Sınırda

Lütfü Şahsuvaroğlu

Bir yazarın itirafları her zaman değerlidir. Tolstoy’un İtiraflarım kitabı 1880 yılında yasaklansa da, Hıristiyan öğretinin hükümlerini artık tartışmaya başlayan bir entelektüel dünya için her zaman değerli olmuştur. Ölümü ve hayatı sorgulamadan gerçeğine erişmek kolay olmamalıydı. Beyni zonk zonk zonklayanlardan biri için belki de meslektaşlarını kötücül, karaktersiz, ahlaksız addedebilmek pek zor olacaktı.

Siyasetçiler için itiraf edebilmek kolay bir şey değil. Liderlerinin peşine takılan insanlar ondan sürekli ‘kandırılma’ diskurları dinlemekten rahatsız olurlar.

O yüzden bir yazar kişilik bozukluklarını masaya yatırabilir, bundan gocunmaz, gocunmaması gerekir. Eysenc’in kişilik kuramına baktığımızda bunu bir daire ile gösterebiliriz. Daireyi dört eşit parçaya böleriz, sağa dışa dönüklüğü, sola içe dönüklüğü yazarız. Üst kısım nevrotik, alt kısım duygusal dengedir. Üstte alıngan kişiliğin tam karşısında canlı; huzursuzun karşısında sosyal, saldırganın karşısına da yumuşak başlılığı koyarız. Sağ tarafta dışa dönük olan aktif ve neşeli tabiatın tam zıddında ise ağırbaşlı ve sakin bir tabiat söz konusudur. Böylece on çarpı dört kişiliğe ulaşmış oluruz. Kiesler’in dairesi de benzer karşıtlıkları içerir. Onda da mesela kolay aldanan merhametli ile mağrur ve kindar karşılıklı durur. Başına buyruk ile çaresiz de…

Yazarların çizerlerin velhasıl düşünce dünyamızı zenginleştirmeye katkı sunan başta şairlerin itirafları hayırhahtır. Şairin hafakanları onu rezil etmez, bizzat ilham kaynağı olduğu gibi sanatkâr olarak cemiyette onu yüksek bir mevkie taşır.

Dördüncü kuşak psikoloji; antisosyal, kaçıngan, obsesif kompülsif bağımlı, histrionik, narsist, şizoid, şizotipal, paranoid, sınırda kişilik başlıklarıyla özetledi kırkı aşkın adlandırmayı…

Mesela antisosyal kişilik bozukluğu gelecek için tasarılar yapmama özelliğine sahipmiş. Bu anlamda kendimi biraz antisosyal addederim. Yasalara uygun toplumsal davranış biçimine de ayak uyduramazlarmış bunlar… Kaçıngan kişilikse mahcup düşeceği korkusuyla etkinliklere katılmazmış… Obsesif kompülsif asıl amacı unutarak ayrıntılarda boğulurmuş. Katı ve inatçı olurlarmış. Başkalarından akıl almadan gündelik kararlarını bile veremez bazıları, işte onlar da bağımlı bir kişilikmiş. Duygu ifadeleri çabuk değişenler var ya, işte onlar histrionikler… İlgi çekmek isterler sürekli ve gösterişe düşkündürler. Ya narsistler? Sınırsız bir başarı peşindedirler. Abartılı bir biçimde hayran olunma beklentisi içindedirler. Küstah, kendini beğenmiş davranışları ile göze batarlar. Amaçlarına erişmek için her aracı tepe tepe kullanırlar, empati yapamazlar ve hep kıskançtırlar. Şizoidler ise tek düze duygusallığa sahiptirler. Kuşkuculuk arttıkça şizotipal olmaya başlarız. Gaiplerden bir ses duyarsanız, işte bu belirtilere örnektir. Aşırı bir sosyal kaygı taşır şizotipaller. Ya paranoidler? Onlar hep kendisine kuyu kazanların olduğundan şikayet ederler. Dostlarından, yakınlarından sürekli güvensizlik duygusu içindedirler. Masum sözlerden bile aşağılayıcı anlamlar çıkarırlar. Kindardırlar. İtibarına sürekli saldırı olduğu kanaati hakimdir hep. En sonuncu ‘sınırda’kiler. İntihara kadar giderler, ya da lider iseler topyekün ülkelerini intihara sürükleyebilirler. İdealize etme ile değersizleştirme arasında gel-gitleri vardır. Öfkelerini kontrol etmede zorlanırlar. Kronik bir boşluk duygusu içindedirler. Boş boş bakarlar, anlamsız ifadesiz yüze sahiptirler. Dramatik bir eylem kuramının artık mütemmimidirler. Rol sürekli değişir, fakat gelgitleri değişmez.

Şüphesiz kendimize bile itiraf edemeyeceğimiz bu kişilik bozuklukları ve/veya tanımları tedavi edilebilir şeylerdir. Yeter ki, gün eksilmesin penceremizden. Yeter ki suya doğru bakabilelim. Suyun sesini, rengini, anlatmak istediklerini anlayabilelim. O zaman su bizi tedavi edebilir.

İnsan şair tabiatıyla bütün bu ekstremlerde dolaşabilir, sonunda edebiyatın içinde zihinsel ve matematiksel veçheleriyle kavramsal bir inşanın kime ne zararı var?

Siyasilerin bu kişilik bozuklukları ve/veya tanımlamaları içinde yer almamaları eşyanın tabiatına aykırı. Sonuçta neye layıksanız onunla idare olunursunuz ilahi hükmüne kim karşı çıkabilir ki?

Bu birinci eksen psikoloji bulgularını bir kenara bırakırsak en azından sosyal psikolojimiz için yani milletin ruh selameti için siyasilerden hiç olmazsa negatif yaklaşımları bertaraf edebilecek bir asgari müşterek bekleyebiliriz, ne dersiniz?

Theodore Millon, Seth Grossman, Carrie millon, Sarah Meagher ve Rowena Ramnath bugünün kişilik bozukluklarını ayrıntılı olarak incelediler ve vakalarla da destekleyen çözümlemeler ortaya koydular. Erol Güngör Hocamızın İslâm Tasavvufun Meseleleri kitabındaki en önemli bahis William James’in vecd psikolojisi yorumlarıydı. James’in, Freud’ün, Adler’in yapıp ettiklerini ileri götürmek için bilim insanları, insanı yorumlamayı sürdürüyorlar.

Günümüz siyasilerine Birincil Kuşak kişilik bozuklukları üzerinde fazla durmadan, yani onları yıpratmadan negativizm üzerinden bir çıkarsama yaparak diyorum ki; belirtiler pek hayra alamet değil. Kendinize gelin!

Negativist kişiliğin pek çok çeşidi vardır. Dolambaçlı negativist bağımlı özellikler taşır ve başkalarının yoluna gizli gizli taş koyar. Yıpratıcı negativistlerin sadist kişilikle ortak özellikleri vardır; başkalarına çok daha açıkça düşmancıl ve adi tavırlar sergiler. Hoşnutsuz negativist, negativist özellikleri depresif özelliklerle birleştirir; bu kişiler sürekli sızlanırlar. Salınan negativistler ise sınırda kişiliğin özelliklerini taşırlar; duygu ve tutumları sık sık değişir.”

Theodore Millon ve ark. Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları, çev. Elif Okan Gezmiş, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2020, s725.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.