2002 - 2011 dönemi para politikasıyla hesaplaşmak

Mehmet Ali Verçin

Türkiye’nin dış borcu 450 milyar dolardır. Bunun 420 Milyar Dolarlık kısmı faizli, yaklaşık 30 milyar dolarlık ülke swapı ve IMF parası da, ya faizsiz ya da faiz oranı yok denecek kadar düşüktür.
Türkiye, bu dış borçlar için, 2022-2026 döneminde, yani beş yılda, tahminen, yurtdışına en az [20+25+30+35+40]= 150 Milyar Dolar faiz ödeyecek. Varsa bu rakamlara itirazı olan kamu yetkilisi, buyursun…

Bu dönem içinde Türkiye’nin, dış borç faizi hariç hiç cari açık vermediğini varsayalım; bu durumda, Türkiye’nin dış borcu [450+150=] 600 Milyar dolara çıkar.

GSYH’sı en çok 900 Milyar dolara çıkabilecek bir ülkenin bu düzeyde borçlanması “mümkün ve muhtemel” değildir.

Kaldı ki iktisadi düzenimiz dış borçsuz ayakta duramadığı için dış borçların artmaya devam edeceği de kesindir; tabi, kredi verecek “birileri” bulunursa.

Dünyada hiçbir kredi komitesi, borç yapısı bu kadar çarpık ve kalitesiz bir ülkeye kredi verme kararının altına kolay kolay imza atamaz.

Batma ihtimali olsa da faizi çok yüksek olduğu için reyting notu “çöp” seviyesinde olan Türkiye’ye, belki maceraperest “çöp fon” sahipleri kredi verebilir.

Açıkça söylüyorum, böyle gitmez; ısrar edilirse iflas kaçınılmaz olur.

Şimdiye kadar hükümete yönelik böyle pek çok uyarımız oldu fakat bu uyarılarımız kanıksandı ve artık hiç ilginç gelmiyor.

Ne yapmalı?

2002 – 2011 DÖNEMİ PARA POLİTİKALARINA ÖZLEM

Acaba muhalif iktisatçılar ve muhalefet partileri cari açık ve dış borç konusunda ne düşünüyorlar; bir çözüm önerileri var mı?

Cari açık ve dış borçların döndürülmesini temel bir sorun alanı olarak mı görüyorlar yoksa ikincil derecede sıradan ve çok kolay çözülecek bir olgu olarak mı görüyorlar?

Sorun: Cari açığın kalıcı ve sürekli hale gelmesi, dış borçları ve dış borçlara ödenen faizleri hem mutlak değer hem de oransal olarak artırıyor.

Ardışık bir etki olarak da, ülke ekonomisi devalüasyon-enflasyon-yüksek faiz döngüsünde sürekli olarak istikrarsızlaşıyor.

Muhalif analistler, çözüm için basitçe, “eğer doğru bir siyasi yapı iktidara gelir ve liyakatli bürokratlar atanırsa; bu bürokratların uygulayacakları akılcı ve öngörülebilir para politikaları sayesinde yabancı yatırımcılar Türkiye’ye para yağdırır” diyorlar.

“Yağacak Para” sayesinde de TCMB’nin rezervleri artar, sonra da… ülke cennete döner.
Muhalif söylemleri irdeleyelim.

1) Muhaliflerin ima ettiği “yabancı yatırımcı” denilen zümre, en uzun vadeli yatırımları bir yılı geçmeyen sıcak para sahibi “finansal maceraperestler”dir.

2) Akılcı para politikasıyla ima edilen olgu, faizlerin negatif seviyeden pozitif seviyeye yükseltilmesi sürecine tanımlıyor.

Mesela muhalifler bugün göreve gelse, TCMB gösterge faiz oranlarını artırmayı ve bu artışların etkisiyle de enflasyonu tedrici olarak düşürmeyi planlıyorlar. Bu sayede, bir süre sonra, iki oranın birbirine yakınsayacağını; bunun da “yabancı yatırımcılar”ı ikna edeceğini düşünüyorlar.

3) Geçen hafta, Hazine 3 yıl kira sertifikasıyla borçlandı, bu işlemin yıllık maliyeti %10’u aştı. Hazinenin daha önce ihraç ettiği tahviller de, ikinci elde %11 civarında faizlerle el değiştiriyor. İşte, yabancı yatırımcı denilen sıcak para sahibi “finansal maceraperestler”, bu %11 getiriyi ve vadesini beğenmeyip kısa vadede daha garantili para kazanmak isteyen açgözlü zümrelerdir; muhalif analistler de, bu zümrelerin “bilhassa” açgözlülüğüne güveniyor.

Diyelim ki bu arkadaşların muradı gerçekleşti ve Hazine reel faiz verebileceği bir düzenek oluşturdu. Bu sayede yabancı maceraperest yatırımcılar da, yüksek para kazanma hırsıyla 50 milyar dolar getirip TL’ye çevirdi ve hazine tahvili satın aldı; bunun ekonomiye etkisi ne olabilir?

Ülkeye 50 milyar dolar girdiği zaman, öncelikle döviz fiyatları düşer; düşen döviz fiyatları sayesinde de ithal ürünlerin fiyatları düşer.

Faizler yükseldiği için toplam talep, kurlar düştüğü için de ithal ürün fiyatlarının düşmesi, enflasyon oranını kesin olarak düşürür.

Zaten bütçe açığı sorun değil.

Muhalif analistler, “ekonomide istikrarlı ve öngörülebilir bir yönetim oluşturup, 2002-2011 yılında yapılanlar yapılırsa, beklenen “başarı hikâyesi” tekrarlanır, diyorlar, mealen.

Fakat biz bu yabancı yatırımcı denilen “finansal maceraperestler tarafından ütülerek iyileşme” filmini defalarca deneyimledik. Öyle kötü bir durumdayız ki, tekrar “ütülme talebimize”, artık dönüp bakmıyorlar ve muhtemelen daha ileri talepleri olacaktır.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.