İzniniz olursa biz ‘kurtlu bulgur’ yemeyelim!

Mehmet Ocaktan

Normal demokratik ülkelerde özgür bireyler akıl ve iradelerini kullanarak iktidarların icraatlarına göre tercihte bulunurlar ve doğal olarak seçilmişlerin kaderi de bu tercihlere göre belirlenir. Kaybedenler gider, kazananlar gelir… En önemlisi de, kuvvetler ayrılığı, denge-denetleme prensipleri esasına dayanan demokratik sistemlerde seçmen aynı zamanda çok önemli bir denetim mekanizmasıdır.

Anayasa metninde yer alan “kuvvetler ayrılığı” gibi yasal denetleme mekanizmaları, eğer sivil toplum ve medya tarafından yeterince denetlenemiyorsa, o sistemin zaman içinde yozlaşması, hatta yönetim erkinin diktatoryal heveslere kapılması kaçınılmaz hale gelebilir.

Mesela sivil muhalefet zaafının yaşandığı, medyanın denetleyici vasfını kaybettiği Macaristan, Polonya ve Çekya gibi Avrupa demokrasilerinde de otoriter iştahları kabaran liderlerin kötü demokrasi örnekleri sergilediklerini görmek mümkün.

Ama bütün unsurlarıyla işleyen bir demokrasinin hakim olduğu hiçbir ülkede insanların “Klise ve din adamları iktidarın icraatlarına nasıl bakıyor, acaba hatalarını eleştirirsek dini kazanımlarımızı kaybeder miyiz?” benzeri endişelerle ülkeyi yönetenlerin yolsuzluklarını, hukuksuzluklarını, insan hakları ihlallerini görmezden gelmeyi tercih ettikleri görülmemiştir.

Ancak demokrasi kültürünün ve sivil muhalefet anlayışının yeterince olgunlaşmadığı Türkiye ve benzer İslam ülkelerinde iktidar değişimlerinin, modern demokrasilerle aynı dalga boyutunda gerçekleştiğini söylemek ne yazık ki pek mümkün değildir.

Çünkü bu ülkelerde toplumsal davranışları ve siyaseti kurumlar ve kurallar değil, “itaat” anlayışı şekillendirmektedir. Ve ne yazık ki bu zihniyet iklimi, siyasi iktidarların din üzerinden güç temin etmelerine ve meşruiyetlerini bu yolla tahkim etmelerine imkan tanımaktadır.

Maalesef bugün Türkiye’de yaşanan yozlaşma ve ahlaki çürüme bir takım fetvalar ve dini argümanlarla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Eğer bugün modern bir demokraside yaşıyor olsaydık, yolsuzlukların, hukuksuzlukların, liyakatsizliklerin ayyuka çıktığı bir ortamda iktidar sivil muhalefetin tepkileri karşısında geri adım atmak zorunda kalırdı. Talihsizlik o ki Türkiye’de sivil muhalefet olmadığı gibi, iktidarı sınırlayacak denetim mekanizmaları da bulunmamaktadır.

Haliyle böyle bir ortamda iktidarın günahlarını örten, koruyup-kollayan bir takım fetvacılar ve hocalar bütün bir ülkenin kaderi üzerinde belirleyici rol oynayabilmektedirler.

Bunun en bariz örneği, son günlerde ülkenin gündemini işgal eden değerli İslam alimi Hayrettin Karaman Hoca’nın iktidar fetvalarıdır. Hayrettin Hoca Yeni Şafak’taki son yazısında, yolsuzluklar üzerinden AK Parti iktidarını eleştirenleri “Yolsuzluk yirmi yıldan beri değil, bin yıldan fazladır var!” sözleriyle uyarıyor ve dindar-muhafazakar kesimleri “kurtlu bulgur” yemeye talim etmelerini öğütleyerek aynen şöyle diyor:

-Daha fazlasının peşinde koşarken elde edilmiş kazanımları kaybetme hesapsızlığından sakınılmalı.

-Kurtlu bulguru yemeyince açlıktan öleceksem daha temizini buluncaya kadar yerdim. Hayatta kalınca da temizlemek için elimden geleni yapardım. Yaparken de iyi olanı da görür “Bu iyi”, kötü olanı da görür “Bu kötü” derdim. Bunu derken de uygun üslup, zaman ve mekânı seçerdim.

Doğrusu Hayrettin Hoca gibi saygın bir alimin siyaset kavgalarıyla birlikte anılır hale gelmesi galiba hepimiz açısından büyük bir talihsizlik. Ama yapılacak bir şey yok, zira bu Hoca’nın kendi özgür iradesiyle yaptığı tercih… Ne yazık ki böyle bir durumda, bunca yolsuzluğa, hukuksuzluğa rağmen “kurtlu bulgur” yemekte ısrar edenler için elimizden bir şey gelmez, ne diyelim afiyet olsun!

Ayrıca kimin nasıl bir iktidar hayali kurduğu beni zerrece ilgilendirmiyor. “Aman bu iktidarı kaybetmeyelim” anlayışı üzerine bina edilen fetvalardan da anlaşılıyor ki bu zihniyet yapısı, bize dinin siyasi iktidar kavgasında araç olarak kullanılabileceğini önermektedir. Oysa ben dinin araçsallaştırılmasına da, insanların iktidar uğruna Allah’la adatılmasına da şiddetle itiraz ediyorum. Dahası dine dayanan bir devletin olamayacağı, ayrıca dinin de böyle bir talebinin olmadığı kanaatindeyim.

Eğer meseleye böyle bakmayı başarabilirsek, siyasetçiler de din pazarlamacılığı üzerinden iktidar hesapları yapmaya cesaret edemeyeceklerdir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (183)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.