Bu düzen ne zaman değişir?

Ali Bayramoğlu

Erdoğan 2014’te halk oyuyla cumhurbaşkanı seçildiğinde, Anayasal sistem henüz değişmemişti.

Parlamenter sistem ve anayasal yükümlülükleri devam ediyordu. Buna göre Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıydı. Erdoğan da ‘kural” olarak yerini Davutoğlu’na bıraktı.

Ama sistem değişmişçesine fiilen hüküm sürmek istiyordu. Yaptığı açıklamalarla, hamlelerle ön alıyor, devlet memurlarını toplantılara çağırıyor, AK Parti ve iktidar adına konuşmaya devam ediyordu. Bir süre sonra 2015 genel seçim kampanyasında sahaya çıktı, tarafsız cumhurbaşkanı olarak partisi adına mitingler yaptı.

Bu durumu o günlerde, AK Partililer, AK Parti’ye yakın isimler bir “paradigma değişikliği”nin doğal ve meşru sonucu olarak açıklıyor ve savunuyorlardı. Paradigma değişikliği dedikleri cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle, meşruiyet ve yönetim düzeninde ortaya çıkan yeni (onlara göre) meşru durumlardı. “Artık halk cumhurbaşkanını doğrudan seçtiğine göre ve en büyük ve doğrudan meşruiyetin timsali o olduğuna göre anayasayı yeniden yorumlamak ya da aşmak gerekir” diyorlardı. Bu durumda Erdoğan’ın siyasete müdahil olması bunun doğal sonucuydu. Organik lider, şahsında milleti tam ve aracısız temsil eden lider tarifleri, çoğunluk tanımları, çoğunlukçuluk ve milli uyanış tezleri, o günlerde Erdoğan kimi “hukukçu” danışmanları tarafından piyasaya sürülüyordu.

Ne var ki, keyfi bir durum vardı. Bir dayatma, bir fiili durum hali yaratılıyor, anayasal ihlal ediliyordu. Ne yapılabilirdi?

Demokrasi kurumu ve ilkelerini, bu konudaki kural ve kanunların ruhunu yok sayan, siyasi sorumluluk taşımayan bir cumhurbaşkanı, çevresinin garip meşrulaştırma çabalarıyla anayasayı ihlal ederse, bu nasıl önlenebilirdi?

Böyle durumların, bu tür ihlallerin, fiili durumların önlenmesi sağlayan esasen üç mekanizma vardır.
Bir. Kimi durumlarda anayasal ve yasal ihlallere işaret eden, bunları engelleyen yüksek mahkeme, yani yargı kararları… Bizde ya karar yoktu ya da karar dinleyen…

İki. Yöneticilerin demokrasi ilkelerini özümsediği ve siyasi ahlaklarının kuralı kıldıkları bir siyasi kültür…

Özellikle bu siyasi erkte yoktu. Kaldı ki ülkede, siyaseti bilek güreşi, kazananın kanunu olarak gören faydacı toplulukçu anlayış, buna hiç müsaade etmedi.

Üç genel seçimler; yani seçmelerin, toplumun verecekleri siyasi hükümle demokrasiye sahip çıkmaları… Bu konuda pek çok fırsat oldu. 2015, 2018, 2023 tarihlerinde toplam beş seçim yapıldı. Ne var ki, hepsini iktidar sahipleri kazandı. Seçmen sonuç itibariyle iktidara yaptırım uygulamadı. Fiili durumları destekledi. Destekledikçe iktidarın meşruiyet iddiaları arttı.

Üzerine 2016 darbe girişimi garip kararname ve otoriter kurumlaşma düzeni üretti. Nihayet 2017 anayasa reformuyla, fiili durumlar ve bu düzen kısmen yasalaştırıldı. kuvvetle ayrımı çöpe atan bir şef sistemi kuruldu.

Bugün yaşanan “kriz” bu sürecin bir son halkasıdır.

Hem ortada, yeni bir anayasal ihlal hali, yeni bir fiili durum var.

Hem bir kriz üreterek erinden siyasi iktidar, otoriter düzendeki kimi eksikleri tamamlamak, fiili durumları tabileştirmek, yasalaştırmak, anayasallaştırmak peşinde.

Sonuç?

Kimi kurumları sahada olmakla birlikte, ama ortada demokrasinin “d”si yok… Ülkemiz tipik bir seçimli otoriterlik düzenine sahip ve seçimli otoriterlik işleyişiyle yönetilmektedir…

Demokrasi, demokratik kurumlar ilkeler; milliyetçilik, güçlü lider, güçlü devlet, milli büyüme iddiası karşısında yerlerde sürünüyor.

Hak ve özgürlük mücadelesi elbette baki, ama bu toplumsal irade değişmedikçe, sonuç da değişmeyecektir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (27)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.