Saldırıda hedef, niyet, mesaj ve karşı duruş.

Fırat Erez

Birbirine yakın mesafede ve neredeyse eş zamanlı, 10’ar kg’lık bombalarını patlatan iki intihar bombacısı ve 100’e yakın ölü..

Hiç kuşku yok ki bu, Türkiye’nin yaşadığı en büyük terör saldırılarından biri.

Gerek bu yazı yazılana kadar yetkililerce yapılan açıklamalar, gerekse saldırının bilinen detayları, olağan şüpheli olarak ülke içinde örgütlenen bir IŞİD hücresini işaret ediyor.

Aynı hücrenin Ankara saldırısı dışında, hem 7 Haziran seçimleri öncesi Diyarbakır ve hem de 34 kişinin ölümüne sebep olan Suruç saldırısının da faili olduğuna dair kanıtlar ve ortak bağlantılar sıralanıyor.

Tek itiraz ve/veya kuşku, bilinen temayüllerin aksine IŞİD’ın, bu saldırılardan hiçbirini üstlenmemiş olması.

Uzmanlarca bir “kapalı kutu” olarak tanımlanan IŞİD için sabit bir eylem tarzı, ancak bir yere kadar tanımlanabiliyor. Adıyaman “Dokumacılar Grubu” diye adlandırılan bu hücrenin IŞİD merkezinden bağımsız ancak yine IŞİD’a ait doktrinel birikimlerle hareket ediyor olması en yüksek olasılık.

Saldırının kim tarafından yapıldığı konusunda durum az çok berraklaşırken hedef, niyet, mesaj ve bundan sonra ne yapılacağı soruları önem kazanıyor.
Ancak önce “güvenlik zaafiyeti” iddialarının üzerinde durmalı;

Saldırı, Ankara Tren Garı’nın önündeki meydanda, 3 ana yolun ve bağlantılı 10’dan fazla geçidin merkezinde, mitinge katılacak, özellikle de tren yoluyla gelenlerin toplanma yerinde, bir mini miting yaparlarken gerçekleşiyor.

Bu bilindiği kadarıyla, bir “toplanma noktası”na yapılan ilk saldırı.

Terörle mücadele ve güvenlik paradigması tüm öngörü ve hazırlıklarına rağmen, ne yazık ki bedel ödenen ve kurban verilen olaylardan alınan derslerle geliştirilebiliyor.

Tahminen beklenmeyen bu saldırından alınan dersler de, bundan sonra yapılacak mitinglerin tamamında, bir “toplanma yeri problemi” olarak karşımıza çıkacak ve düzenleyicilerle yetki mercileri arasında tartışmalara sebep olacak.

Hedef’e gelindiğinde ise hedef açık ve tüm bu meselenin en can alıcı noktasında duruyor.

Türkiye’de Sosyalist Devrimci Sol hareket, bizzat yol açtıkları dışında, bir acılar tarihinden süzülüp geliyor.
Kitlesel kıyımlar, tutuklamalar, işkenceler ve idamlarla dolu bir tarih, hatırı sayılır bir kültürel-sanatsal birikimle sürekli canlı tutuluyor.
Teorinin analizinden ve geçerliliğinden tümüyle bağımsız olarak bu birikim, özellikle de gençler üzerinde etkili ve küçük olmasına rağmen yoğun bir mobilizasyon yeteneğine sahip.

Saldırganlar açısından bakıldığında hedef grubun bir başka “yeteneği” de var ki bu, klasik devlet karşıtı olmasını aşan bir oranda AkParti İktidarından genelde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan özelde ve akıldışı seviyelere varan nefreti.

Bu nefret özellikle Gezi Olayları ile iyice belirginleşip keskinleştirildi ve hedefe yönlendirildi.

Ancak yine de bu kitle içinde çok küçük bir kesim nefreti bir silahlı harekete dönüştürerek kullanıyor ve aslında (en azından bu saldırıya kadar) kitlesel desteği ile operasyonel gücü de gittikçe azalıyordu.

İşte saldırıda, IŞİD Fundamentalizminin tam zıttındaki felsefi varoluşu, kolay mobilize edilebilirliği, güvenlik önlemlerine refleksif engelciliği, ve akıldışı ancak giderek belirleyici olan nefretiyle bu grubun hedef seçilmesi, deyim yerindeyse bir “tam isabet”.

Beklenen, bildik ve malum sebeplerce kolayca inanılmış, çeşitli odaklarca farklı niyetlerle beslenen, Ak Parti Hükümetinin IŞİD’ı desteklediği algısının canlanması ve bu algı üzerine gelen bir acıyla kitlenin hükümete karşı mobilizasyonu olmalı.

Üstelik vurulan hedef içinde zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile başarısız da olsa bir açık savaş yürütmekte olan PKK’nin yasal uzantısı HDP üyelerinin de olması, bu mobilizasyonun yönü ve biçimine net bir tarif getiriyor ki bu da “silahlı mücadele”.

Saldırının bu görünür, açık ve birincil hedefinden, asıl ve ikincil hedefine gelmek zor değil;
Harekete geçirilmek istenen, bu kitlenin nefretinin yöneldiği yer, Ak Parti Hükümeti özelinde Türkiye, ülkenin istikrarı ve huzuru ile giderek, belki de bütünlüğü...

Neredeyse IŞİD El Kaide’den ayrılıp kuruluşunu ilan ettiğinden beri boğuşulmakta olan “TC IŞİD’ı destekliyor” kampanyası olmasaydı, tahminen bambaşka bir yapısal tartışma canlanacaktı.

Osmanlı’nın dağılışından beri Ortadoğu’nun bir bataklık olarak adlandırılmasına sebep koşulların değiştirilmesinde, bu koşulların acılarından istifade ile büyüyen radikal islamcı terörizmin alternatifi ne?

Kim bu koşulların değiştirilmesinde uygulanabilir ve şiddet dışı bir kapsayıcı alternatif sunabiliyor?

Kim sunduğu bu alternatifi bir de üstelik Batıya kabul ettirebilme/eklemleyebilme olanağına, bunun teorik altyapısına sahip?

Bunun, laik baskıcı BAAS önermeleri olmadığı gerçeğinin artık tartışılmaz biçimde geride bırakıldığı günümüzde, geriye tek bir alternatif kalıyor ki bu da Türkiye ve Türkiye’deki uygulamalarıyla Ak Parti iktidarı.

İşte IŞİD’ın ve paradigmasının karşısında duran asıl gerçek, onun vahşi , faydasız bir terör örgütü olmaktan bir adım öteye geçmesinin asıl durdurucusu, kitleselleşmesi ve olası zaferine asıl engel bu; Türkiye.
Ve bu saldırı da bu yüzden Türkiye’ye.

Üstelik IŞİD saldırısının asıl hedefini bulması, yani saldırıda katliamla yüzyüze gelen “Sosyalist Devrimciler”in, kendilerini körleştiren nefretin boyunduruğunda bu hedefe sürüklenmeleriyle oldukça da mümkün.

Sadece HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, Ak Partiyi hedef gösterek saldırının hemen sonrasında söylediklerine kulak vermek, inanmak ve yönü ona göre seçmek yeterli;

Katilsiniz! Eliniz kanlıdır, yüzünüzden, ağzınızdan, tırnağınıza kadar her yerinize kan sıçramıştır. En büyük terör destekçisi olduğunuz ortaya çıkmıştır

Seçim sizin.

İster kendi halkınızla savaşa, IŞİD’in sizi bombalarıyla sürdüğü yere gidersiniz, isterseniz de bu boğucu, içinizi yakan nefreti bir kenara koyup, ülkenizin yapıcı bağımsızlığı ve mitinginizde istediğiniz “Barış ve Demokrasi”yi önce Ortadoğu’ya ve sonra da bütün dünyaya yayma yoluna..

Siz seçeceksiniz.


İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.