Yeni savaş Zengezur’da mı?

İbrahim Kiras
Bugün İspanya’nın Granada şehrinde bir masa kurulacaktı. AB Konseyi Başkanı ile Fransa ve Almanya liderlerinin katılması öngörülen bu masanın birer ucunda Azerbaycan cumhurbaşkanı Aliyev ile Ermenistan başbakanı Paşinyan oturacaktı. Toplantının hedefi Transkafkasya’da normalleşme sürecinin Ermenileri rencide etmeyecek şekilde gerçekleşmesinin sağlanmasıydı. Ancak masada Türkiye’nin de yer alması talebi kabul görmeyen Aliyev zirveye katılmama kararı aldı.

Tam da bu zirve öncesinde Erivan ise kritik bir hamle yaptı. Putin için, Ukrayna’daki eylemleri sebebiyle, tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne katılma kararı aldı. Bu hamlenin Granada’da kurulması planlanan masada Paşinyan’ın daha rahat oturmasını sağlayacağı yorumları yapıldı. Ama zaten yeterince rahat Ermeni lider. Bilhassa Fransa’nın şartsız desteği bugüne kadar hiçbir durumda arkasından eksilmedi Erivan’ın.

Nitekim Fransız cumhurbaşkanı Macron, geçen hafta Dağlık Karabağ’daki operasyon hakkında “Bugün Azerbaycan’la suç ortaklığı yapan bir Rusya, bu manevraları her zaman destekleyen bir Türkiye ve sınır tanımayan ve Ermenistan’ın sınırını tehdit eden bir Azerbaycan hükümet var” şeklinde bir açıklama yapmaktan geri durmamıştı.

Biliyorsunuz, ABD hükümetleri de Rusya’nın en yakın müttefiki olduğu halde Ermenistan’ı her şart altında desteklemekten imtina etmediler bugüne kadar. Bugün ise Moskova’dan uzaklaşıp Washington ve Brüksel eksenine yaklaşmaya çalışan bir devlet var karşılarında. Bu çerçevede Ermenilerin ABD kuvvetleriyle birlikte gerçekleştirdiği askeri eğitim tatbikatının Rusya’ya olduğu kadar -doğal olarak- Azerbaycan’a yönelik bir mesaj olduğu düşünüldü. Yani Ermenistan hem ABD’nin hem de AB’nin himayesine sahip görünüyordu.

***

Ancak bu tablo Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ı işgalden kurtarma girişimini tamamlayan son operasyonu yapmasına engel olamadı. Çünkü Batı dünyasının bu bölgede istediğini yaptırmaya yetecek derecede siyasi nüfuzu, ekonomik gücü veya askeri kapasitesi yok.

Başta -elbette- Rusya olmak üzere bölge güçlerinin buradaki tutumları belirleyici olmak durumunda. Ancak özellikle bugünkü Paşinyan döneminde Batı dünyasıyla yakınlaşma politikasına hız veren ve giderek anti-Rus bir pozisyon edinen Ermenistan’ın Moskova’dan destek bulması düşünülemez.

Otuz yıl önce Rusya’nın siyasi teşvikleri ve askeri yardımıyla Karabağ’ı işgal ettiği halde 2020’deki savaş sırasında tek başına kaldığını fark eden Ermeni tarafı bunu Batıya yaklaşma politikasının haklılığının ispatı olarak görme eğiliminde.

Bu arada, tabiri caizse, sırtında kambura dönüşen Karabağ meselesinin ortadan kalkmış olması Ermeni yönetimini aslında rahatlattı, Rus desteğine bağımlılığını da zayıflattı. Bundan sonraki süreçte komşularıyla ilişkilerini normalleştirerek ekonomik kalkınma yolunda adımlar atması kolaylaştı.

Yine de bilhassa Zengezur’daki problemin çözülmesi konusundaki kararı Erivan’ın tek başına verebilmesi zor. Salı günü bu sütunda çıkan yazıda söylediğimi tekrar edeceğim: “Moskova bölgedeki jeostratejik kırmızı çizgilerini korumak isteyecektir. Gelgelelim, aradan geçen sürede Ukrayna’yı işgale kalkışıp hem askeri hem siyasi hem de ekonomik anlamda bataklığa saplanmış olan Rus devletinin eli eskisinden daha zayıf şu anda. Yine de Zengezur’dan kolayca vaz geçmesi beklenemez tabii.” (“Ermenistan için akıl ve sağduyu zamanı”, Karar, 03/10/2023)

***

Bu hususta tam ne demek istediğimi izah etmek için ise İkinci Karabağ Savaşı sırasında yazdıklarımı yeniden dikkatinize sunmak istiyorum:

Ermenistan’ın Karabağ’ı işgalinin Rusya’nın yardımıyla hatta Rus ordusunun bizzat müdahil olmasıyla gerçekleştiğini unutmamak lazım. Arada geçen sürede Moskova’nın desteği olmasaydı bu işgalin sürmesinin kolay olmayacağını da akılda tutmak lazım. Bunlardan daha mühim olan nokta ise bugün Azerbaycan-Ermenistan ihtilafı gibi görünen konuda Rusya’nın tarih boyunca izlediği siyasetin mahiyeti ve Rus jeopolitik evreninde bu bölgenin jeostratejik anlamı.

Çarlık Rusya’sı, Sovyet Rusya’sı ve Putin Rusya’sının ortak hedefleri, ortak politik enstrümanları, ortak tehdit algıları…

Buradan bakıldığında gerek bugün Karabağ’da karşımıza çıkan problemin, gerekse Nahcıvan’la ilgili henüz görünürde su yüzüne çıkmamış tehdit algılarının Rus emperyal siyasetinin Kafkasya ve Transkafkasya konusundaki geleneksel tutumunun eserleri olduğunu görmek mümkün.

Çarlık Rusya’sının önce işgal ettiği Kırım yarımadasında, sonra Kafkasya’da demografik karakteri değiştirmeye yönelik iskân siyasetini hatırlayalım. 18. yüzyılın sonlarında başlayıp yirminci yüzyıl başlarına kadar devam eden bu siyasetin Rusların müttefiki olan Balkan ülkeleri tarafından da tatbik edildiğini ve bugünkü Türkiye’nin nüfusu içindeki Balkan, Kırım ve Kafkasya göçmenlerinin payının da bu tarihin hatırası olduğunu unutmayalım.

Transkafkasya bölgesinde ise Rusların Ermeni nüfusu Türk ve Müslüman toplulukların Türkiye ile temasını kesecek şekilde iskana yöneldiğini görüyoruz. Sözgelimi Zengezur bölgesine yönelik yoğun Ermeni göçü Moskova’nın ince hesaplamalarının sonucuydu. Böylece Çarlık devrinde Azerbaycan’la Nahçıvan arasında oluşturulan bu yapay nüfus koridoru Sovyet döneminde Ermenistan’a bağlanmak suretiyle aslında Azerbaycan’ın Türkiye bağlantısı ortadan kaldırılmıştı. Haritayı açıp Zengezur bölgesinin yerine dikkatle bakarsanız bunu görürsünüz.

Bu hususta unutulmaması gereken bir diğer ayrıntı da şu: Osmanlının son devrinde ve Cumhuriyetin kuruluş günlerinde bu ülkenin yöneticileri Kafkasya’nın ve hususen Azerbaycan’ın Rusların (veya Ermenilerin) eline geçmesinin ne anlama geleceğini biliyorlardı. Bu yüzden Enver Paşa Kafkas İslam Ordusu’nu kurup Nuri Paşa’yı Baku’yü kurtarmaya gönderirken “macera” peşinde değildi. Kafkas İslam Ordusu olmasaydı bugün Azerbaycan diye bağımsız bir ülke de olmazdı belki.

Keza Millî Mücadele kadroları da Azerbaycan ana toprağından ayrılmış olan Nahcivan’ın Ermenistan tarafından yutulmasının ne manaya geleceğini idrak edecek donanıma sahiplerdi. Moskova Antlaşması’nda -Ankara hükümetinin diretmesiyle- Nahcivan’ın “özerkliğe sahip olması ve başka bir devlete terk edilmemesi şartıyla” Azerbaycan’ın himayesine bırakılması kararlaştırılmıştır. Bu madde sayesinde Erivan’ın Nahcıvan’ı ilhak girişimleri sonuçsuz kalacaktır.

Şimdi bu tarihî gezintiyi kesip bugüne gelecek olursak Putin’in savaşta Ermenistan ve Azerbaycan’ın arasında kaldığını söylemek nahif bir yaklaşım olur. Çünkü coğrafya değişmediği müddetçe jeopolitik de değişmiyor. Bu bir. İkincisi, Rusya açısından önemli olan Karabağ’ın Azerbaycan’a veya Ermenistan’a bağlı olması değil, Azerbaycan ile Türkiye’nin (ve dolayısıyla Batı dünyasının) irtibatını kontrol altında tutabilmektir. Dolayısıyla ancak Zengezur bölgesine yönelik bir tehdit algısı Rusya için refleks kaynağıdır. (“Putin iki arada mı kaldı?”, Karar, 08/10/2020)

***

Rusya, her ne kadar Ukrayna konjonktüründe hareket alanı kısıtlanmış olsa da, kendi arka bahçesi olarak gördüğü bir bölgedeki jeopolitik dönüşüme seyirci kalabilecek bir ülke değil.

Zengezur meselesinde adım atılmasından en fazla rahatsızlık duyan güçlerin başında ise İran geliyor. Önceki gün Tahran yönetimine yakın bir gazetede Zengezur koridorunun gerçekleşmesi durumunda olacaklar hakkında şöyle bir yorum yayınlandı: “İran’ın kuzey ve kuzeybatıda Avrupa’ya ihracat ve ithalat için kullandığı rotalar Azerbaycan ve Türkiye’nin eline geçecek. (…) İran ile Ermenistan arasındaki coğrafi ilişkinin kırılmasına, İran’ın Gürcistan’a ve Karadeniz kıyısındaki Batum Limanı’na erişiminin kesilmesine yol açacak ve İran’ı jeostratejik bir ikilem içinde bırakacaktır.”

Tahran’ın son günlerde Ankara’ya rutin veya rutin dışı kanallardan mesaj üstüne mesaj verme gayreti içinde görünmesi beyhude değil. Ancak Türkiye bu konuda Tahran’ı dışlamanın söz konusu olmayacağına dair mesajlar veriyor. İran’ın “Koridor Zengezur yerine bizim topraklarımızdan geçsin” teklifi için Erdoğan “Ermenistan bu işin önünü açmazsa nereden geçecek? İran’dan geçecek” demişti. Dün Ulaştırma Bakanı da bu seçeneğin geçerli olduğunu yeniden açıklama gereği duydu.

Netice itibarıyla Türkiye ve Azerbaycan tarafı Zengezur’da atılacak adımın hiçbir ülkenin çıkarına zarar vermeyeceğini ve hatta tüm taraflara kazanım getireceğini anlatmaya devam etmek durumunda. Buna Rusya ve İran da ABD ve AB de dahil. Elbette bazıları itirazlarını sürdürecek ama şu anda Ankara ve Bakü için öncelik dünyadaki “Anti Zengezur” cepheyi daraltmak olmalı.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (63)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.