Dış politikayı içeride tüketmek

İbrahim Kiras

Dış politikadaki sorunların çözümlerini iç politikada tüketmek… Siyasetçilerin en fazla kaçınmaları gereken husus budur herhalde. Hem muhalefetin hem de iktidarın… Ama daha çok iktidarın. Çünkü icraat makamında olan kadroların sorumluluğu tabii ki daha fazla.

Dış politikanın konusu milli çıkarlardır. Milli çıkarları iç politika mücadelelerinde kullanmak/harcamak en basit ifadeyle kendi kendimize kötülük yapmak olur. Türkiye’nin iç siyasetinde dış politika konularının son zamanlarda haddinden fazla tartışma ve çekişme konusu olması bu bakımdan tehlikeli bir gidişatın habercisi sayılmalı.

Ama dış politika konularının, yalnızca siyasi partiler arasındaki mücadelenin değil, ideolojik kamplaşmaların da konusu olması tehlikeli. Ezbere Rus taraftarlığı, ezbere Amerikan karşıtlığı, ezbere Arap dostluğu, ezbere Avrupa düşmanlığı vs.… Bunları dış politika tartışmalarına karıştırmamak lazım. Kahvehane sohbetlerindeki yaklaşımları hariciye koridorlarına sokmamak lazım.

Bu noktada gereken hassasiyeti göstermesi gerekenler elbette siyasi kadrolar. Siyasi kadroları bu hususta denetlemesi gerekenler ise öncelikle -aydınlar başta olmak üzere- toplumun seçkinleri. Seçkinlerimizin bu yeterliğe ve ehliyete sahip olup olmadığı meselesi bir tarafa, politik ve ideolojik temelli yaklaşımların samimiyetiyle ilgili kuşkuların kamuoyunda giderek ağırlığını artırdığı bir süreçte neyin ülkemizin ve milletimizin hayrına olduğunu gösterecek ölçütler de giderek belirsizleşiyor.

***

Milli çıkarlar konusunda hassasiyet sahibi olma iddiasındaki kişi ve grupların üzerine titremeleri gereken temel kaide olsa olsa şudur: Milli çıkarların korunup geliştirilmesinin yolu slogan ve hamaset değil dış politikayla ilgili karar alma süreçlerinde rasyonalite zemininin asla terk edilmemesidir.

Ne yazık ki biz sloganı, hamaseti, boş böbürlenmeyi seven bir toplumuz. Bu konuda birbirimizle yarışıyoruz. Belki de yakın tarihimizin sosyal psikolojimiz üzerinde bıraktığı travmalar yüzünden gerçeklerle başımız hoş değil. Komplo teorilerine sarılmamız, içi boş retoriklere düşkünlüğümüz bundan olabilir. Ancak bu zaafımızın günlük siyasete malzeme olmasına izin vermemek gerektiği de unutulmamalı.

Son olarak, Rusya destekli Suriye güçlerinin saldırısı sonucunda şehit olan askerlerimizin acısını bir daha yaşamamak için ne yapmak gerektiğini düşünmek ve tartışmak yerine kendini komplo teorilerine veren yazarçizer ve siyasetçi takımı maalesef bu hususta ümit uyandıracak durumda görünmüyor.

Türkiye’nin ABD ile veya genel anlamda Batı ittifakıyla ilişkileri elbette teslimiyet veya bağımlılık ilişkisi olmamalı. Rusya ve İran gibi ülkelerle ilişkilerimizin de bağımsız bir anlayışla bölgesel çıkarlarımızı gözeten bir perspektiften yönetilmesi icap eder. Bu siyaset aslında Türk hariciyesinin iki asırlık geleneğini teşkil eden denge siyasetinden başka bir şey değil. Türk devletinin adeta reflekslerine dönüşmüş stratejik tercihlerden söz ediyoruz. Dolayısıyla diplomasi kadrolarına bırakılsa neredeyse otomatik pilotun idaresindeki uçak gibi idare edilebilecek bu denge siyasetinin içeride alkış alan “dış güçler” edebiyatına feda edilmesi çok acı sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.

***

Halihazırda hem AB ve Avrupa ile ilişkilerde hem de Ortadoğu’da tıkanan dış politikamızın sahil-i selamete çıkarılabilmesi için Türkiye’nin gerek ABD ile gerekse Rusya ile ilişkilerinin mahiyetini her şeyden önce coğrafi konumuna bağlı olan siyasi ve askeri gerekliliklerin belirlediği unutulmamalı.

Bu sütunlarda daha önce de altını çizmeye çalıştığımız üzere bugünkü problemler bağlamında cevaplanması gereken soru şu: Batı ittifakının bize karşı tutumu -geçmişte Rus yayılmacılığına karşı desteğine ihtiyaç duyduğumuz İngiltere’nin sonradan varlığımıza tehdit anlamı taşıyan Ortadoğu siyasetine yönelmesi gibi- dış politika treninin makas değiştirmesini gerektirecek bir mahiyette mi?

Bu soruyu soğukkanlılık içinde ve Türkiye’nin geleneksel dış politikasını da şekillendiren jeopolitik şartları göz önünde tutarak cevaplandırmak gerekir. Devletler arasındaki ilişkilerde temel kriteri “milli çıkarlar”ın teşkil ettiğini göz önünde tutmadan yapılabilen “mahalle kahvehanesi analizleri”ne göre değil.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (36)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.