Sınırlar

Mevlana İdris

Birkaç gündür Doğu Karadeniz’in çeşitli şehir ve kasabalarını dolaşıyorum. Giderken solumda, gelirken sağımda ana görüntü deniz ve yeri sürekli değişen güneş.

Kıyı boyunca denize girip çıkan insanlar görüyorum.

Büyük çoğunluğu ‘turist’ olan bu insanlar bir kış boyu bu bir kaç saati mi bekliyor?

Ve çay, fındık bahçeleri. Sonra uçsuz bucaksız bir yeşil.

Sinop İnceburun’da yani Türkiye’nin en kuzeyi denen noktada, fenerin dibine oturup oradan daha da kuzeye dikiyorum gözlerimi. Göremediğim yerlerde Kırım ve diğer birkaç eski tanıdık şehir kasaba…

Sinop’ta bütün oteller, pansiyonlar dolu.

Şehrin coğrafî koordinatlarını algılamak bir yabancı için biraz zor Sinop’ta. Denizle kara sık sık yer değiştiriyor.

Şehrin doğu girişinde elinde fenerle insan arayan ve gelenleri karşılayan Diyojen, hemen yanıbaşındaki zindanlarda iz bırakan Sabahattin Ali’ye bir şey söylüyor.

Gerze’de sivil mimarinin harika ve hiç bakılmayan örnekleri var bir çok Anadolu kasabasında, şehrinde olduğu gibi.

Oğuz Atay’ın şehri İnebolu, şaşırtıcı ve pek bilinmeyen mimarî eserlerle dolu. Safranbolu’nun adı çıkmış. İnebolu mimarî çeşitlilik bakımından daha zengin bir yer.

Ünye’de Yusuf Ziya gibi bir dostunuz varsa, şehrin bütün lezzetleri de sofranızdan geçit resmi yapar.

Sürmene’den aldığım bıçakla yol kenarındaki karpuz kavun sergilerinden seçilen bir kavunu ince ince doğramak bir zevk.

Lâkin söylemeden geçemeyeceğim, Karadeniz sahil yolu birbirine bitişik gibi duran il ve ilçelerin şehir içi trafik lambaları sebebiyle bir otoban ya da duble yoldan çok, sürekli dur kalk yapılan bir şehir içi güzergâh gibi.

Ve fakat şöyle bir gerçek var;

Ülkemizin doğusu da batısı da, kuzeyi de güneyi de; hem tabiat, hem mimarî, hem de insan çeşitliliği bakımından eşsiz sürprizler sunuyor.

Gezmeli, görmeli, yorulmalı, dinlenmeli; mekânı değiştirmenin içindeki ferahlığı keşfetmeli. Sonra da hamd etmeli.

O zaman Evliya Çelebî pirimiz gibi bir daha aşk ile: Seyahat Yâ Resulallah.

Mültecî olmak

Mültecî olmayan ne bilsin mültecînin ne olduğunu, ne yaşadığını ve neleri düşündüğünü, düşünemediğini.

Mültecîler Yüksek Komiserliği kurmakla bitmiyor bu işler.

Bir arkadaşım geçenlerde, bir mültecî arkadaşının çizdiği bir sayfayı göndermişti. İlginize sunuyorum:

Benim Karar’ım

Bir arkadaşımın elinde görerek okumaya başladığım Karar gazetesi ile yolculuğumun ikinci ayı.

Bu gazeteyi çıkaran siz değerli yazar ve gazetecilere selam olsun. İyi ki varsınız. Haddim olmayarak bir şey rica edeceğim; ayda en az bir klasik kitap vermeniz mümkün mü? Hani bir zamanlar yapmıştınız ya!

Sevcan Ulukaban

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.