F. Bahçe, Alanya, G. Saray, Beşiktaş... Peki ya yarın?..

Mehmet Atalay

Süper Lig’de yeni ve son lider Beşiktaş. Hani, kulübü çok zor şartlarda alan ve bir taraftan gelirsiz giderli bütçesini idare etmeye çalışırken, futbolcululara da ödeme yapmak zorunda kalan ama sezon başındaki kötü sonuçlar sebebiyle istifaya çağrılan Ahmet Nur Çebi’nin Başkanı olduğu Beşiktaş.

Gittiği her takımda başarılı olan, devamlılık gösteremediği için eleştirilen, taraftarın büyük desteği ve Çebi yönetimin kararlılığıyla göreve gelen Sergen Yalçın’ın, sezonbaşı tökezlemesinden sonra tartışıldığı Beşiktaş...

***

Halbuki lig başındaki müthiş F.Bahçe’ye, “Galiba bu sezonun şampiyonu” denilirken şimdi hocası da, kadrosu da itibarsızlaştırılıyor.

Yine, lig başlangıcını iyi yapamayan, sonradan toparlanıp geçen haftayı zirvede tamamlayan G.Saray’ın liderlikten inişinden sonraki değerlendirmeler de, çarpık sisteminin ürünü olsa gerek....

***

Keza kadrosu yerden yere vurulan ama düşe kalka da olsa üstüste galibiyetlerle dipten yukarılara doğru tırmanışa geçen Trabzonspor da eleştirilerden nasibini fazlasıyla aldı...

Geçen yılın şampiyonu ve Avrupa’daki en ve tek başarılı takımı Başakşehir’in de her zaferden sonra yaşanan hezimet sendromuna tutulması, futbolun içinde her zaman var olan gerçekler...

Peki son 2 yılın hem transferde, hem de başarıdaki flaş takımı ligin de en uzun süre zirvesinde kalan Alanyaspor’un, haftalarca kazanamayıp unvanını kaybetmesine ne demeli?

Çünkü bunlar, futbolun içinde hep vardır ve gayet de normaldir.

***

Önemli olan varolan durumu kanıksamak ve rakiplerin, daha az bütçeli, küçümsenen ekiplerin liderlik hakkı olabileceğini hazmedebilmek.

İşte bunlar futbolun, sporun her alanının doğal bir sonucu.

Şampiyonluk hiç kimsenin tekelinde olmadığı gibi, hiç bir Anadolu kulübü de bu ve bütün liglerin figüranı asla değildir...

Her takım, her sezon, her ligde devleşebilir, şampiyon olabilir, kupalar kazanabilir, pek çok yıldızıyla parlayabilir ve dünyanın her takımına oyuncu gönderebilir...

***

Bütün bu gelişmeleri, futbolun-sporun kendi dinamikleri içinde düşünmek gerekiyor...

Kimbilir lig sonunda kim ipi göğüsleyecek, hangi takımlar hayalkırıklığı yaşayacak, hiç hesapta olmayan ekiple de küme düşecek...

O sebeple de kavgaya, gürültüye patırtıya, zafer sarhoşluğuna hiç gerek yok.

Tam kazanırken kaybedebiliyor, kaybettim derken kurtulabiliyorsun...

Uzun ince bir yolda, diken de gül de sizin içindir...

O zaman gerçeklere döneceğiz ve “başarıya giden her yol mübahtır” anlayışından kurtulacağız. Sporun olmazsa olmaz ilkelerine sımsıkı sarılacağız...

***

Spor, uzun soluklu bir yoldur, bol sabır gerekir...

Sonunda; eza vardır, cefa vardır, fedakârlık vardır, alın teri vardır...

Galibiyetiyle mağlubiyeti, zaferle hezimeti iç içedir...

Rezaletin de felaketin de sızabildiği bir alandır ama sonu, hep başarıdır, alkıştır, kupadır, madalyadır, kürsüdür, ödüldür, prestijdir, paradır...

Ruhuna uygun davranırsanız ve fairplay’i içinize iyice sindirirseniz, kaybedeni yoktur, kazananı çoktur...

***

Burada herkese ekmek var, sadece sıranı bekleyeceksin ve hakkına razı olacaksın. “Hep bana” bencilliği yerine, “Hakedene” diyeceksin, kardeşlik hukukuna riayet, rekabet anlayışına dikkat edeceksin...

Başkalarının da kazanma hakkına saygı duyacaksın. Takdir edilmek için önce takdir edileceksin.

Sevilmek istiyorsan, sevmeyi bileceksin... Saygınlığa talipsen, saygılı olacaksın. Emeğinin karşılığını almak istiyorsan, başkalarının emeğine de saygılı olacaksın.

Alkışlanmayı bekliyorsan, başkalarını da alkışlayabileceksin...

***

Biz yazmaktan bıktık ama ilgililer, görüntü yapmaktan bıkmadı. Önemini bildiğimiz ve çözüm için anahtar olduğuna inandığımız için ısrarla yazıyor, konuşuyoruz.

Spor Kulüpleri Yasası çıksaydı, hiçbir kulüp, bu değerlerden uzaklaşıp popülist davranmayacak, taraftarın gazına gelerek veya taraftarını gaza getirmek için böylesine borç batağına saplanmayacaktı...

Başkan ve yöneticiler, borçlandırdıkları her kuruştan, re’sen ve müteselsilen sorumlu olacaktı...

Paraları kendi şirketlerinden, borçları baba servetinden ödemek zorunda kalacak, yoksa hapsi boylayacaktı...

Böyle bir kanun olsaydı, zaten caydırıcı olacak, hiç kimse savurganlık yapmayacak, kulübünü iflasın eşiğine getiremeyecekti...

Tabii ki de devleti de zarara uğratamayacak, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyemeyecekti...

Kulübü batarken kendileri zenginleşen simsar başkan, yönetici, hoca ve menacerler, ortalıkta dolaşamayacak, Türk sporu bu kadar kirlenmeyecekti...

***

Bütün bunlardan ders alarak kanunlarımızı daha fazla gecikmeden çıkarmalı, bunları adil bir şekilde uygulayacak yürekli kadroları devreye sokmak gerekli.

Yeni bir Türkiye inşa etmek ‘temiz toplum, temiz spor’u gerçekleştirmek zorundayız...

Bakanlığın hücrelerinden kurumların göbeğine, federasyonların odağından kulüplerin kucağına kadar, hakemlik müessesesinden antrenörlük mesleğine kadar, futbolcuların transfer ücretlerinden sporcuların ödüllerine kadar her alanı kontrol etmek devletin ve ilgili kurumların en önemli vazifesi haline gelmeli...

Şikeyle mücadeleden dopingle savaşa... Irkçılığı yok etmeye... Sporu haraca ve rüşvete bağlayan sistemi yerlebir etmeye kadar, her şeyi kapsama alanına almak vazgeçilmez bir vazife haline gelmiştir...

***

Sporun bir dokunulmazlık alanı var... Bundan yararlanmak isteyeceklere asla fırsat verilmemeli...

Sporu çıkarı için kullanan yöneticiler, kara parasını aklamak isteyen kötü niyetliler, kirli emellerine alet etmek isteyenlere, futbolcuları haraca bağlayan mafya tipliler ve dini sömürme aracı olarak kullanan ve sporculara sülük gibi yapışan cemaat görüntülü terör örgütleri artık spordan sökülüp atılmalıdır...

Bunlara destek olan veya alet olan, göz yuman tüm insanlar da etkisiz hale getirilmelidir...

Sporumuzun daha fazla sömürülmesine, teröre alet edilmesine ve kirletilmesine müsaade edilmemelidir...

***

Bu pandemi sürecinin her alanı nasıl sarstığını ve en çok da. sporu nasıl etkilediğini hepimiz görüyor, yaşıyoruz.

Bunu fırsata çevirmenin en güzel yolu, bu süreçten yararlanıp bütün kulüplerimizi, camialarıyla birlikte yarınlara hazırlamak ve gerçekle tanıştırmaktır.

Bunu başarırsak da artık popülist politikalara esir olmaktan ve defolu transferler yüzünden Avrupalı’nın “çöp bidonu” yakıştırmasından kurtulabilir, başarıyı kendi gençlik ordumuz ve barış ortamımızla yakalayabiliriz.

Esasen başka çaremiz de yok...

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.