Bu parayla Sevgililer Günü kutlaması

Akif Beki
Bugünü dünyada kimin başlattığı konusunda değişik rivayetler var, Valentine adında Katolik bir azizle ilgili efsanelere dayandırılıyor.

Fakat Türkiye’de kimin başının altından çıktığı belli. Rahmetli Sabah yazarı Hıncal Uluç’la şimdilerin Oksijen yazarı Mehmet Yılmaz.

Oksijen gazetesindeki son yazısında Mehmet Yılmaz, bin pişmanlıkla bir kez daha üstlendi suçlarını.

Meğer dertleri, şubat aylarında azalan reklamlarını artırmakmış.

Fi tarihinde, son derece ‘masum bir niyetle’ yola çıkmışlar ve hiç istemeden bu 14 Şubat Sevgililer Günü’nü memleket gençlerinin başına belâ etmişler.

Duyduğu nedâmeti, Mehmet Yılmaz’ın yazı başlılığından da anlamak mümkün. “Küçük kırmızı kalpler uçuşurken’ demiş.

Her 14 Şubat’ta, başa sardıkları âfeti hatırladıkça Yılmaz’ı nasıl hafakanlar bastığını buradan anlayın.

Hıncal Uluç, zamanın Erkekçe dergisinde fitilini yakmış. Yılmaz da çıkardığı Kapris dergisinde üzerine benzini döküvermiş. İnanmazsınız ama hepsi bu.

O zamanlar medya lâfta dördüncü, icraatta birinci kuvvetti. İki dergi, kafa kafaya verip siyasi gündemi, modayı ve sosyal trendleri kolayca belirleyebiliyordu.

Eski gücünü kaybetmiş, yerinde yeller esiyor olsa da o gün bugündür her 14 Şubat’ta medyanın reklamları, coşmaya devam ediyor.

Sağ olsun Mehmet Yılmaz da her defasında Sevgililer Günü reklamlarını alaya alıp hınzırca kafa bulmadan edemiyor.

Bakmayın, tabii ki eseriyle gurur duymuyor. Fakat serde hınzırlık var, fırsatı pas geçer mi!

Sevgililer Günü’ne doğru üzerimize yağmaya başlayan minik kırmızı kalplerden gecirdiği fenalığı da itiraf ediyor... Maçların devre arasında dönen mücevher reklamlarının onu, ondan aldığını da...

14 Şubat’ın halka mâl olup popülerleşmesinden sorumlu iki kıdemli gazeteciden birinin ne hissettiğini, kendi ağzından duymak ilginç. Yazısını okumayanlarla da paylaşmak istedim.

Hele şu yüzük reklamları yok mu! İşte onlara hiç katlanamıyormuş Mehmet Yılmaz.

“Aşkın en saf ifadesi, meğer pırıltılı bir yüzük ya da küpeyle mümkün olabiliyormuş” diye, gün gelip dizlerini döveceğini kim bilebilirdi.

Gerçi o kum tanesi gibi pırlanta taşlara da taş demeye bin şahit istermiş.

Kızların, hediyelerini seyre dalarak keyiflenebilmeleri için pakete birer de büyüteç koymayı bile öneriyor.

Ee, geçen yıllar içinde reklamları büyüdü ama ekonomik sebeplerle taşlar da biraz küçüldü, yalan değil.

Aşk bir sarf yani tüketim malzemesi olunca meyvesinden ne beklersiniz! “8 bin liralık pırlanta yüzük”, mercimek tanesi kadar taşla geliyormuş. En çok da bu, 14 Şubat’ın yerli ve milli uydurucusunun ağırına gidiyor.

Köprünün altından çok sular aktı, devir değişti. İki gönül bir olunca samanlık, seyran olamıyor artık.

TÜİK, 2023 nüfus verilerini açıkladı.

Son 10 yılda nüfus artış hızımız, kabaca binde 12’den 1’e; çocuk nüfusumuz da 15 yılda yüzde 3’e doğru azalırken boşanma oranımız, yüzde 2’den fazla artmış. Son 10 yılda tek yaşayan yalnızlarımızın sayısı ise yüzde 77 artışla 5 milyonu geçmiş.

Ayaklarımızı yerden böyle kesen, aşk değil ekonomik şahlanma mucizesi. Üç çocuk gerçekti, hayâl oldu.

Parayla saadet olmuyordu, onu şarkısından biliyoruz da parasız hiç olmuyormuş demek.

Aşk göstermelik, 14 Şubat da şaka gibi. Reklamlar gününüz kutlu olsun vesselâm.

BİR ÜNİVERSİTE DAHA HALKA AÇILIRKEN

Türkiye’nin en parlak üniversitelerinden Boğaziçi, halka açmak uğruna kimi hoca ve öğrencilerine kapatılmıştı.

Dün de ülkenin göz bebeklerinden İstanbul Üniversitesinin halka açıldığını okudum. Beyazıt’taki tarihi kampüsü başta, tüm kampüsleri gezilebilecek. Hem de hafta içleri, yani ders günleri sabahtan akşama.

Görmedik, demesin kimse. Bunu da gördük.

Rektör Prof. Osman Bülent Zülfikar’ın iki gerekçesi var. Bir, dünya artık ‘duvarsız üniversite’ konseptine dönüyormuş. İkincisi de başörtülüler, 28 Şubat Süreci’nde okula sokulmuyordu ya... Yasakçılığın yıl dönümünde kapalı kampüsü halka açmak, özgürlükçülükmüş.

Vizyoner Rektör, halkçılık motivasyonuyla kararı şöyle savunuyor:

“Üniversitenin kapısı, parmaklıklarla kapalı olamaz. Bu acı bir şeydir. Üniversite, öğrencilerini nasıl böyle bir imajla karşılar? 28 Şubat’lardan kalan o kötü izlerin, karanlık günlerin ülkemize yakışmadığını düşünüyoruz. Ülke halkıyla, insanıyla bir bütündür. Üniversiteli ve üniversitesiz ayrımını doğru bulmadığımız için bu kapılar herkese açık...”

Okumuş-okumamış ayrımını doğru bulmayan bir üniversite rektörü, tek eksiğimizdi.

Halkın öcü elitlerden, mutlu azınlıktan, okumuş seçkinlerden zaten gereğince alınmıştı.

TÜİK verilerine göre, okudukça gelir dağılımından aldığınız pay azalıyordu zaten. Okumuşların payı düşerken okumamışlarınki de artıyor...

Hatta halk iktidarı, halkın düne dek önünde ceket iliklediği doktoru dövebilmesi zannediliyordu.

Bütün renkler boyanmıştı ama fıstık yeşili kalmış, o da tamam oldu. Başarısından dolayı halkın Rektör’ünü kutlarım.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (23)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.