Öğretmenler Odası, Başarısız Öğretmenler ve Yusuf’un Okul Günlüğü

Ali Barskanmay

“Sen daima yanlış sözleri ezberlersin. Kitapta binlerce kelam yazılmış, sen aklında hep en gereksizlerini tutuyorsun! Çocuklara ders vere vere aklın köreldi senin! Sen azıcık aklını onlara veriyorsun, onlar da bütün aptallıklarını sana bırakıyorlar. Sen nir hocasın Mendel altı üstü bir hoca “

Galiçyalı Yazar Joseph Ruth’un “EYUB” adlı romanından. Roman karakteri Debora alıntıyı üç nesil öğretmenlik yapan eşi Mendel’e söylüyor.

Çevremizde böyle öğretmenlere hepimiz rastlamışız. Maalesef bu öğretmenlerin görev yaptığı okullar genellikle devlet okulları. Devlet öğretmeni olarak atandıktan sonra eğitimde yeterlilik kriteriyle kontrol edilmediği, kendi kaderine terk edildiği, dört duvar ve öğrenciler ile baş başa bırakıldığı okullar. Göreve başladığı günkü heyecanını beslenmeyince kan kaybede kaybede alıntıya benzer duruma kendini iten veya itilen öğretmenler.

Devlet okullarında görev yapan arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde veya zaman zaman katıldığımız seminerlerde öğretmenlerin ekseriyeti şu görüşte: Her okulda öğretmenlerin yüzde yirmi beşi çalışıyor. Geri kalanılar varlıklarıyla okulda bulunuyor.

Yusuf Tekin Bey’in daha önce bir TV kanalında KPSS’ye girip başarılı olmuş benim öğretmenlerim dediği devlet okullarındaki öğretmenlerin profili böyle.

Eğitim Bakanımızın Milli Eğitimin izniyle açılan ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı çalışan kurslardaki öğretmenler için yaptığı talihsiz açıklamayı da anımsayalım.

“Kurslardaki öğretmenlerin büyük çoğunluğu herhangi bir sınava girip başarılı olmuş değiller.
Kurslardaki öğretmenler benim öğretmenimin (MEB’de görev yapan öğretmenler) girdiği KPSS sınavında başarılı olmadıkları için orada öğretmenlik yapıyorlar.”

Bakanımızın söylediklerine nereden bakarsak bakalım tutar yanı yok.

Başarı, rakamlar üzerinden çağın insanına aşıladığı damgalı bir zehir. Kime göre, neye göre başarı. KPSS sınavında yüksek puanlar alıp mülakatlarda elenenleri başarı terazisinin hangi kefesine koyacağız?

KPSS’den başarı (!) puanına layık görülmeyip MEB’in sözleşmeli çalıştırdığı öğretmenler için ne diyeceğiz?

MEB’in başarı kriterinde sınıfta kalıp özel okullarda öğretmenlik yapanlardan ders alan öğrenciler devlet okullarındaki öğrencilere göre daha başarılı.

Milli Eğitim Eski Bakanı Ziya Selçuk Bey döneminde LGS’de özel okulların başarı puanı ile devlet okullarının başarı puanı arasında 80 puan fark vardı. Yani özel okullar devlet okullarına göre daha başarılıydı. Mevcut durum güncelliğini halen koruyor.

Geçtiğimiz hafta yine Milli Eğitim Bakanımız açık öğretim liselerine geçişi zorlaştıracağını, dersanelerin varlık sebebini ortadan kaldıracağını söyledi.

Ya sayın bakanımız devlet okullarındaki eğitimden bihaber ya da gözlerini gerçeklere kapatıp arenaya oynuyor.

O zaman lise son sınıftaki öğrencilerin neden Açıköğretim Liselerine, kurslara gittiklerini konuşalım. Kurslar niçin varlar? Kurslar öğrencilerin özelikle devlet okullarında alamadıkları eğitimi telafi etmek için velilerin dünyanın parasını verip gittikleri MEB’e bağlı açılan kurumlar. Hafta sonları, öğleden sonraları öğrencilerin gidip aşındırdıkları kapılar.

Açıköğretim Liselerinin de varlık sebebi yine devlet okullarında öğrencilerin almadıkları eğitimi telafi etmek için öğrencilerin gittikleri okullar. Öğrenciler Açıköğretim Lisesine kayıt yapıp tüm gün üniversite hazırlık kurslarına gidiyor.


Kurs öğretmenleri, özel okul öğretmenleri, haftanın altı günü kimi asgari ücret kimi de asgari ücretin altında çalışıyor. Eve ekmek götürme uğraşı veriyor. Alın ve akıl teri döküyor. Didiniyor, çırpınıyor, okuldan alamadıklarını dar zamanlı kursta öğretmeye çalışıyorlar. Öğrenciye kavratmak için olmadık pratik çözümler üretiyor. Öğrencinin anlama gücünü zorluyor, motivasyonunu güçlü tutmaya çalışıyor.

Eğitim emekçilerini salt KPSS terazisinde tartıp başarısızlık ile yaftalamak büyük talihsizlik !

Devlet okullarındaki eğitim yetersizliğini görmemezlikten gelip kanunlar üzerinden eğitimi düzenlemek da bu talihsizliğin tamamlayıcısı.

Memleketin eğitim ve öğretimde temel sorunu nitelik. Yağ, un, şeker, ateş var ancak halen helvanın kıvamını yakalayamadık. Mevcut malzeme heba ediliyor.

Bakanımızın tüm içeriklerine baktığımızda eğitimin niteliğine yönelik bir yaklaşımı yok. Eğitimin etrafında dolaşıp gördüklerini, yapılanları söylüyor. Eğitim koruna elini sokup eğitimdeki niteliksizliği gidermenin acısını, korunu, derdini yaşamıyor.

Genç nüfus yapımızı ülkenin ihtiyaç duyduğu sosyo ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak bir uzun çalışma programına ihtiyaç var.

Her yıl okul yolunu tutan 19 milyon gencin eğitim öğretim niteliğini nasıl arttırabiliriz, tükenmişlik sendromu yaşayan bir milyon öğretmenin motivasyonunu nasıl sağlayabiliriz derdiyle dert edinmenin elzemliği MEB’in kapısında imdat çığlıkları atıyor.

MEB ve YÖK’ün bir araya gelip Türkiye’nin eğitim ve insan gücü istikametine uygun bir yol haritası çizmek. Teknolojinin verilerini kullanarak memleketin dünya adresinde genç nüfusuyla lider olmasını sağlayacak istikameti belirlemek.

Türkiye’nin son yıllardaki gelişmişliğine ve nüfus yapısına bakarak beş, on, on beş ve diğer yıllarda dünyanın gidişatını da gözlemleyip her yıl 19 milyona yakın genci doğru istikamet üzere hayata hazırlamak.

Eğitimdeki başarıyı en çok rakamlar üzerinde dillendiren eski Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’dı. İsmet Bey, sekizinci sınıfların katıldığı merkezi sınavın kaldırıldığını televizyonlardan öğrenecek kadar da eğitime vakıftı.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (44)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.