Savaş gerçekten bitiyor mu?

Mensur Akgün

Trump’a güven olmaz ama Pazartesi iki farklı mecrada yaptığı açıklamalar ve sonrasındakiler İran’a karşı ortağı İsrail’le birlikte açtığı güya önleyici savaşın yakında biteceğine işaret ediyor. Trump’ın gerekçesi İran’ı yeterince yıpratmış olmaları. Bence kendilerinin yıpranmış olmasının da payı var. Ayrıca pazar günü itibarıyla petrolün varil fiyatının 120 doları görmesi, bundan yakında ara seçime gidecek Amerika’nın etkilenmiş olması da bir başka neden.

Öte yandan Başkan’ın en büyük destekçisi MAGA gurularının Amerika’nın İsrail için savaşmasından mutsuz olduğu biliniyor. Savaşın bölgeselleşme olasılığından yakın yönetim çevresinin rahatsız olmuş olması da mümkün. Florida’daki basın toplantısının Putin’le yapılan telefon görüşmesinden sonra gelmesi ve Trump’ın yakında Çin’i ziyaret edecek olması ise hepsine ek iki iyimser ihtimal. Son olarak İran’da seçilen yeni dini liderin Amerika’nın istediği vasıflara sahip olma olasılığından söz edebiliriz.

Ama gerekçesi ne olursa olsun savaşın bitmesi önemli. Çünkü çatışma giderek bizi de içine çekebilecek hale dönüşeceğe, Suriye’den Kıbrıs’a farklı kombinasyonlarıyla Türkiye’yi harekete geçmeye zorlayacağa benziyor. Bir tarafta Hizbullah Suriye’yi roketleriyle tehdit ederken diğer yanda Avrupa savunmasında kendini bir aktör olarak özellikle Almanya nezdinde hesaba kattırmak isteyen Fransa GKRY’ne amacını aşan güvenlik garantileri veriyor. Unutmayalım ki İran ya da başka bir yerden gelen füzeler de bizi etkiliyor.

Umarım savaş bitecek açıklamaları yeni bir İsrail-Amerika oyunu değildir, savaş gerçekten bir hafta 10 gün içinde biter. İran’ın nükleerleşme kapasitesi kırıldığına, askeri yetenekleri uzun süre kendisini toparlayamayacak şekilde yok edildiğine göre, uygulanan ambargolar da kalkar. Amerika-İran ilişkilerinin normalleşmesi amacıyla müzakereler başlar. Türkiye başta olmak üzere bu çatışmadan doğrudan etkilenen tüm ülkeler Trump’ın bu son açıklamalarını diplomatik fırsata çevirmek için çaba harcar.

Doğrusunu isterseniz Trump’a ya da Amerika’ya güvenmememe rağmen ben umutluyum. Çünkü belli ki askeri ve siyasi hedeflerine büyük ölçüde ulaştıklarına inanıyorlar. Bölge ülkelerinin ve Kürtler gibi aktörlerin savaşa müdahil olup İsrail açısından, dolayısıyla da Amerika için en iyi senaryonun, yani İran’ın parçalanmasının mümkün olamayacağını görüyorlar. Ya da belki böylesi bir senaryonun olası risklerine katlanmak istemiyorlar.

Umutlu olmama yol açan ikinci nedense İsrail ve Amerika’nın akıllı mühimmat stoklarındaki keskin düşüş. Foreign Policy’de geçtiğimiz günlerde yer alan konunun uzmanları tarafından kaleme alınan bir yazıdan ve Payne Institute tarafından yapılan analizlerden anlaşıldığı kadarıyla bu mühimmatın kısa süre içinde yerine konması çok olası değil. Üretim kapasiteleri sınırlı, kapasitenin arttırılması için de kapsamlı yatırımların yapılması, nadir elementlere ulaşılması gibi yapısal sorunlarının aşılmasını gerekiyor.

Oysa ne siyasetin ne de askeri gerekliliklerin yıllarca bekleyebilme lüksü var. Amerika tüm cephanesini İran’da tüketirse Çin’i Tayvan’da, Rusya’yı Ukrayna’da caydırma gücü kalmayacak. Dahası sözünü Almanya’ya dahi dinletemeyecek. İran savaşının ilk 36 saatinde çoğu ABD menşeli 3000’den fazla füze ve akıllı bombanın kullanıldığı düşünüldüğünde, bir de buna Körfez ülkelerinin kendilerini savunma amacıyla kullandığı 250 Patriot PAC-3 ile 30 THAAD eklendiğinde savaşın yakında sona ermesini beklemek gerçekçi ve makul.

Yine de ihtiyatlı olmakta yarar var. İran, her ne kadar istekli olsa, Amerika şartların zorlamasıyla artık zamanı geldi dese de İsrail faktörünü, Netanyahu’nun Trump üstündeki etkisini göz ardı edemeyiz. Savaşın uzamasına, İran’ın tamamen çökmesine en çok siyasi geleceği için umut bağlayan İsrail Başbakanı yakında cebinden başka bir tavşan çıkartıp Amerika’yı istediği yöne çekebilir. Ayrıca İran da İsrail’e yeni bir fırsat penceresi açabilir. Trump da zaten her an her şeyi yapabilir…

İlk yorum yazan siz olun
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.