Biraz da muhalefetin icraatını eleştirelim

İbrahim Kiras

Türkiye’de bir gazete yazarının bugünlerde hükümetin herhangi bir icraatını eleştirdiğinde alabileceği en hafif tepki “Biraz da muhalefet partilerini eleştirin de görelim” şeklindeki manasız meydan okuma oluyor. 

Aslında bu yaklaşım insanın kişiliğinin değil ancak aidiyetinin olabileceği fikrinin ifadesi. Yani, şunları söylemiş oluyor aslında bunları söyleyenler: Hükümetin icraatını eleştiriyorsan bunu muhalefet adına yapıyor olmalısın. Çünkü iktidarın adamı değilsen muhalefetin adamısındır. Çünkü bizim zihin kodlarımızda kimsenin adamı olmama durumunun karşılığı yok. Dolayısıyla senin görevin yanlış gördüğüne yanlış, doğru gördüğüne doğru demeyi gerektirdiği için bu yaptıklarını yapıyor olamazsın. Çünkü böyle bir tutumun da bizim zihnimizde karşılığı yok. Olsa olsa siyasi amaçla yapıyor olmalısın bunu. Tuttuğun takım kazansın diye olmalı bütün çaban. Yoksa niye böyle bir şey yapasın ki!

Bu düşünüş tarzı insanlığın şehirleşme öncesi kabile çağlarının anlayışını yansıtıyor. Gazetelerin, gazetecilerin, aydın sınıfının vs. olmadığı devirlerin, hatta yazının bile henüz icat edilmediği zamanların zihniyetini.

Oysa insanlığın yerleşik hayata geçişinin üstünden binlerce yıl geçti. Klanlar, kabileler, aşiretler artık millet oldu. Kabilenin isimsiz üyeleri artık kendine ait özel hakları olan vatandaşlar. Epey zamandır kamuoyu diye bir kurum var siyasi ve sosyal hayata yön veren. Bu kurumun organlarının başında basın geliyor. Bugün dünyanın her yerinde gazeteler ve gazete yazarları “ülkeyi yöneten” hükûmetin yaptıkları veya yapmadıkları hakkında olumlu veya olumsuz görüşlerini bildiriyor, eleştirilerini ve uyarılarını dile getiriyorlar. Ama nedense hiçbirinin aklına “Yahu, biraz da muhalefeti eleştirelim, böyle ayıp oluyor” düşüncesi gelmiyor…

***

Ülkenin yönetim sorumluluğu kimdeyse devlet cihazının çalıştırılmasıyla ilgili olumlu veya olumsuz tepkilerin muhatabı odur. Muhalefet partilerinin ne yaptığı ve ne yapmadığı ancak bu partiler parlamentoda belirleyici bir konumdaysalar -ve tabii o ülkede parlamentonun bir fonksiyonu varsa- önem taşıyabilir belki. 

Türkiye’deki durum ortada. Ne muhalefetin parlamentoda üstünlüğü var ne de zaten parlamentonun ülke yönetiminde en ufak bir payı. Tam aksine bu ülkenin tarihinde hiçbir yönetime nasip olmamış bir güce sahip bugünkü iktidar. Çünkü geçmişte bir hükümet ne kadar güçlü siyasi desteği sahip olursa olsun, hiçbir zaman gerçek anlamda “tek başına iktidar” olamazdı. TSK’dan maliyeye kadar bürokratik kurumlar, yargı gücü, basın, üniversite, iş dünyası, sendikalar vs. siyasi gücü az ya da çok dengelerdi. AK Parti’yi iktidara taşıyan “oligarşik vesayet” eleştirisinin kaynağı da bu yapıydı. Demokrasimizin zayıf tarafıydı bu.

Ancak bugün daha iyi durumda değiliz. Türk aydınlarının Yeni Osmanlılar hareketinden beri uğrunda mücadele verdikleri “kuvvetler ayrımı” prensibi yalnızca lafta kaldı. Meclisin de yargının da durumu ortada.

Dolayısıyla bu ülkede olup biten yanlışlıklardan dolayı -iktidar dururken- muhalefeti suçlamak fantezi dünyasında yaşamayı gerektiriyor. Gerçeklikle bağınızı kesmeyi, alternatif bir gerçeklik üretip onun içinden konuşmayı. 

Siyasi iktidar bunu yapıyor. Ne var ki sokaktaki vatandaş kendi yaşamakta olduğu gerçekliği yok sayıp bu alternatif gerçekliği nasıl benimseyebilir? Hangisi muhalefetin suçu: Enflasyon mu? İşsizlik mi? Eğitimdeki kalitenin her geçen gün bozulması mı? Dış politikadaki rotasız hamaset mi? Yargının adalet dağıtma görevini bütünüyle terk etmesi mi? Toplumdaki kutuplaşmayı büyüten siyaset dili mi? 

***

Gelgelelim bunları söylediğinizde alacağınız cevap da belli aslında: “İktidarın da bazı hataları olabilir ama muhalefet çok mu mükemmel?” Halbuki iktidar icraat makamıdır, muhalefet ise eleştiri ve uyarı makamı. Bu ikisinin mukayesesi yapılır mı? Çok gerekiyorsa hükümet başka hükümetlerle, muhalefet başka ülkelerin muhalefetleriyle mukayese edilebilir ancak. Ama iktidar ülkeyi yöneten güçtür. Siyasi sorumluluğun sahibidir.

Ama “siyasi sorumluluk” demişken, bugünlerde hararetle sürdürülen güncel bir tartışma bir kere daha gösterdi ki bu ülkede sorumluluk pek giyilmek istenmeyen bir elbise. Onun için iktidar giyeceğine mümkünse muhalefet giysin diyorsunuz. Yine onun için Hz. Ömer’in adalet ve sorumluluk duygusunu anlatan Akif’in “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu/Gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu” mısralarını seçim konuşmalarınızda dilinizden düşürmeseniz de güncel ve somut bir konuda işbu sorumluluk gündeme gelince başka şiirler okumaya başlıyorsunuz.

PKK’nın elindeki 13 rehineyi kurtarmak için gidilip 16 şehitle geri dönülen Gara operasyonunda başarısızlığın sorumlusu iktidarın başındaki kişidir diyen ana muhalefet liderine “Cumhurbaşkanına hakaret” davası açılıyor. Hem de 500 bin TL tazminat isteniyor. Üstelik bu davaya bakacak hâkimin hangi yönde karar vereceği konusunda hiç kimse bahse girmeye yanaşmıyor. Bu çerçevede Kılıçdaroğlu’na söylenen “yüzsüz, terbiyesiz herif” laflarının suç sayılıp sayılmayacağı konusunda da farklı bir tahmini olan yok.

İşte böyle bir ortamda gazetelerin ve gazete yazarlarının iktidara yönelik eleştirilerine verilebilecek en saçma tepki “Biraz da muhalefet partilerini eleştirin de görelim” lafı olur herhalde. 

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (107)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.