Nereden çıktı ders vermek?

Akif Beki

İktidara ders vermek isteyen bir kitlenin varlığı tespit edilmiş ki onları böyle bir işe kalkışmaktan vazgeçirme çabaları görüyoruz.

‘Şimdi küskünlüğün sırası değil, bu seçimde olmaz, haklısın ama kırılsan da tepkini lütfen başka zamana sakla’ gibi ricalarla niyetini düzeltmeye çağrılıyor seçmen.

Siyasi literatürümüze ‘tepki oyları’ olarak geçen bir olgu var, yeni keşfedilmiş değil. Mevcut gidişattan hoşnutsuzluk, rahatsızlık ve memnuniyetsizlikleri sandığa yansıtma eğilimini tanımlamakta kullanılıyor.

Fakat ‘ders vereceklere önden ders verme’ lügatı o kadar paralandı, başa kakmalarla dozu o kadar aşıldı ki, o bile ders konusu olmaya doğru ilerliyor.

Oysa...

Seçmende bu tarz bir temayül birden bire belirmez. Sesini, şikayetlerini başka türlü duyuramadığı kanaati olgunlaşmadan ortaya çıkmaz. Birike birike dolmuşluktandır.

Son çaredir tepkiyi sandığa yansıtmak. Muhatabın dikkatini çekmek için başvurulacak başka yol kalmadığı kanaati hasıl olmuştur.

İktidar propagandistlerinin önlemeye uğraştığı ‘ders verme’ eğiliminden kasıt, bu olsa gerek.

Ve şayet buysa, seçmende böyle bir kanaatin olgunlaştığı, bardağın taşmak üzere olduğu, bunun göze batacak belirginliğe ulaştığı tespit ediliyorsa yapılacaklar bellidir.

Küskünlüğe, kızgınlığa, ders verme ihtiyacına yol açan nedenleri bulup ortadan kaldırmaya yönelirsiniz. Yani sorunu kendinizde arar, nerede hata yaptığınıza bakar, tarzınızı düzeltmeye girişirsiniz, seçmeni yola getirmeye değil.

Seçmen oyunu beğendirmek zorunda değildir çünkü, kendisini beğendirmek durumunda olan siyasettir.

Roller tersyüz edilmiyor gerçi, ‘ders verme iradesi’yle kavgaya tutuşulduğu yok. Yine de kanırtarak mücadele retoriği, boş başaklar gibi dik duran laflardan öteye gitmiyor.

Seçmeni, korkularından yakalayarak ambale etmek mümkün. Belki sandık başında tutuk ve titrek davranmaya, ikinci kez düşünmeye de sevk edersiniz.

Ama ‘ders verme’ eğilimine müdahalede doz aşımı, ya kaş yapayım derken göz çıkarmakla sonuçlanırsa?

Tercihini gözden geçirmesi için seçmen uyarılmaz. ‘Neyimi beğenmedin, nankörlük etme’ diye eleştirilmez. Propaganda taktikleriyle bombardımana tutup toplumsal rızayı şekillendirmeye soyunmak, nafiledir. Günü kurtarır, belki bu seçimi de. Peki ya sonrakini?

Ancak talep ve beklentilerine hitap ederek, eleştirilerine kulak asarak seçmenin tasvibini kazanabilirsiniz.

Partilerin ve adayların, kendilerini milletin onayına sunmasıdır seçim.

İcraatları, söylemleri, vaatleri, üsluplarıyla görücüye çıkar partiler. Seçmen de aralarında tercihini yapar, neyi onaylayıp neyi onaylamadığına karar verir.

Tasvip görmüyorsa; seçilen tarz, tutturulan yol değiştirilir.

‘Ders verdirmeme’ yaklaşımı, karşılıksız son bir şans ya da ödünç oy talebi gibi algılatılmamalı o yüzden.

Ders vermek değil, izlenen siyaseti onaylamadığını göstermektir çünkü seçmenin amacı.

Onaylamadığı halde avans oy vermesi isteniyorsa, o oyun açık çek ve sınırsız kredi sayılmayacağını, onaylamadığı şeyleri onayladığına yorulmayacağını, siyasetin kendine çekidüzen vermek yerine bildiğini okumaya devam etmeyeceğini nereden bilecek seçmen?

‘Dipsiz kile boş ambar’ yaygaracıları, eyyam ağası tribün amigolarını sahneden çekmek bile başlangıç için göz dolduran bir teminat olabilir, yeter ki ciddiye alınsın.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (70)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.