Uzay yolculuğu seçim göz boyaması mıydı?

Akif Beki

Uzaya biletle turist gönderdiğimiz, 55 milyon doları reklam parası olarak ödediğimiz, seçimde kullanmak için göstermelik bir klip çekiminden öteye gitmeyeceği söyleniyordu. Eleştirilere katılmamıştım.

Gelin görün ki... Uzayı fethediyormuşuz gibi abartılmasına karşı çıkan, fakat hafife alınmasına da katılmayanların yüzünü kara çıkardılar.

Uzay Ajansı Başkanı Yıldırım, bu hamleyle dünya uzay cemiyetindeki mevkimizin yükseleceğini anlatıyordu.

CHP çatlasa da patlasa da uzay yarışındaki yerimizi alacaktık; bunun 'çılgın Türkler geliyor' diye Hans'la George'ta korkuya yol açacağı da Cumhurbaşkanı'mızca müjdelenmişti.

Sabah gazetesi, "Uzayda Türk'ün ayak sesleri" diyordu. Kâinatı çınlatacaktı.

Bir yandan da "at elin, çuval emanet; bizimki deh'le çüş'ten ibaret" yaklaşımıyla küçümseyenler vardı.

Öyle ya; kullandığımız araçla üsten fırlatıldığımız istasyona kadar hepsi elindi. Biz parayla dolmuşlarına biniyor, 2 haftalığına uzay istasyonlarında misafirliğe gidiyorduk. Hem de ilk Rus'tan 63, ABD'liden 59, Suriyeliden 37 yıl sonra...

Biz de fezaya gidiyoruz diye dünya niye panikleyecekti ki!

Havamız kimeydi? Parayla kullandığımız araç, üs ve istasyonun sahiplerine mi?

Abartılı köpürtmeler başarılarımızı büyütmüyor, küçültüyordu.

Bir çiçekle bahar gelmezdi, bir astronot göndererek uzayın fatihi olamazdık ama dev aynası tutmadan da uzay yolculuğumuzla gurur duyabilirdik.

Dünya uzay cemiyetine, Afganistan'la Suriye bile bizden önce gidip oturmuştu. En son gelip en baş köşeye bir günde kurulmuş edâlarıyla coşmak, sırıtıyordu.

Hatta şöyle yazmıştım:

Rusların Akkuyu santraliyle ne kadar milli nükleer güç olduysak, Cezayir'le Nijerya'nın bile onda biri kadar doğal gaz keşfiyle ne kadar kendi eksenimizi kurabildiysek, Güney Afrika'nın yargılattığı İsrail'i soykırım suçlarından ne kadar ümmet nâmına Türkiye mahkum ettirmiş sayılabilecekse, ondan bundan emanet parayla ne kadar Türkiye Yüzyılı'nı başlatabildiysek, en düşük 10 bin lira aylıkla emekliye bayram ederek kutlayacağı bir yılı nasıl müjdeleyebildiysek, ekonomimizi düzeltecek dış fonları akıtmaya uğraşırken dış güçlere karşı ne kadar ekonomik bağımsızlığımızı kazandıysak...

Bir astronot göndererek uzayda da işte ancak o kadar tam bağımsız olabiliriz. Ve ancak o kadar çılgın Türklerin ayak sesleri uzaydan duyulur, dünyanın gözü bizim üstümüze döner, çekememeye başlarlar.

Gösterişe, forsa, itibara ne kadar hasretmişiz. Popülist şov merakımız anlaşılabilir ama bunu çok belli etmek, yakışmıyordu. Dünyayı kendimize güldürmenin de âlemi yoktu.

Fikrim buydu.

Tâ ki Ege Üniversitesindeki Gençlik Buluşması’na Alper Gezeravcı, AK Parti İzmir adayı Hamza Dağ'la birlikte katılıncaya dek...

Sanki Gezeravcı, uzaya 2 haftalığına AK Parti'ye belediye kazandırmak için gönderilmiş, o paralar da seçim propagandasında kullanılacak bir klip çekimi için harcanmış gibi.

Üniversitede, seçim zamanı bir parti adayının ne işi olur, denecek yerde bir de ne görelim; üstelik ilk astronotumuz da onunla aynı sahnede.

Uzay yolculuğu, bir seçim göz boyaması değildiyse bu ne!

AK PARTİ'YLE DEM PARTİ'NİN İSTANBUL FLÖRTÜ

Selahattin Demirtaş'la Leyla Zana ve Ahmet Türk, Erdoğan'ı yeni bir Çözüm Süreci başlatmaya çağırmışlardı.

Erdoğan, Tokat mitinginde şunu demeye getirdi:

DEM Parti'ye Kandil'in piyonu muamelesi yapmayıp Muhatap almamı istiyorsanız önce kendinizi ispatlayın!

"Parti yönetiminin önce hem ülkeye, hem millete hatta kendi tabanına siyasi irade sahibi olduğunu ispatlaması gerekiyor"muş.

Kendilerini nasıl ispatlayacaklarını biliyorlardır. 2019 İstanbul seçimlerinde Öcalan'dan getirilen mektupta yazıyordu. Unuttularsa okusunlar oradan.

2019'da Ölacan'ın seçim talimatına HDP uymamış, laf dinleyerek yerli ve milli olma fırstatını kaçırmıştı.

İşte bir fırsat daha; DEM Parti, İstanbul'da bu kez İmamoğlu'na kaybettirsin, başka ispat istemez. Kandil'deki terör baronlarından bağımsız, yerli ve milli bir parti olup çıkarlar.

Leyla Zana da son Diyarbakır konuşmasında DEM Partililerden irade ispatı istiyordu, tıpkı Erdoğan gibi.

Zana'nın demesine göre gözler, en büyük Kürt şehri İstanbul'daymış, oradan müjde bekleniyormuş ve iradenin bulanmaması için berrak şekilde sandığa yansıması sağlanmalıymış.

İstanbul'da İmamoğlu'na kaybettirildiği müjdesini, 2019'da Cumhur İttifakı kadar Öcalan da istiyordu, HDP'lilere mektupla yazdı. Şimdi ise aynı müjdeyi bir AK Parti İl Başkanı Kabaptepe DEM Partililerden bekliyor, bir de Leyla Zana.

Sizce tüm bunlar, pazarlıksız ve İmralı'dan habersiz midir?

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (84)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.