İnsan sadece bir gün yaşıyor ölüm baki kalıyor…

Mehmet Ocaktan

Bazen hayatı fazla ciddiye alıyoruz ve sanki ebediyyen yaşayacakmışız gibi hayaller kuruyoruz, planlar yapıyoruz, makam ve akçeli işler gönlümüzü çeliyor. Ve bir gün ölüm kapımızı çalınca bütün planlarımız yarıda kalıyor…

Hayatımızın bütününü düşündüğümüzde galiba insan sadece bir gün yaşıyor ama ölüm hep baki kalıyor. Bugün büyük deprem felaketinde binlerce insanımızı kaybettik, hala enkazların altından gelecek sesleri umutla bekliyoruz.

Böyle zamanlarda hayatın ritmi başka türlü atıyor, okuduğunuz şiirler, dinlediğiniz müzikler sanki ölüme ayarlı hale geliyor. Ne zaman bir yakınımı kaybetsem, ya da bütün bir toplum olarak yaşadığımız acılarla gamlansam, Hacı Bayram Veli’nin şu ilahisini mırıldanmak kalbime iyi geliyor.

/Noldu bu gönlüm, noldu bu gönlüm
Derd-ü gamla doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu
gönlüm/

Kalbimdeki derin bir sesi harekete geçiriyor bu ilahi, bu ses harikadır, sanki ölüme ‘evet’ der gibi bütün kaygılar dağılır, kelimeler pırıl pırıldır kaderin çekici altında… Artık gergin ruhum sonsuzlukla ferahlar, can yakıcı acılar çok uzaklarda kalmıştır. Tıpkı Kleist’in Homburg’unun ölümden önceki mısraları gibi…

/Şimdi hepten benimsin ey ölümsüzlük!
Gözlerimin bağından ışıldıyorsun bana
Bin kat güneşlerin parlaklığını!
Kanatlarım büyüyor iki omuzumda,
Sessiz göklerde ruhum uçuyor;
Ve aynı bir gemi gibi, rüzgarın nefesiyle kaçırılmış./

Ölüm teması aslında çok eski çağlardan bu yana şiirlerde ve müzik eserlerinde karşımıza çıkmaktadır. Tarihi kaynaklara göre ilk defa etrüsk mezarlarında gözlemlenen iskeletlerin dansı ve ölümün insanların kulağına çaldığı keman tasvirleri özellikle Orta Çağ Avrupası’nda oldukça yaygındı. 15. yüzyılda St. Paul Katedrali’nin freskleri bu imgelerle resmedilmiş ve şair Lydgate 1559’da yayımlanan Kraliçe Elizabeth’in Dua Kitabı’nda yer alan mezmûrlarda ölümün dansına sıklıkla yer vermiştir. Tarihte Hans Holbein’in 1538’de yaptığı Ölümün Dansı eseri de dahil olmak üzere benzer birçok örnek görmek mümkündür.

Mesela Franz Liszt , özellikle Totentanz (ölümün dansı) ile hayranlık duyan bir müzisyendi. Aynı şekilde Richard Strauss’un “Metamorphosen”i sanat hayatı ve ölümü hakkındadır. Sergei Rachmaninov, “The İsle Of Dead” (Ölüler Adası) eserinde ve Mahler de 4. Senfonisinde ölüm temasını işlemişlerdir.

Ve tabii ki ölümlerle içimize çöken hüznü en güzel tarif eden Yahya Kemal’in o muhteşem “Sessiz Gemi” şiiri…

/Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar
bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce
alır yol;
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son
gemidir bu!
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok
seferinden./

Bu arada ünlü müzisyen Freddie Mercury’nin “Bohemian Rhapsody” şarkısındaki adeta bu dünyaya veda niteliği taşıyan şu dizeleri de bir yere not etmekte yarar var.

/Haydan gelen huya gider
Beni bırakacak mısın
Bismillah! Hayır, gitmene izin vermeyeceğiz, bırak gitsin
Bismillah! Gitmene izin vermeyeceğiz, bırak gitsin
Bismillah! Gitmene izin vermeyeceğiz, bırak gideyim
Gitmene izin vermeyeceğim, bırak gideyim./

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (23)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.