Toplumsal ruh halimiz üzerine

Gürbüz Özaltınlı

Yanılıyor olabilirim ama ekmeğini amigoluktan çıkartanlara; sertliğin, aşağılamanın, hakaretin çıtasını ölçüsüzce yükselterek varolanlara kötü bir haberim var. Toplumda galiba tansiyon düşüyor. Dediğim gibi asla iddialı değilim; belli belirsiz bir sezgi üzerine söylüyorum bunu. Kim bilir belki de kişisel ruh halimin, ya da temennimin yanıltıcı sesidir bu. Fakat toplum çatışmadan yoruldu gibi geliyor bana.

Mesela, o bir zamanlar reytingi patlatan, kimsenin birbirini dinlemediği, lümpenliğin tavana vurduğu, bağırışlı çağırışlı “tartışma programları”ndan insanlara gına geldi diye düşünüyorum. Sanki eskisi kadar müşterisi yok artık o sakil orta oyunlarının.

Aşırı saldırgan, militan savaş bülteni formunda çıkan medya çok az satıyor; bir kısmı ise, artık eski heyecanı yaratmıyor okuyucularında. Çamura bulanmış yazılar daha çok göze batıyor. Kuşkusuz “amma da çakmış, helal olsun” diye kirli bir hazla sırıtarak okuyanlar vardır bunları bugün de. Hatırı sayılır sayıdadırlar üstelik. Fakat toplumsal yönelimler, trendler, bıçak gibi bir günde bütün toplumu kuşatan duygu dalgaları olarak gelişmezler. Dipten giden, ağır yol alan, inişli çıkışlı süreçlerdir. Eskimekte olanın bunu fark etmediği, yeni gelenin açık seçik görülemediği, sisli puslu bir atmosferden söz ediyorum. Üstelik ne olursa olsun “eski” hep bir biçimde var olmayı sürdürür. “Yeni” giderek egemen olsa da “eski”yi tamamen yok edemez. Ancak daraltır, etkisizleştirir.

***

Eğer bu izlenimlerim doğruysa, toplumsal psikolojinin oluşmasında siyaset yapıcıların etkisinin de bir sınırı olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal duyguların, siyaset kürsülerinden istenildiği gibi tek yönlü biçim verilebilen edilgen bir malzeme olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Bunu son dönemde en çarpıcı biçimde PKK-Kürtler ilişkisinde yaşadık. Halk savaşı girişimi, ağır bir trajediye dönüştü.

Kanımca Kılıçdaroğlu’nda tanık olduğumuz “yüksek volümlü” hırçın üslup da hedef kitlesinde karşılık bulmuyor. Eğreti, yapay, anlamsız duruyor. En azından, heyecan yaratmıyor; motive etmiyor.

Bir gerilim üstadı olarak Tayyip Erdoğan’ı ayrı bir yere koyanlar olacaktır. Denilebilir ki, Erdoğan isterse ağzını açtığında tüm toplumu yay gibi gerebilir.

Hayır; doğrusu ben buna da katılmıyorum. Elbette güçlü etkiler yaratan bir lider Erdoğan; hem destekçileri hem de karşıtları üzerinde… Toplumun sinir uçlarıyla oynayabiliyor. Ancak toplumsal bıkkınlığı hesaba katmadığı ölçüde O da umduğunun tersi sonuçlarla karşılaşabilir.

***

Şunu da kaydetmek gerekir: Toplumun yorulmuş olması kendi içinde barışma hevesi taşıdığını göstermiyor. Böyle bir varsayıma sıçramak ikna edici değil. Ciddi kimliksel yabancılaşma ve kopuş hükmünü sürdürüyor. Karşısındakini dinleme, anlama, uzlaşma isteği yok. Seküler sosyolojide umutsuzluk, içe kapanma egemen. Kürtler ağır şiddete dökülmüş mücadeleden büyük zarar gördüler ve aynı umutsuzluk ve hayal kırıklığı onlarda da hakim. İktidarın arkasında duranların bir kısmında ise kavga ve gerilimi giderek gereksiz ve anlamsız bulma eğilimi güçleniyor.

Şunu söylemek mümkün: Evet; huzurlu, iyimser, barışık bir toplum olmaktan uzağız; fakat bıkmışlıkla da olsa “düşmanlık anomalisini” derinleştirmenin rantı tükeniyor.

Bu, kendimizi onarmamız için siyasetçilere bir fırsattır.

Amigolar içinse alarm…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.