Sevr’le korkutmak Lozan’a razı etmek!

D. Mehmet Doğan

Dün Sevr’in yıldönümü idi.

Sevr, Paris yakınlarında porselenleri ile meşhur bir kasaba. Sevr andlaşmasının imzaları porselen üzerine atıldı ve bu tabak imzadan sonra kırıldı! Andlaşmayı dayatanlar biliyordu ki, bu imzalar bir sonuç doğurmayacak. İtilaf devletleri temsilcileri aylar önce, Türkiye ile yapılacak andlaşmanın esaslarını kararlaştırmak üzere San Remo’da toplandılar. Askerî uzmanlar Türkiye’ye istedikleri tarzda bir andlaşma dayatılabilmesi için 27 tümen askere ihtiyaç olduğu sonucuna vardılar.

Yunan Anadolu’ya kuvvetlerinin çıkmasının müsebbibi, Başbakan Venizelos, Lozan Konferansı’ndan önce İngiliz ve Fransız yetkililer ve bu arada Hariciye Nazırı Lord Gürzon’la görüşür. Onlara, Müttefiklerin dâvası uğrunda vazife gördüklerini, bu yüzden onlardan Sevr hükümlerini savunmalarını beklediklerini belirtir. Lord Gürzon, Sevr’den sonra yeni bir savaş yapıldığını, şartların değiştiğini söyler. Fransız yetkililerin cevabı da aynı yöndedir.

Yunan yazar, Niko Psyrukis, “Küçük Asya Dramı” kitabında, emperyalizmin Yunanistan’ı çıkarları için nasıl kullandığını anlatır: “Müttefikler Yüksek Konseyi, Türkiye’de asayişin sağlanması ve Yakındoğu’nun rahatça paylaşılması amacıyla bu işi başaracak yabancı bir jandarma aramaktaydı. Emperyalistlerin Mezopotamya petrollerinde gözü vardı. Limanlar ve ulaştırma kavşakları bakımından çekişmeler oluyordu. Sonra Kafkas petrolleri ve Soyvet Rusya’ya müdahale sorunları da söz konusuydu. Bütün bunlar Yakındoğu için küçük bir jandarma bulunmasını zorunlu kılmıştı. Böylece Konsey 6.5.1919 günü aldığı bir kararla, Türkiye’de jandarma görevlisi olarak Yunanistan’ı seçiyordu.”

Hiçbir harbin sonucu önceden kestirilemez, zayıf görünen güçlerin kazandığı savaşlar da az değildir. Fakat, Yunanistan’ın Anadolu’da nihaî zafer kazanması ihtimali, batılı müttefikleri tarafından dahi hiç bir zaman mümkün görülmemiştir. Bütün Yunan kuvvetleri sadece 14 tümendir. Elbette Yunanistan’ın bütün ordusu Anadolu’ya gönderilmemiştir. Ayrıca asker arasında Venizelosçu-Kralcı çatışması vardır. Yunan kralı Alman imparatoru ile akraba idi ve 1. Dünya Savaşında Almanlardan taraf olmuştu. Venizelos ise İngilizci idi. Başbakanla kral arasındaki çatışma, Venizelos’un Atina’yı terk edip Selanik’te hükümet kurmasına kadar vardı. İngilizler ve müttefikleri Kralı istifaya zorladılar, çekilmeye mecbur kaldı. Yerin oğlu Aleksandros geçti. Venizelos böylece Atina’ya dönebildi. 25 Ekim 1920’de Aleksandros maymun ısırması sonucu öldü, 3 yıl önce Alman taraftarı olduğu için tahttan indirilen Konstantinos yeniden kıral oldu. Venizelos, seçimleri kaybedince ülkeyi terk etti. Bu gelişmeler, üzerine İngiltere başta olmak üzere İtilaf devletleri Türk-Yunan savaşında tarafsız kalacaklarını açıkladılar. Yunan ordusundan Venizelosçu generaller tasfiye edildi, yerlerine savaş tecrübesi az komutanlar getirildi. Vinston Çörçil “bir maymun ısırığı yüzünden çeyrek milyon insanın öldüğünü söylemek abartı değildir” demiş!

Avrupalıların Osmanlı, Türk ve Müslüman karşıtı zihni bütün çıplaklığı ile sevr hükümlerinde görünür. Tevfik Paşa, barış şartlarının devlet kavramı ile bağdaşmadığını belirterek Paris’ten ayrılır.

Sevr görüşmeleri sırasında Yunan ileri harekâtı devam etmiş, batı Anadolu’da ve Trakya’da birçok şehir ve kasaba işgal edilmiştir. Bunun kabul edilmesi zor şartlar ihtiva eden bir anlaşmayı kabule zorlamak maksatlı olduğu şüphesizdir. Aynı şekilde, Andlaşma’nın imzalanmaması halinde İstanbul’un İzmir gibi Yunanlılara işgal ettirileceği tehdidi yapılmış.

Sevr, Padişah tarafından tasdik edilmemiş ve uygulanmamıştır. Vahideddin, Sevr’i tasdik etmektense tahttan çekilmeyi tercih edeceğini bildirmiştir. Vahideddin, Başyaveri Avni Paşa’ya “Bu Sevr muahedesi mecelle-i mesaibdir (musibetler toplamıdır). Fakat nakş-ı ber-âbdır (suya yazılmıştır, hükmü yoktur)” demiş. Hind Hilafet Komitesi’nin Londra’da bulunan ilgilileri bir temsilci göndererek Padişah’a Sevr’i kabul etmemesini istirham etmişler. Padişah, “bu muahedeyi ben zaten imza etmeyeceğim. Selâm söyleyiniz, müsterih olsunlar” demiş.

Bu arada Sevr’in sadece Yunanistan tarafından tasdik edildiğini de hatırlatalım!

Sevr’e karşı sert tepki ortaya koyanlardan biri de Mehmed Âkif’dir. Kastamonu Nasrullah Camii’indeki meşhur vaazı onbinlerce basılarak dağıtılmıştır. Âkif Ankara’ya döndüğünde Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş, Paşa Sevr’e gösterdiği tepkiden ötürü onu tebrik etmiştir.

Lozan’da Sevr’in hükümlerinin önemli bir kısmı tekrarlanır. Güney sınırlarımız Misak-ı Millî’ye rağmen, Sevr çizgisinde kalmıştır. Sevr’in Lozan’da bir tehdit unsuru olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bazı hükümlerinin kayda geçirilmeden uygulanması yönünde telkinler/tehditler olduğu tahmin edilebilir. Hilafet konusu bunlardan biridir. Sevr’de İngiliz ve Fransız Hariciye nazırlarının mutabık kaldığı hususlarda biri de Ayasofya’nın camilikten çıkarılmasıdır.

Bugün Sevr, Türkiye’de Lozan’ı meşrulaştırmak için kullanılan belli başlı dayanaklardan biridir. Lozancılar her fırsatta Sevr’i hatırlatarak tezlerini isbat etmeye özen gösterirler.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (62)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.