Otoriterlik Müslüman toplumların kaderi mi?

Mehmet Ocaktan

Tarihin ilk dönemlerinden bu yana hemen bütün toplumlarda farklı despotik yapılardan eli kanlı diktatörlüklere kadar pek çok tecrübe yaşanmış ve yüz yıllar içinde insanlık belli merhalelerden geçerek hukuk temeline dayalı daha demokratik yapılara kavuşmuştur.

Kuşkusuz Müslüman toplumlar da tarihin döngüsü içinde benzer tecrübeler yaşamışlar, kendi medeniyet havzaları içinde belli dönemlerde başka medeniyetlerle mukayese edilebilecek düzeyde bir yönetim kalitesine sahip olmuşlar, matematik, fizik, astronomi ve filozofik alanda kayda değer eserler ortaya koymuşlardır.

Ancak bu medeniyet baharı 11. Yüzyılla birlikte dinamizmini kaybetmiş ve giderek kendini tekrar etmeye başlamıştır. Doğal olarak kayıp yılların sayısı çoğaldıkça Müslüman toplumlar hem daha çok kendi içine kapanmış, hem de Batı’da yaşanan bilimsel ve teknolojik devrimlere geç kalmışlardır.

Robert R. Reilly’nin “Müslüman Aklının Müherlenişinin Hikayesi” kitabında belirttiği gibi eğer Gazali yerine İbn-i Rüşd’ün fikirleri kabul görseydi belki de Müslüman aklı mühürlenmeyecekti. Maalesef Hassan Hanafi’nin de altını çizdiği gibi Gazali’nin aklı ve rasyonaliteyi eleştiren bilinmezci Eşari tutumunun siyaset anlamında tarih boyunca tüm hükümdarlara inanılmaz kolaylıklar sağlamıştır.

Reilly’nin kitabında Fazlurrahman’dan aktardığı şu ifadeler, aklı reddeden Müslüman dünyanın otoriter bir zihniyete nasıl evrildiğini çok net olarak göstermektedir: “10. Abbasi Halifesi Mütevekkil’in Aristocu Doktrini reddetmesi Eşariliğin yeni argümanlar kazanmasına neden oldu. Atomik teori güçlendi. Doğal nedensellik inkar edildi. Ve İslam, aklı bütünüyle reddeden adeta devasa bir dogmaya çevrildi. Kalp İlmi, Keşif, İlham ve Keramet gibi bir takım metafizik terimler icat edildi. Vahiyler bu terimler aracılığı ile eğilip büküldü. Kısaca Eşari’lik kendi uydurduğu teoloji aracılığı ile gerçekliği reddetmiştir.”

Kabul etmek gerekiyor ki Müslüman dünya aklı ve bilimi esas alan bir yaklaşımı kaybettiği için bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sadece bir müşterisi olarak kalmış, kendi toplumlarını güven içinde yaşatacak bir ‘hukuk devleti’ de inşa edememişlerdir.

Çünkü Müslüman dünyanın zihin kodları hala ‘halifelik hayali’ne irtibatlı olarak işlemektedir. Bu anlayışa göre Batı dünyası sapkınlık içindedir, bunun sebebi de materyalizmdir. Batı’nın bu sapkınlıktan kurtulabilmesi için Müslümanların ‘cihat’ düşüncesine bağlı kalarak halifeliğin yeniden tesis edilmesi elzemdir.

Daha da vahim olanı, Müslüman dünyadaki İslamcı aydınların İslam’ı ideolojiye indirgemeleridir. Mesela Mevdudi gibi selefi aydınlar “İslam aslında sosyal hayata ve sosyal düzene alternatif sunan bir ideolojidir, cihat da İslamcının devrimidir” benzeri safsatalarla Müslüman zihinleri zehirlemişlerdir.

Bu öylesine bir zihinsel sapmadır ki Müslüman dünyada işlenen bütün suçlar, hatta terörist faaliyetler “kutsal dava”nın bir gereği gibi gösterilerek ne yazık ki fatura İslam’a kesilmiştir.

Çünkü, “İslam Medeniyeti seküler Batı demokrasilerinin antitezidir, İslam’ın bugünkü mücadelesi geçici değildir ve mutlak hakimiyete kadar sürecek bir savaşın başlangıcıdır, cihadın anlamı son kaleyi de alana kadar savaşmaktır, bütün kafirlerden nefret edilmelidir, demokrasi şeytan icadıdır, demokrasi bir dindir ama Allah’ın dini değildir, İslam’da demokrasi olmaz; kuranı eğip bükerek İslam’da demokrasi varmış gibi davranmayın, demokrasi şirktir ve haramdır.” (Müslüman Aklının mühürlenişinin Hikayesi)

Bugün Müslüman ülkelerin neden kendi halklarına insanca bir ekonomik refah sağlayamadığını, neden hukukun üstünlüğünü tesis ederek anayasal bir demokrasi kuramadığını ve neden hala despotik yönetimlere mahkum olduğunu anlayabilmek için yukarıda belirtilen bu zihniyet yapısının iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Düşünün ki Türkiye gibi uzun bir demokrasi tecrübesine sahip bir ülkede bile hala bu zihinsel kirliliğin ileri devam ettiği için otokratik anlayışlar siyasette prim yapabilmekte, ‘ideolojik din’ anlayışı üzerinden insanlar ifsat edilebilmektedirler.

Maalesef bugün Türk siyasetine yön veren anlayışın temel yaklaşımı da diğer Müslüman toplumlardan farklı değildir. Çünkü, neden Müslüman ülkelerin de gelişmiş ülkeler gibi bir hukuk devleti inşa edemediklerini sorgulamak yerine, içine düştükleri sefalet tablosundan ya ‘dış güçler’i sorumlu tutmakta, ya da komplo teorileriyle teselli bulmaktadırlar.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (139)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.