Türkiye’nin sınırları neresidir?

Bekir Fuat

Kıymetli bir okurum gönderdiği mektupta, “Kitabınıza ‘Türkiye sevgisi imandandır’ adını vermişsiniz. Kitapta anne, baba gibi kişilerin yahut aidiyet duyduğumuz diğer kavramların da ‘vatanımız’ olabileceğini söylüyorsunuz. Türkiye’nin sınırları neresidir sizce?” diye soruyor.

Dostumuza buradan selam ederim.

İnsan dünyaya kendi kalbiyle, kendi kavramlarıyla bakar. Kendi sözüyle anlamaya çalışır hayatı. Milletler de öyle. Hakeza kendi sözü, gönlü ve davası olan milletler büyük kültürleri, büyük rüyaları yaşatır.

Bir yeri vatan belleyebilmek için oraya aidiyet duymak gerekir. Annemiz, babamız, sevgilimiz… Aidiyet duyduğumuz her ne ise orası vatanımız.

Gönlümü açabildiğim; tarihimi, kalbimi, sözümü taşıyabildiğim yer, vatanım.

Buradan, Türkiye’den, gönlümüzle konuşuyoruz; bu önemli.

İnsanlar da ‘bir yer’den söyler sözünü. Bir yerden bakar dünyaya. Bir yerden ve bir gönülden. Bir yerden bakarsanız her yeri görebilirsiniz. Yoksa baktığınız bir yer, neyi görebilirsiniz, ne söyleyebilirsiniz dünyaya?

Türkiye, gönlümüz… Durduğumuz ve baktığımız yerin adı. Annemizin, kalbimizin vatanı.

Türkiye çınarımız, ışığımız bizim. Türkiye, imanımız… Bizim imanımız mayamıza işlemiş, mayamız da burada çalınmış, bu topraklarda.

Anadolu o kadar süratle kavranıldı ki bu bir tarihi mucizedir. 1071’de Malazgirt Savaşı oldu, 1075’te İznik’te Türk devleti kuruldu; Süleyman Şah devlet kurdu. Bu süratli ve derinliğine oluşta aynı zamanda insanlar da mayalandılar, kendi kendilerini yoğurdular.

Bu toprakların bir vatana dönüştürülmesi bir bilgi hadisesi, bir bilgi meselesi değildir. İmanın kalbe ve toprağın derinliklerine akmasıdır. Çok sade ilkelerin kalbe inmesiyle, kalben benimsenmesiyle ilgili bir hadisedir. Tam da bu sebepledir ki Türkiye herhangi bir yer değildir.

Ben bu toprakların canlı olduğunu/bir ruhu olduğunu düşünürüm. Okunmuş üflenmiş, tütsülenmiş olduğunu düşünürüm. Gariplere de can ve sığınak olduğunu düşünürüm. Bir istinatgâha ihtiyaç duyar mazlumlar. Nasıl ki bedenin istinatgâhı kalpse, mazlum kalplerin istinatgâhının da bu topraklar olduğunu düşünürüm.

Türk’ün gönlünü, Türkiye’nin sınırlarını Allah’ın rızası çizer, sadece onun rızası belirler; onu söylemeye çalışıyorum.

Türkiye sılamızdır, kalbimizdir. Amenna.

“Git Vatan Kâbe’de siyaha bürün!” diyerek bu toprakların anlamına işaret eden Namık Kemal’i anlamazsan Medine’yi, Mekke’yi bile anlayamaz, sevemezsin.

Bilmeden sevilemez. Çünkü ancak hakkıyla bilenler sever.

Bu toprakların türkülerini, edebiyatını, düşüncesini severek yol alacağız. Çıkış yolumuz burada, aşkımız burada.

Bu topraklarda garip olmaya, garip yaşamaya zorlanan; ama bu toprağın her sahici yüreğine sahip biri gibi bir sırrı saklayan ve o sırla dünyayı anlamaya çalışan, onunla yolunu bulmaya çalışan insanlar olarak yaşayacağız burada.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (14)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.