Jefferson’ın Kuran’ı Kerim’i...

Elif Çakır

Amerika’nın kurucu babalarından kabul edilen, Bağımsızlık Bildirgesi’ni yazan, 1801’den 1809’a kadar iki dönem başkanlık yapan Thomas Jefferson, asıl mesleği avukatlık olan George Sale’in İngilizce tercümesi olan iki ciltlik Kur’anı Kerim’ini aldığında henüz 21 yaşında bir hukuk öğrencisiydi.

Jefferson “Sale’in Kur’anı”nı Williamsburg’taki yerel gazete ve aynı zamanda koloninin tek kitapçısı olarak hizmet veren Virginia Gazette Daybooks’a sipariş etti. Ve gazete ikinci sayfasının alt kısmına “Williamsburg Ekim 1765” başlığı ile Thomas Jefferson tarafından, iki ciltlik Sale’in Kur’anı’nın 1764 tarihli üçüncü baskısının 16 şiline alındığı kaydını düşer.

Jefferson, tam on bir yıl sonrada Bağımsızlık Bildirgesini kaleme alır.

İki yüz elli yıl önce “Hayali Müslümanlar” üzerinden, Müslümanların yeni ulusunun gelecekteki vatandaşları olduğunu hayal eden, Müslümanların “sivil hakları” için mücadele eden Jefferson’ın, ABD Kongresi’ne Müslüman senatörlerin gireceğini, dahası senatörlerin göreve başlamak için 16 şiline satın aldığı Kur’anı Kerim üzerine el basarak yemin edeceklerini hayal etmiş midir?

ABD Kongresine seçilen iki Müslüman kadın temsilcilerden Rashida Tlaib “İslam, bu ülkenin uzun zamandır bir parçası” diyerek, Thomas Jefferson’a ait Kuran’ı Kerim’e el basarak yemini yaparken, İlhan Omar dedesine ait bir Kur’anı Kerim’e el basarak yeminini gerçekleştirdi.

Jefferson’ın Kur’anı Kerim’i ilk kez 2007 yılında Demokrat Parti’den ABD Kongresine seçilen ilk Müslüman Milletvekili Keith Ellison’ın yeminiyle gündeme gelmişti.

Keith Elllison, göreve başlamak için Kur’anı Kerim’e el basmayı istemesi bir hayli tartışmalara sebep olmuştu. 2007 yılında Türkiye’de siyasi havanın hayli ağır olması sebebiyle dikkatlerimizden kaçmış olabilir.. Gerçi Keith Elllison’ın ABD’de Kuran’ı Kerim’e el basarak yemin etmesi engellenmiş olsaydı, kullanışlı bir örnek olarak yeteri kadar gündemde tutulabilirdi. Ellison’a, İncil’e el basmanın Amerikan uygarlığını temsil ettiği hatırlatmaları yapılmış “Buna saygı duymayanlar Kongre’de halkı temsil etmemeli” denilmişti. (Sabah, 5 Ocak 2007, ABD’de ilk, vekil Kuran’a el bastı)

Yok, Merve Kavakçı gibi Meclis’ten kovulmadı. Hayır, Leyla Zana’nın başına gelenleri de yaşamadı Ellison.

Ellison, Amerikan uygarlığını temsil etmiyorsun diyen senatörlere şunu söyledi “Bu, ABD’nin kurucularının dinlere karşı ne kadar hoşgörülü olduğunu hatırlamamızı sağlayacak.”

Ne pagan, ne Müslüman

ne de Musevi...

.Jefferson, Müslümanların “sivil haklarıyla” ilgili bilgiye, entelektüel kahramanlarından birisi olan John Locke’nin 1689 yılında yayımlandığı Müsamaha Üzerine Mektup kitabında rastlar. Ve şu notu alır Locke’den: “Ne pagan, ne Müslüman ne de Musevi, dini dolayısıyla ulusun sivil haklarından mahrum bırakılmamalıdır.”

Hepsi Protestan olan Amerikan’ın kurucu isimleri yeni bir hükümet yaratma işine koyulduklarında, Amerika, Avrupa’dan İslam’ın teolojik ve politik karakterine dair neredeyse bin yıllık bir çarpıtmanın etkisi altında olduğu halde, ulusun mevcut ve potansiyel sakinleri arasında din özgürlüğü ve bireysel hakların kapsamı hakkında kafa yorarlarken, Müslümanlara atıfta bulundular.

“Ancak onlar bunu, gerçek Müslümanlar için yapmadılar, çünkü o zamanlar Amerika’da yaşadığı bilinen hiçbir Müslüman yoktu. Jefferson ve diğerleri Müslümanların haklarını savunmayı, ‘hayali Müslümanlar’ adına yaptılar çünkü onların vatandaşlıklarının desteklenmesi, Amerikan haklarının gerçek evrenselliğini kanıtlayacaktı. Bugün, 18. Yüzyıl Amerika’sında gerçekten de Müslüman sakinlerin yaşadığını öğrenmiş olmamıza rağmen, bu kitap, kurucuların ve onların neslinin bunu hiç bilmediklerini ortaya koyuyor. Dolayısıyla onların, Müslüman seçmenleri, sadece hayal edilmiş kişiler olarak kaldı.” (Thomas Jefferson’ın Kur’anı, Denise A. Spellberg, Sh.17.)

Hepsi Protestan olan Amerikalı kurucular, Birleşik Devletlerde yeni hükümet yaratma işini koyulurlarken, ulusun mevcut ve potansiyel sakinleri arasında din özgürlüğü ve bireysel hakların uygun kapsamı üzerinde düşünürken, sık sık İslam taraftarlarına atıfta bulundular.

Jefferson ve arkadaşları Müslümanların ülkenin Protestan karakterini bozacağını savunan büyük bir çoğunluğunun sert tepkilerine maruz kalmalarına rağmen, dini olarak çoğulcu bir Amerika’nın sağlayacağı nihai yarar ve adaleti kavrayarak ‘hayali Müslüman’ vatandaşların haklarını savunmaya devam ettiler.

Şunu söyleyebilirsiniz. İki yüz elli yılda Amerika’da Müslümanlara karşı değişen ne?

Doğru...

Fakat burada söylenebilecek şey, bir ülkeye demokrasi, adalet, eşit insan hakları kolay kolay gelmiyor. Ve bir ülke boşuna büyük ve güçlü bir ülke olmuyor.

Amerikan Devleti ile İslam dünyası arasındaki ilk temas 1801’de yine Amerika’nın üçüncü başkanı olarak Thomas Jefferson döneminde başlar ve ilk iftar yemeğini Beyaz Saray’da veren Jefferson’dan başkası değildir.

Bugün Müslümanlardan nefret eden Trump’ın aksine Jefferson Müslümanlardan nefret etmedi ve onların ABD’deki gelecekleriyle ilgili görüşlerini bildirmekten korkmadı.

Jefferson, Müslümanları, yeni ulusunun vatandaşları olarak hayal etmişti. Bugün ABD Kongresinde Müslüman senatörler var. Ve mağduriyet edebiyatı yapmadan, yapmaları gerekenleri yapıyorlar. Sessizce sedasızca...

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (27)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.