi” noktasında söz sahibi kılıyor.

İzmir’de HDP binasının basılıp içerde cinayet işlendiği de henüz unutulmayan kanlı olaylardan.

Bunlar var, bunların yanında Meral Akşener’in Rize’de maruz kaldığı saldırı girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu daha bir. Daha neler olacak. Bunlar daha iyi günler” gibi sözleri hatırlanıyor.

Bahçeli’nin grup toplantısında gençlerin eline tutuşturmak için kürsüye taşıdığı “Zülfikar” görüntüsünün henüz mürekkebi kurumadı.

Daha neler olacak? Bunlar iyi günler” sözü neyi çağrıştırıyorsa onun kaygı üretmesi normal.

Sedat Peker “Eskiden Sedat’çılar vardı, şimdi Sadat’çılar var” diyor. Alt anlamı şu bu sözlerin: “Bir zamanlar bizden isteniyordu korkutucu eylemler, şimdi başkasından bekleniyor.”

Muhalefetin “siyasi cinayet” iddiasının arkasında şu değerlendirme var: “İktidar seçimi kaybedeceğini anladı, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak istiyor. Onun için de kendisini iktidarda tutacak bir zemin hazırlamaya çalışıyor. Bu da ya bir dış operasyon olur ya da siyasi cinayetler.” Muhalif mecralarda 7 Haziran - 1 Kasım 2015 arasında gerçekleşen olaylar örnek olarak zikrediliyor. Bu dönemde Başbakan olarak görev yapan ama bugün muhalefette yer alan Ahmet Davutoğlu’nun bilgileri de merak ediliyor.

Dış operasyon iddiası da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye ile ilgili son açıklamalarına dayandırılıyor.

Bu değerlendirmenin hemen yakın zamanda yapılacak bir seçim için anlamı olsa da, henüz o seçim ufukta gözükmüyor bir, Amerika ve Rusya ile ilişkilerin son derece hassas ilerlediği bir zeminde gerçekleşecek dış (Suriye) operasyonların nasıl sonuçlanacağı tahmin edilemez, iki. Zaten Suriye konusu, Rusya’nın etkili olduğu bölgeden en son gelen iki şehitle ve PYD/YPG’ye silah -muhimmat yağdıran Amerika’nın “Suriye’de Türkiye’nin operasyonlarını tehdit olarak niteleyen” son tavrından sonra, son derece kritik hale gelmiş bulunuyor.

Siyasi cinayetler konusunda son olarak söylenecek olan şudur: Bu konu sür’atle gündemden düşmelidir. Muhalefetin böyle bir kaygısı varsa, iktidara düşen, meseleyi polemik zeminine çekmek değil, derhal iddiayı ortaya atanlarla diyalog kurup, konuyu netleştirmektir. Sonuçta güvenlik birimleri de, Yargı da iktidarın yönetimindedir. Allah korusun ortaya çıkacak herhangi bir fiili hadise, tüm ülkenin kimyasını bozar. Bundan hiç kimse karlı çıkmaz, ülkenin ikliminden sorumlu olanlar da eline yüzüne bulaştırmış olurlar.

PARALEL İŞLER

Ak Parti, devlet işlerini “paralel kadrolar”la yürütmeyi seviyor. Seviyor mu demeli, yoksa kendi kadroları yeterli olmadığı, mevcut devlet kadrolarına da güvenemediği için kendini mecbur mu hissediyor, tartışılabilir. Ama “paralel kadrolar”la iş yaptığı da bunun kendisine ve ülkeye epeyce bedel ödettiği de bir vakıa. FETÖ olayı böyle oluştu. MGK’da adıyla sanıyla “PDY – Paralel Devlet Yapılanması” dendi ona. Sonrasında yüzbinlerce kişiyi hedef alan bir mücadele başlatıldı. Başlangıçta Yargı’da, Emniyet’te, belki Silahlı Kuvvetler’de öyle bir yapılanma ile “işbirliği” yapılmasaydı sonrasında da böylesine bir kitlesel tırpanlama ameliyesine ihtiyaç kalmasaydı.

Şimdilerde SADAT, askeri alanda ve dış operasyonlarda o ihtimal üzerinden tartışılıyor. Halen Yargı’da, Emniyet’te, Eğitim’de, TSK’da farklı PDY’ler var mı? Ortaya çıkan kimi ifşaatlara baktığımızda TÜGVA’yı ilerleyen zamanlarda bu niteliği ile konuşacağız.

Bilmiyorum, normalde cemaat, sivil toplum kuruluşu halinde oluşmuş bu yapılar, hangi saikle paralel yapı haline dönüşüyor? Devlet gücünü kullanmanın cazibesiyle mi? Belki iktidar gibi o stk’ların da bir özeleştiriden geçmesine ihtiyaç var. Çünkü bir merhalede ortada bırakılmak ve binlerce insanın suç örgütü mensubiyetiyle damgalanması gibi bir risk de bulunuyor.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (53)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.