Açları kim doyuracak?

İbrahim Kahveci

Millet aç...

Millet işsiz...

Millet yoksul...

Sorumlusu ise ülkeyi yöneten kimlerse elbette onlardır. Sadece bir TRT programının dış borç üzerinden maliyeti 90 milyar liraya mal oluyorsa, yükümlülükte işte tam da oraya aittir.

Ama ülkemizin bir başka özelliği daha var. Varlık üzerinde yoksulluk çekiyoruz. Bir de büyük fırsatlar içinde tek fırsata mahkumiyeti yaşıyoruz.

Varlık içinde yokluk nasıl çekiyoruz? Biraz bundan bahsedelim.

Dün yazdım ama tekrar edeyim: Adana’da karpuzun tarlada satış fiyatı 30 kuruş. Üretici açısından kilo başına maliyetin en az 50 kuruş olduğunu söylüyor CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal.

Çiftçi karpuzu 30 kuruşa satıyorsa zarar ediyor demektir. Nitekim Bursa’da vatandaş tarlasındaki soğanı hasat etmeden toprağa geri gömmüş.

Ülkenin dört bir yanından ürününü para etmediği için yola döken çiftçilerin görüntüleri geliyor. Ama aynı ürünler marketlerde 5-10 katı fiyattan satılıyor.

Nasıl oluyor da varlık içinde fakirlik çekiyoruz?

Bir düşünün mesela.

Binali Yıldırım “Kasadan tek kuruş çıkmayacak” diyerek Hazine garantili müteahhitlere yaptırılan köprü ve yollar...

İşte o müteahhitler bugün milletin gırtlağında yer alıyor.

Milletin gırtlağından geçecek her bir lokmaya Hazine garantili müteahhitler ortak olmuş durumda.

Milletin ekmeği

Milletin yemeği

Milletin sofrası

bile Hazine garantili müteahhitlere ortak edilmiş.

Bir kamyon karpuzu arabaya yüklediniz. Kamyon İstanbul’a gelene kadar nerede ise her bir km başına Hazine garantili müteahhitlere para ödüyor. İşte o paralar da tarlada beş para etmeyen ama sofrada ateş pahası haline gelerek bütün topluma yansımış oluyor.

***

İşin bir de 3 harfli zincir market düzeni var. Milletin ekmeği ile oynayan bir düzen.

Süt mü satacaksınız... Yola dökün daha iyi.

‘Tarladan sofraya’ dedikleri düzende bile nerede ise tak kaybeden çiftçi.

İşte böyle bir ülke bizim ülkemiz.

Varlık içinde yoksulluk çeken ülke. Fırsatlar içinde kendini tek merkeze mahkum eden ülke.

***

Varlık içinde yokluk çekme sadece tarımda, çiftçi de değil tabii. Aslında tüm her alanda durumumuz budur.

Tarihi demografik fırsat eşiğinde olmamıza rağmen yoksulluk içinde yaşayan bir ülkeyiz. Tarihte (80 ve sonrası) 15+ yaş üstü çalışabilir nüfusa göre işsizlik oranı hiç ama hiç %5,1’in üstüne çıkmamış. Hatta bu işsizlik 5,1’e gelince seçmen iktidarı hemen koltuğundan atıvermiş.

Nitekim Haziran 2015’te de 15+ nüfus işsizliği 5,1’e gelmiş.

Ama ne olduysa oldu ve artık toplum işsizliğe, yoksulluğa, fakirliğe bakmadan yönetime bağlanır olmuş. 2019 yılında 15+ işsizlik tam %7,3 gibi muazzam bir bunalım ötesi seviyeye ulaşmış ama toplum bunu da pek ciddiye almamış.

Oysa ülkemiz bölgesinde tarihi üretim üssü ve tarihi çalışma beceri merkezi halinde. Artık Çin işçisinden bile daha ucuza çalışan bir işçi sınıfı oluşturduysak neden bizim bu ucuzluğumuza rağmen yabancı yatırımcılar gelmiyor.

Bakın hem çok ucuz olduk hem de ‘Şer güçler’ ne isterse yapar duruma geldik. Örneğin turistler için aşılıyız etiketimiz çoktan hazır. Akdeniz’de meydan okuduğumuz gemilerimiz limana çoktan çekildi. Kısaca bulduğumuz şer güçleri bugünlerde kucaklayıp duruyoruz.

Bu derece fırsat ve varlık içinde bu derece yoksulluk ve işsizlik nasıl çekiyoruz?

İnanın bunu ben de bilemiyorum.

Hatta sanırım asıl ters başarı da bu olsa gerek. Bu ülkeyi bu kadar ekonomik sıkıntıya nasıl sokmayı başardık? Büyük başarı...

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (60)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.