Körfezden savaş da çıkabilir, barış da…

Mensur Akgün

Cuma günü İran Devrim Muhafızları Suudi Arabistan’a giden Stena Impero adlı 30 bin tonluk bir İngiliz tankerini Hürmüz Boğazı’nda durdurarak Bandar Abbas limanına götürdü. Aynı gün Mesdar adlı bir başka Birleşik Krallık gemisi daha durduruldu. İran’ın gerekçesi gemilerin seyir kurallarını ihlal etmesi.

Ama muhtemelen asıl neden birkaç hafta önce Suriye’ye konan ambargolara aykırı şekilde petrol sevkiyatı yapacağı söylenen bir İran gemisine Cebelitarık’ta İngiliz Deniz Kuvvetleri tarafından el konulması. Daha önce de benzeri yaşanmış, İran orantısal mukabele amacıyla 11 Temmuz’da bir başka İngiliz gemisini daha durdurmak istemişti.

Ondan önce de Hürmüz Boğazı çevresinde bazı ticari gemilere karşı küçük çaplı saldırılar olmuş, bu saldırılardan İran sorumlu tutulmuştu. İran ayrıca bir ABD insansız hava aracı düşürmüş, geçtiğimiz hafta ise Amerikalılar İran’a ait bir insansız hava aracını düşürdüklerini açıklamışlardı.

Amerika’nın hava aracı düşürüldükten sonra İran’ın bazı askeri tesislerinin vurulacağı ancak verilen emrin son dakikada Başkan Trump tarafından insani gerekçelerle iptal edildiği söylenmişti. Pentagon’un İran’ı işgal planları yaptığı ve bölgeye güç kaydırmaya başladığı da basına sızdırılmıştı.

***

Doğal olarak tüm bu ve bunlara yol açan gelişmeler Türkiye de dahil pek çok devleti kaygılandırmış, AB ve Japonya arabuluculuk çabalarına girişmiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan da İran ile ABD arasında istemeleri halinde arabuluculuk yapabileceğini söylemişti. AB de şirketlerini yaptırımlardan korumak, İran’ın üstündeki baskıları hafifletmek için yeni bir takas sistemi geliştirmişti.

Sorun 2015 Temmuzunda İran, ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya ile AB tarafından imzalanan İran’ın nükleerleşme çabalarına virgül koyan Ortak Kapsamlı Eylem Planını yaşatmaktı. Çünkü ABD daha önce imzaladığı bu eylem planından yeterince güvence sağlamadığı için geçtiğimiz yıl ayrılmış, kaldırdığı yaptırımları, hatta daha da fazlasını İran’a karşı uygulamaya başlamıştı.

Trump yönetiminin bu kararı 2015 mutabakatına oldum olası karşı olan İsrail ve Suudi Arabistan liderliğindeki körfez ülkelerini çok sevindirmiş. Fakat bölgenin zaten kırılgan olan barışının, istikrarının daha da kırılgan hale gelmesine yol açmıştı. İran ABD’nin bu tek taraflı tasarrufuna karşı tepki göstermiş, geçtiğimiz günlerde de uranyum zenginleştirme çalışmalarını yeniden başlatmıştı.

2015 mutabakatının görünürdeki amacı İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemekti. Ama mutabakat aynı zamanda İran’ın dönüşmesini, güvenlik endişelerini bir kenara bırakmasını, dünya siyaset ve ekonomisine daha fazla entegre olmasını hedeflemekteydi. İran’a uygulanan ambargolar kalktıkça İran normalleşecek, çevresindekilere korku değil güven verecekti.

Ancak bu denklem Trump Yönetimi’nin akla ve mantığa sığmayan, hiçbir hukuki gerekçeyle açıklanamayacak tasarrufuyla bozuldu. AB elinden geldiğince 2015 mutabakatını hayatta tutmaya çalıştıysa da İngiltere ile İran arasında başlayan karşılıklı gemi rehin alma krizi mutabakatın yaşamasının artık mümkün olmayacağı yorumlarının yapılmasına yol açtı.

Amerika’daki pek çok düşünce kuruluşu, gazete ve dergi İran ile çıkabilecek savaşın maliyetini hesaplamaya, Trump Yönetimi’nin şahinlerini uyarmaya başladı. İran’dan da şahinler herhangi bir şekilde uzlaşmanın, 2015 mutabakatını diğer bölgesel sorunları da kapsayacak şekilde konuşmanın mümkün olmadığını vurgulayan açıklamalar yaptı.

***

Ama neyse ki kriz savaş değil, diplomasi için yeni imkanlar doğurdu. Tanker sorununun doğrudan muhatabı İngiltere Dışişleri Bakanı Hunt krizi güç kullanmak yerine diplomasiyle çözmek istediklerini açıkladı. Daha da önemlisi Amerika’dan İran’la koşulsuz görüşme çağrıları gelmeye başladı. Trump dronlarının düşürülmesini kendi başına hareket eden İranlı subaylara bağladı. Bazı Senatörler barış için inisiyatif geliştirdi.

ABD’nin tavrındaki bu yumuşama İran’da da yankısını buldu, belli ki yapılan maliyet muhasebesi de müzakerenin daha doğru bir yöntem olacağını ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Zarif müzakere çağrısında bulundu. New York Times’a konuşan eski ama hala etkili Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Trump’ın iş adamı olduğunu, onunla müzakere edilebileceğini söyledi.

Ahmedinejad’a göre sadece 2015 mutabakatını değil tüm sorunları konuşmak, daha temelli bir uzlaşmaya varmak gerek. Eğer bu gerçekleşirse, yani İran ve ABD oturup tüm sorunlarını konuşursa, 1979’dan bu yana var olan gerilim ve güvensizlik ortadan kalkacak olursa, bölge siyasetinde ve dengelerinde önemli değişikler yaşanabilir. Umut var ama çatışma da hala mümkün…

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.