Graham Allison’un endişesi giderilmiş midir?

Mensur Akgün

Graham Allison Amerikalı saygın bir siyaset bilimci, son yıllarda da önemli bir kanaat önderi. Benim kuşağım onu en çok bürokratik karar verme süreçleriyle ilgili yaptığı çalışmalarıyla tanısa da son birkaç yıldır gündemde olmasının nedeni Çin konusunda ülkesini uyarmasından, dikkat edelim de tuzağa düşmeyelim demesinden kaynaklanıyor. Bir yandan 2017 yılında yayınlanan kitabını (Destined For War: Can America and China escape Thucydides Trap?) tanıtıyor, diğer yandan da aklımızı kullanalım da iki ülkeyi felakete sürükleyecek bir savaştan kaçınalım diyor.

Allison Çin’i hızla yükselen bir güç olarak tanımlıyor, 1978’de ülke nüfusunun yüzde 90’ı günde 2 doların altında yaşamaya çalışırken 2018 itibarıyla yüzde 99’unun yoksulluk sınırının üstünde gelir elde ettiğini söylüyor. İki yıl önceki TED-Talks’da Harvard’daki ofisinden gördüğü köprü tamiratının yıllarca tamamlanamamasıyla Pekin’de bir köprünün 48 saat içinde yapılışını karşılaştırıyor. Çin’in Devlet Başkanı Şi’nin 2025, 2035 ve 2049 için belirlediği hedeflere ulaşmakta zorlanmayacağına inandığını vurguluyor.

Endişesi yükselen güçlerle statükoyu koruyan güçler arasında tarih boyunca gerilimler, hepsinden önemlisi de savaşlar olması, benzerinin Amerika ile Çin arasında yaşanması. Allison, tarihte 16 durum tespit etmiş, 12’sinin savaşla sonuçlandığını görmüş. Teorik çerçevesini de eski Yunan’da önce asker ve vali sonra da tarihçi olan Thucydides’in argümanına dayandırmış. Nerdeyse 2 bin 500 yıl önce Atina’nın yükselişinden rahatsız olan Sparta’nın davranışından Realistlerin çıkarttığı dersleri çıkartmış.

Tavsiyesi, Thucydides Tuzağı olarak adlandırdığı tuzağa Amerika’nın düşmemesi, Çin ile olan sorunlarını yönetebilecek iradeyi ve gücü göstermesi. Ancak yazdıkları ve konuşmaları çok umut vadetmiyor. Bir yandan tuzağa düşmeyelim derken diğer yandan da Amerika’da var olan endişeleri, korkuları körüklüyor. Sürecin kaçınılmaz olduğunu, Çin’in sürekli daha güçlendiğini, askeri teknolojide ve başka pek çok alanda ileri adımlar attığını söylüyor.

Açıkça belirtmese de beklentisi bir tür çevreleme stratejisi, güç dengesinin Amerika lehine korunması. Ayrıca üçüncü tarafların provokasyonlarına da dikkat çekiyor. İlk dünya savaşını görece önemsiz bir sorun yüzünden, tarafların istemediği ve beklemediği bir şekilde çıktığının altını çiziyor. TED-Talks’da işaret ettiği taraf Kuzey Kore. Yakınlarda konuşmuş olsa dikkatimizi Tayvan’a çekerdi. Ama sanırım ülkesine geri adım atalım demezdi.

Zaten geçtiğimiz ay National Interest’de yayınlanan makalesinde Amerika’nın Tayvan’ı konvansiyonel güçle savunmasının çok da mümkün olmadığını, Biden Yönetimi’nin barışı en az 50 yıl daha koruyacak akılcı ve yaratıcı çözümler bulması gerektiğini yazmış. Biraz da mayınlardan ve silah sistemlerinden bahsetmiş. Tayvan’ı kendi kaderine terk edelim demiyor fakat ülkesinin Tayvan yüzünden savaşa sürüklenmesini de istemiyor.

Hafta sonundaki Biden ve Şi’nin yanlarındaki bakan ve danışmanlarıyla çevrimiçi gerçekleşen buluşması hakkında bir yorum yapmış mı diye baktığımda Allison’un görüşlerine rastlamadım. Konuştu ya da yazdıysa muhtemelen buluşmanın önemine değinmiştir, Biden Yönetimini Thucydides kadar kendi adıyla da özdeşleşen tuzağa düşmekten kaçınmak konusunda gösterdiği çaba için bir şekilde övmüştür.

Çünkü bu gerçekten önemli bir adım. Dünyanın iki büyük ve iki güçlü ülkesinin liderlerinin konuşması ortaya hiçbir somut sonuç çıkmasa da gerekli. İklimden ticarete pek çok alanda işbirliklerine ihtiyacımız var. İlişkilerini çatışmaya yol açmadan yönetebilmeliler, birbirleriyle konuşabilmeliler. Kaldı ki bir çatışma olsa bunun konvansiyonel silahlarla sınırlı kalma olasılığı da son derece sınırlı.

Nükleer bir çatışma halinde ise kazananı olmayan, kaybedeni biz de dahil tüm dünya olan bir çatışma olur. Bundan kimse kazançlı çıkmaz, herkes kaybeder. Öte yandan ne Çin mükemmel ne de Amerika. Birbirleriyle de kendi içlerinde de bizimle de sorunları olan ülkeler. Onlara Uygurlar, F-35’ler ya da herhangi bir nedenle kızabiliriz. Fakat birbirleriyle çatışmalarından sürekli kriz halinde yaşamalarından çıkar sağlayamayız.

Üç buçuk saat sürdüğü söylenen konuşmalarının basına açıklanan ve sızdırılan içerikleri dışında bir şey bilmesek de iki ülkenin iyi bir başlangıç yaptıklarını söyleyebiliriz. Bu başlangıcın ilk sonucu Amerika’nın Uygurlar üstünden yönelttiği insan hakları eleştirilerini azaltması, Çin’in de Tayvan üstündeki baskıyı hafifletmesi olacağa benzer. Şubat ayında Pekin’de yapılacak kış olimpiyatlarına ilişkin vize türü sorunların çözümünde de büyük olasılıkla ilerleme kaydedilir.

Ama siyasetin ya da tarihin sonu gelmez, iki ülke arasındaki sorunlar da kolay kolay bitmez. Amerika Çin önüne geçmesin, güçlenmesin diye çaba harcar, Çin de Amerika onu ittifak ağlarıyla çevrelemesin, hareket ve harekat alanını kısıtlamasın diye. Yine de belli ki Allison’un endişesi dikkate alınacak, sıcak bir çatışma çıkmaması için çaba harcanacak. Belki gerilimin düşmesi sayesinde Uygurlar da biraz rahata ve huzura kavuşacak…

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.