2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde ‘hukukun üstünlüğü’nün esas alındığı, daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye hayali kurmuştuk. Bugün geldiğimiz noktayı görünce, ‘meğer ne boş hayaller kumuşuz’ demekten kendimizi alamıyoruz.
İnanıyorum ki halen AK Parti yönetiminde yer alan vicdan sahibi insanlar da bu partiye gönül veren milyonlar da yaşanan hukuksuzlukları aynı şekilde acı bir tebessümle izliyorlardır.
Çünkü 28 Şubat’ın karanlık günlerinde yaşanan hukuksuzlukların, üniversite kapılarında başörtülü öğrenciler için kurulan ‘ikna odaları’nın tanığı olan milyonlar, demokratik bir Türkiye’nin hayaliyle AK Parti iktidarına gönül vermişlerdi.
Ama ne yazık ki bugün hukukun, siyaset mühendisliğine kurban edildiği ve toplumun adalete hasret bırakıldığı bir Türkiye ile karşı karşıyayız.
Önümüzde gerçekten dramatik bir tablo var. Hukukun üzerine çöken koyu siyaset gölgesi yüzünden, toplumda adalete olan güven duygusu yüzde 20’lere düşmüş durumda. Yolu bir şekilde mahkemeye düşen insanlar, hukukun düzgün işleyeceğinden ve adaletin terazisinin doğru tartacağından emin değiller. Bundan daha acıklı bir Türkiye fotoğrafı olabilir mi?
Tam bir yıl önce bir siyaset mühendisliği operasyonuyla tutuklanıp hapse atılan 16 milyonluk şehrin özgür iradesiyle seçtiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılanmasına Silivri’de başlandı.
Sansasyonel bir şekilde başlaya siyasi dosyanın yargılama safhası da ne yazık ki ağır bir gerilim atmosferinde başladı ve öyle devam ediyor. Davanın ilk duruşması, daha başında yaşanan hitap tartışması yüzünden zihinlerde yeni soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Mahkeme başkanının Ekrem İmamoğlu için “sanık Ekrem” ifadesini kullanması salonda tepkiye yol açtı. Avukatlar ve diğer sanıkların yoğun itirazları üzerine üslubunu değiştiren başkanın, ilerleyen bölümde İmamoğlu’na “siz” ve “Ekrem Bey” diye hitap etmesi dikkat çekti.
Keşke hukuku böylesine gerilimlerle yormasak… Doğrusu davanın ilk gününde yaşananları görünce, içimde adalete olan güvenin bir kez daha sarsıldığını hissediyorum.
Galiba perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş… Zira son günlerde, İmamoğlu’na yapılan ziyaretlere kısıtlama getirilerek bir bakıma hapiste sessizliğe mahkum edilmişti. Hukuk adabına pek uymayan bu görüntü karşısında insan ister istemez, ‘acaba bu dava süresince hukuktan ziyade, siyaset gölgesini mi tartışacağız’ şeklinde bir endişeye kapılıyor.
Yıllar önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hapse girdiğinde, Pınarhisar cezaevinde ziyaretine gitmiştim. İnsanlar akın akın Erdoğan’ı ziyarete geliyordu, o günlerde hiçbir yetkili bu ziyaretlere kısıtlama getirmeyi düşünmemişti.
Elli yıla yakındır yaşadığım gazetecilik tecrübesinin bana öğrettiği bir tek geçek var; bu ülkede özellikle bir siyasi lidere yönelik milletin teveccühünü ne darbeler ne cuntacılar ne de iktidarlar önleyebilmiştir. Bunun en önemli kanıtı Tayyip Erdoğan’dır. Ona karşı yapılan bütün itibarsızlaştırma kampanyaları, onu milletin gönlünde daha da büyütmüş ve de efsaneleştirmiştir.
Bu çerçevede, 2002 seçimlerinden hatırladığım bir fotoğrafın altını özellikle çizmek isterim. Seçim kampanyalarının en sıcak günlerinde bir televizyon muhabiri Anadolu’da yaşlı bir teyzeye mikrofon uzatarak, “Teyze kime oy vereceksin” diye soruyor, cevap aynen şöyle: “Evladım adı Talip miymiş, neymiş ona vereceğim…” O teyze, Tayyip Erdoğan’ın adını bile bilmiyordu ama onun bir efsane olduğunu yüreğinde hissediyordu.
Şimdi tarih tekerrür ediyor, Ekrem İmamoğlu’na yapılan itibarsızlaştırma kampanyalarının dozu arttıkça, efsane olma katsayısı da o oranda artıyor.
Nasıl bir ülke ki burası, tarihten bir kez olsun ders almayı denemeden aynı yanlışları yeniden yeniden yaşamak zorunda kalıyoruz. Siyasi rekabeti mahkeme kapılarına düşürmeden, normal demokratik ülkelerde olduğu gibi yapamaz mıyız Allah aşkına… İlla muhaliflerimizin nefesini keserek saf dışı bırakmak zorunda mıyız?
Memleket bunca ekonomik krizin ve yoksulluğun içinde çırpınırken, üstelik de etrafımızdaki ateş çemberi büyürken işi gücü bırakıp, bütün enerjimizi ‘siyaset mühendisliği’ projelerinde harcamak, memleketin hangi sorununa çare olabilir ki…
Maalesef AK Parti iktidarı, yola çıkarken ortaya koyduğu kendi ilkelerini bile yok sayarak kendisine de memlekete de fayda getirmeyecek bir istikamette yürümeye, hukuku yormaya devam ediyor. Görünen o ki bu yanlıştan dönmeye de hiç niyeti yok…