Süleymaniye’de bayram sabahı

Mevlana İdris

Uzun yıllardan beri bayram sabahlarını bir grup dostla birlikte Süleymaniye’de karşılıyoruz. Çay, simit ve bayram sohbetini müteakip dağılıyoruz.

Her yıl eksilenler oluyor aramızdan.

Daha önceki bayramlarda aramızda olup, bu bayram eksilenleri hatırlarken, gelecek herhangi bir bayramda kesinlikle oluşturacağımız eksikliğin fehminde,

Milyarlarca müslüman kardeşimize yerin altındakileri ve göklerdekileri de ekleyerek, çok yönlü acı ve ölümlere rağmen Varedeni bilmenin sevinciyle “Bayram” der, sarılırız.

Dünya bu sarılıştan aldığı hızla kendisine verilen mühlete kadar dönmeye devam eder.

Bugün Bayram!

Müslüman coğrafyasında masum kan damlaları görüyoruz.

Vahşetin kol gezdiği şehirler, tarumar edilmiş mahalleler, insanlığın biraz dışına çıkmış varlıklar...

Savrulmuş, ezilmiş anlam sayfaları...

Acı mı acı bir dünya bu.

Buruk mu buruk bir bayram...

Ama işte bütün bu gerçeklere rağmen, bayram sabahı Allahuekber deyip, sevinç tekbirleri getiriyoruz.

Sarılıyoruz birbirimize, sarılıyoruz bir yetime. Sevindiriyoruz bir çocuğu.

Ağır hüznümüzle birlikte

Bayram diyoruz. Mübarek olsun diyoruz.

Yarın da bayram.

Kutluyoruz onu da. Sonra bir gün daha bayram. Daha sonrasında da tatil başlıyor mâlum.

Aman yollara dikkat! Ruhun labirentlerine de.

İyi bayramlar efendim.

Bayramlıklar için çarşılarda ve mağazalarda

(…) Gel gelelim fes meselesine. Bunun için İstanbul cihetine teşrif etmek ve Şekerci Hacı Bekir’in dükkânından itibaren ve şimdiki Dördüncü Vakıf Hanının karşısında, vitrininde makinalı küçük bir Arap mankene sağa sola kafasını sallatan eczaneden sonra, sıra sıra fes satıcısı ve kalıpçılarına uğramak zorunda idiler. Beyoğlunda bir fesçi dükkânı gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Beyler hem kendilerinin, hem yanlarında getirdikleri erkek çocukların feslerini bu Bahçekapıdaki fesçi dükkanlarında seçerler, başlara uydurulan bu fesler kalıpçının kalıpları içinde dumanlar püsküre püsküre kaplandıktan sonra püskülleri dikilir ve baba ile oğlunun başında son bir denemeden sonra bayram günü giyilmek üzere ya bir kutuya konur, yahut kalıbı bozulmayacak surette bir paket edilirdi. Bu fesler bayrama bir gün kala alınmışlarsa, bayram şekeri de o gün Hacı Bekirden alınırdı: Lokumlar, akideler, badem ezmeleri ve badem şekerleri… Halit Fahri Ozansoy- Eski İstanbul Ramazanları- İnkilap ve Aka Kitabevleri

İyi bayramlar

En çok çocuklar hak ediyor büyük avuçları! ‘’Alabildiğiniz kadar alın çocuklar’’ hitabına küçük eller mani oluyor, tabi şekerlerin gözü yaşlı....

En çok çocuklar hak ediyor uzun boylu olmayı...

Arefe gününde yıkanırsan bir arpa tanesi kadar uzarsın sırrını söyleyen yok, sır sırrına vakıf olunsun istiyor..

En çok çocuklar hak ediyor ayakkabılarını baş ucuna koymayı...

Ayakkabılar mağazada denendiği için kapının önünde bekliyorlar, ıslak mendiller hüzünden kurudu...

En çok çocuklar hak ediyor bayramı..

Çünkü onlar ‘’ah nerede o eski bayramlar’’ deyip tadımızı kaçırmıyor.

Eski bayramlar eskimek istemiyor! Bayramlar bayram olmak istiyor. Yeni bayramlar geldi millet uyanın, ilk çatapat benden fiçuuuuyyyvv. İyi bayramlar çocuklar ve diğerleri.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.