Dön baba dönelim!

D. Mehmet Doğan

Kelimenin ne önemi var”, demeyin. “Millî Eğitim”in iflah olmamasının sebepleri arasında bazı kelimelerin unutturulmasını da sayanlardanım. Bunların başında “maarif” gelir. Maarifle aynı kökten kelimelerden hangisi biliniyor günümüzde? Ârif, ârifane, irfan, marifet, tarif, tarifat, tarife, tearuf, itiraf, mütearif, mütearife, maruf…

Maarif, sadece bilgiyi kapsamaz, irfanı da muhtevidir. Maarifle aynı kökten olmayan “eğitim” terimlerinden hangisi kullanılıyor şimdi? Tahsil, tedris, tedrisat, terbiye, tâlim. Evet bakanlığın Talim ve Terbiye Kurulu var, Kurul üyelerinin kaçı “talim”in, “terbiye”nin mânasını hakkıyla biliyor?

***

Bakanlık gençlerimize hangi “terbiye”yi veriyor, hangi konuları “talim” ettiriyor? Onlar sadece eğitiyorlar!

Bugün Milli Eğitim’in tek kelimesi var ve bütün kelimelere karşılık o kullanılıyor: Eğitim. “Yok canım”, diye dudak bükebilirsiniz.

Eğitim, terbiye karşılığı uydurulmuş bir kelime iken, bakanlığın adında kullanılarak “maarif”in tahtına oturtulmuştur. Bununla kalınmamış, tahsil, tedris, tedrisat ve hatta talim dahi “eğitim”le karşılanarak iş bitirilmiştir. Bu düpedüz bir zihin daraltma işlemidir.

Eğitimin tek karşılayamadığı kelime terbiye olmuştur! Eğitimli fakat terbiyesizlerin çoğalması zamanımızın hakikatlerinden değil mi?

Kelimeler bahsi bitmez, bakanlığın bitmezlerinden biri de ideolojik öğretimdir. Bundan önceki bakan, güya atatürkçülüğü yasaklamış! Sene başında büyük tantanalarla ilan edilen “müfredat” değişikliği metinlerine göz gezdirenler bu iddianın hiçbir iler tutar tarafı olmadığını görecektir. Şimdi yeni bakanımız, atatürkçülüğü tekrar öğretmenlerin gündemine sokmuş! (Bu arada soldan alkış seslerinin yükseldiğini duyduğunuza eminim!)

Asıl mesele şu: Mustafa Kemal Paşa tarihî bir şahsiyettir. Yakın tarihimizin bu tarihi şahsiyetinin ülke hayatında oynadığı rol oranında bilinmesi, tanınması, öğrenilmesi gerekir. Fakat onunla asla ilgisi olmayan “atatürkçülük” ideolojisinin öğretim sisteminde dayatılması, Millî eğitimin iflah olmayışının asıl sebebidir.

Atatürkçülük, artık tarihî bir ideoloji olarak bilgilendirmek maksadıyla gençlerimize anlatılabilir. Gençler bu ideolojinin ne idiğini bilirler, fakat şunu daha iyi bilirler: 21’inci yüzyılda 19’uncu yüzyıl pozitivizminden devşirilmiş ideoloji ile bir yere varılamaz!

Milletin ve bu yönetimin maarifte, hadi onların kelimesiyle söyleyelim, eğitimde gerçek bir başarıya ihtiyacı var. Bunu 16 yıldır umutla bekledik. Kimiler geldi, kimler geçti; bir arpa boyu yol alınmadı. Mevcut bakanın gerçekten maarifi ayağa kaldıracak hamleler yapmasını heyecanla bekliyoruz. Fakat görünen o ki, henüz “dön baba dönelim”den başka bir şey yok. Malûm ideolojik bayram kutlamaları yine yönetmeliğe alınmış. 23 Nisan’da atatürkçü çocuk edebiyatı, 19 Mayıs’ta atatürkçü gençlik edebiyatı filan… Bunlardan gına geldi. Çocukların, gençlerin zihnini serbest bırakalım. Bu çağlarda telkin edilenlerin gerçek anlamda karşılığı olmadığını nasıl olsa öğrenecekler. Bari kafalarını bulandırmayalım.

***

Asıl söyleyeceğimiz şu: Yönetmelikte, çok önemli bir “millî gün” unutulmuş. Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı’nın kabul edildiği gün, 12 Mart…

Milletimizin gerçek bir millî mutabakat metni olarak benimsediği İstiklâl Marşı ve onun gerçek anlamda örnek şahsiyet olan mübdii Mehmet Âkif mutlaka tanıtılmalı, İstiklâl Marşı’nın yazılış şartları ve kabul edilişi tarihimizin ender levhalarından biri olarak gençlerimizin zihnine kazınmalı.

Zaferler, siyasî değişiklikler… Tamam bunlar da bilinmeli, fakat millî mutabakat metnimiz ve onun büyük şairi asla ihmal edilmemeli. Anayasalar değişiyor, kanunlar değişiyor. Değişmeyen temel bir metnimiz var. Onun hakkını verelim.

Muhtemelen bakanımız konuyla ilgili TBMM’nin 2007’de kabul ettiği bir kanun olduğunu unutmuştur. Ya da bakanlık bürokrasisi, görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Biz hatırlatmış olalım. Bugünün kutlanması ile ilgili sekretarya görevini de Milli Eğitim deruhte etmekle yükümlü kılınmıştır.

“Bu da ne, ey yazar, anlaşılmaz birçok kelime kullanıyorsun. Yok mu bunların Türkçesi”, diyen Bakanlık ilgilileri mutlaka vardır. Mesela “mübdi”in Türkçesi yok, bu sebeple bu kelime bizim Türkçemizin kelimesi. Şimdi bu kelimeyi “yaratıcı” olarak karşılıyorlar. Halık’ı da yaratıcı olarak karşılıyorlar. Önce Âkif kendisi hakkında böyle bir kelime kullanılmasına itiraz ederdi. Evet Halık, yoktan yaratandır, bu Allah’a mahsustur. Yeni ve orijinal bir eser ortaya koymak, işte bu “ibda”dır. Bunu yapana da “mübdi” denilir! Millî Eğitim kelime unutturan değil, öğreten kurum olmalıdır.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.