‘Keşke’ deme hakkı…

Elif Çakır

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 2011 yılında Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Fethullah Gülen’le ilgili söylediği övgü dolu sözler peşini bir türlü bırakmadı.

Her görev değişikliğinde o sözleri gündem oldu. Meclis’te konuşmak için kürsüye her çıktığında CHP’li milletvekilleri o sözleri kendisine hatırlattılar.

O sözlere bakalım…

Tarih 24 Mart 2011. Yer TBMM Genel Kurulu. Bekir Bozdağ o tarihte Başbakan Yardımcısı.

Meclis Genel Kurulu’nda 696 Sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun Tasarısının 47. Maddesi’nin 6. Fıkrasında yer alan ‘onbeş’ ibaresinin ‘yirmi’ olarak değiştirilmesi görüşülüyor.

CHP Mersin Milletvekili İsa Gök söz alıyor ve özetle şöyle diyor:

Şimdi bu Fethullah Gülen emniyet teşkilatına sızıyor, her birime geriyor, ama her birime, istihbarata, KOM’a, her yere geriyor, bir gazeteci, araştırmacı bir gazeteci, bu teşkilatı, emniyet teşkilatı içindeki Fethullahçı yapılanmayı deşifre ediyor, isim isim, makam makam… Kitap yazmak istiyor. Başına ne geliyor? Tutuklanıyor. Neden? Çünkü emniyet teşkilatındaki yargı içindeki Fethullah Gülen çetesinin deşifre edilmesini önüne geçmek için. Deşifre olsaydı bir yerden birilerine batacaktı, batmadan adamı batırdılar. Ahmet Şık cezaevinde. Ne bu adamın günahı? Siyaseten aynı düşünmem, yazdıklarını okumam, farklı düşünürüm ama bir gerçek var, bir gazeteci. Sizin bugün ‘haydi asker gönderelim’ dediğiniz Libya’nın basın özgürlüğü bizim ülkemizden daha üst seviyede. Biz 136. Sıradayız arkadaşlar. Yargı bağımsızlığı diyorsunuz, Libya 100’lerde -utanmanız lazım, eğer ar damarı da varsa sıkılmanız lazım- bizden daha iyi. Mısır bizden daha iyi arkadaşlar.”

Bunun üzerine Bekir Bozdağ “Sayın Başkan sataşma var. Sayın hatip, konuşurken grubumuzu hedef alan, itham eden açıklamalarda bulunmuştur” diyerek söz istiyor “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sataşma vesilesiyle söz aldım, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyerek konuşmaya başlıyor.

“Hepimiz diyoruz ki hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir veya talimat veremez. Kural bu. Hepimiz bunu biliyoruz ama bir şeyi daha görüyoruz. Bu kürsüler sanki mahkeme salonu, suçluları soruşturmakla görevli savcılarımız suçlu, haklarında herhangi bir iddia bulunan ve soruşturmaya konu olunan kişilerin hepsi savcılar tarafından zorla suçlanan insanlar. Burada bir yargılama ve mahkumiyet yapılıyor. Bu kişilerin haklarına saygısızlıktır, doğru bir şey değildir.

Bir başka şey: Fethullah Gülen, bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir; seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir insandır, bu ülkenin millî ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor; her şeyi de açık, devletin denetimi, gözetimi altında açık, her şey gözünün önünde olan… Yapılan hizmetlere baktığınızda siz buna, hakkında herhangi bir savcının iddiası, mahkûmiyet kararı olmayan birine “çete” diye itham ederseniz ona karşı da büyük bir haksızlık yaparsınız. Kendi de burada yok ama çeteden yargılananları çete iddiasıyla soruşturulanları, kovuşturulanları demokrasiye darbe vurmak isnat ve iddiasıyla yargılananları milletvekili olmak için Meclise taşıma gayreti içerisinde olurken, temiz insanları “çete” diye suçlamak kabul edilemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)”

Bozdağ’ın Meclis Tutanaklarına geçen sözleri tam olarak böyle.

***

Önceki gün CHP Mersin milletvekili Ali Mahir Başarır Plan ve Bütçe Komisyonunda bir kez daha Bakan Bozdağ’a o sözlerini hatırlattı. Yıllardır kulaklarının üstüne yatan Bakan Bozdağ bu kez sessizliğini bozdu ve “keşke söylemeseydim” dedi.

Bozdağ’ın sözleri tarihe geçecek nitelikte, dedi ki:

“Benim 2011’de parlamentoda yaptığım bir konuşmayı hiç gündemden düşürmüyorlar. Terör örgütü FETÖ/PDY’nin o zaman terör örgütü olduğuna dair bir mahkeme kararı yok, bir başka şey yok. Bank Asya’ya karşı yargı bir karar vermiş, FETÖ’nün terör örgütü kimliği ortaya çıkmış ama daha terör örgütü olduğuna dair hiçbir vasfı yokken konuşulmuş bir söz getirilip yapıştırılıyor. Terör örgütü vasfı ortaya çıktıktan sonra FETÖ terör örgütüdür, Fethullah Gülen teröristbaşıdır, vatanımıza, milletimize, dinimize, devletimize ihanet etmiş hain oğlu haindir dedik. Terör örgütü vasfını gördükten sonra tavır koymuşuz, bunun gereğini de yapıyoruz. O sözler o dönemde söylendi ama keşke söylememiş olsaydı, fakat o günün şartları içerisinde söylendi.” (14 Kasım)

Sayın Bozdağ haksız mı, 2011 yılında FETÖ’nün “terör örgütü vasfı” mı vardı? Terör örgütü vasfı olmadığı bir dönemde söylenmiş sözler “bakın FETÖ’yü övmüş” diye gündem yapılır mı?

Yapılmaz elbette.

Sonuçta FETÖ’nün terör örgütü olduğuna dair herhangi bir mahkeme kararının olmadığı, silahlı terör örgütü olduklarına dair herhangi bir emarenin olmadığı bir dönemde söylenmiş sözler değil mi?

Bekir Bozdağ kahin mi, Fethullah Gülen ve adamlarının 3 yıl sonra hükümeti devirmek için operasyonlar yapacağını, darbeye kalkışacaklarını, kan dökeceklerini, hatta bu hain darbe girişiminde 251 canımızın şehit olacağını, Meclis’i bombalayacaklarını nereden bilebilirdi?

O gün bilseydi öyle bir konuşma yapar mıydı? Yapmazdı elbette.

***

Elbette ki Bozdağ’a 2011’deki sözlerinin hatırlatılması hukuki değil, siyasi bir tavır… Ama sadece Bozdağ için değil, Gülen’in gerçek yüzünün deşifre olmadığı dönemlerdeki herkes için böyle olmalıydı. Olması gereken de buydu. Hukuk da adalet de vicdan da böyle gerektirirdi.

Böyle mi oldu peki? Hukuk kuralları geriye işletilmez ilkesi alaşağı edildi. Hukuk geriye işletildi. FETÖ’nün terör örgütü vasfının ortaya çıkmadığı dönemlerde parasını Bank Asya’ya yatıran, banka işlemlerini Bank Asya’dan yapan on binlerce insanın alnına terörist damgası vuruldu. On binlerce insan için mahkemelerden ağır müebbet hapis cezası kararları çıktı.

FETÖ’nün terör örgütü vasfının olmadığı yıllarda dershanelerine giden on binler mesleklerinden ihraç edildi, devlet sicillerini bozdu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla yargılandılar. Haklarında iddianameler yazılmadan yıllarca cezaevlerinde tutuklu kaldılar. İnsanların malları mülkleri ellerinden alındı.

Mademki FETÖ’nün terör örgütü olduğuna dair mahkeme kararlarının olmadığı dönemler masum kişiler için suç sebebi olamaz, o zaman bu ülkede niye bu kadar KHK mağduru var?

Mademki FETÖ’nün terör örgütü olduğuna dair mahkeme kararlarının olmadığı dönemler masum o zaman hayır hasenat yapan şirketlere niye el konuldu, kayyumlar atandı?

Bir ülkenin 800 şirketi terör örgütü ile iltisaklı olabilir mi? Bu şirketlere kayyumlar hukuki çerçevede mi atandı?

Siz adalet bakanı olarak bu hukuksuzların önünde niye durmadınız?

2 milyon insanını terör örgütü üyeliği bağlamında soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutan bir devlet olmaz, böyle bir ülke olmaz demediniz? Burada bir sorun var diye neden düşünmediniz?

Dünya da bizden başka bir ülke gösterin ki 700 bin üyesi olan bir terör örgütü olsun?

Dünyada bizim ülkemizden başka bir ülkenin adalet bakanını örnek gösterin ki “suçlu olmasalar da idari tasarrufla attık” açıklaması yapmış olsun. (CNN Türk, 24 Şubat 2017, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ)

“Keşke” demek, “kandırıldık” demek hakkına neden sadece AK Partili siyasetçiler sahip?! Bu ülkenin vatandaşlarına neden böyle bir hak verilmedi?

İnsanlara hukuk güvenliği tanınmadı, iktidar için geçerli olan masumiyet karinesi hakkı halka tanınmadı maalesef.

Hukukun süzgecinden geçme hakkı tanınsaydı, “keşke” ve “kandırıldık” deme hakkı bu ülkenin insanlarına da verilmiş olsaydı bugün daha güzel bir Türkiye olmaz mıydı?

FETÖ’nün terör örgütü olduğuna dair mahkeme kararlarının ve açıkça suç teşkil eden 15 Temmuz gibi ihanetlerinin ortada olmadığı dönemlerde dershanelerine gidenlerin, okullarına gidenlerin, televizyonlarında program yapanların, üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışanların, dini bir yapı olduğu için yakın duranların, sempati besleyenlerin, yardım kuruluşlarında çalışanların, dershanelerinde yöneticilik, öğretmenlik yapanların alınlarına terörist damgası yapıştırılmasaydı…

Yıllarca dini cemaat olarak bilinen ve vakti zamanında yaptığı hayır hasenat ve iyi eğitim kurumları sayesinde geniş kitlelere ulaşmış bir yapıyla yolu kesişenlerin, irtibat kuranların, yayınlarını takip edenlerin, yaptığı etkinliklere iyi niyetle katılanların alınlarına terörist damgasının vurulması hakka, hukuka sığar mı?

Hangi vicdan bunu kabul eder?

FETÖ davalarında hukuktan şaşılmasaydı iktidar siyasetçilerinin geçmiş yıllardaki Fethullah Gülen için yaptıkları konuşmalar, çocuklarının gittikleri okullar, yaptıkları yardımlar, katıldıkları programlar bugün karşılarına çıkmazdı.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (46)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.